Birlikte öldüler!

Birlikte büyüdüler, aynı okula gittiler, aynı odada uyudular, aynı küçük restoranda çalıştılar. İsrailliler tarafından birlikte öldürüldüler. Ve sonra Yabad'ın; Batı Şeriadaki Cenin kentindeki unutulmuş köyün yukarısındaki mezarlığa birlikte gömüldüler.

Birlikte öldüler!
Robert Fisk - The Independent
Birlikte büyüdüler, aynı okula gittiler, aynı odada uyudular, aynı küçük köy restoranında çalıştılar. Pazar gecesi, İsrailliler tarafından birlikte öldürüldüler. Ve daha sonra Yabad'ın; Batı Şeriadaki Cenin kentinin güneydoğusundaki unutulmuş köyün üzerindeki mezarlığa birlikte gömüldü Bilal ve Hilal Salah. Filistinli kardeşler, ailelerine göre, köylerinin hemen altındaki otoyolda İsrail ordusu birliklerine öfkeyle bağırırken 50 kalibrelik kurşunlarla vuruldular. "Bilal'in beyni kafatasından çıkarak buraya düşmüştü" diye anlatıyor en büyük kardeş Züheyir, yolunun üst kısmındaki çöp dökülmüş toprağı göstererek. "Bilal'i eve hastaneye götürdükten sonra Hilal'in de kayıp olduğunu fark ettik. Hemen geri döndük ve onu da 10 metre ötede yatarken bulduk. O da başından vurulmuştu. Birlikte ölmüşlerdi."
Köylülerden biri pazar gecesi İsrail askerlerine gençler tarafından taş atıldığını söylese de Züheyir kardeşlerinin bağırmaktan öte bir şey yapmadıkları konusunda ısrar ediyor. Ve taş atmak da, her Filistinli'nin bildiği gibi ölüm cezasını hak edecek bir saldırıdır. Kardeşlerin öldüğü kanlı toprak, briketlerle çevrilmiş.
Yolun aşağısında İsrail askerleri, belki de Bilal ve Hilal Salah'ın katilleri bizi küçük, pis köye gitmememiz konusunda uyardılar. "Sizin yerinizde olsam oraya gitmezdim" dedi komutanları. "Cenaze töreni var." Ancak gittiğimze cenaze töreni çoktan bitmişti ve Kuran ve yapma çiçeklerle dolu bir odada halka halinde oturarak yas tutan orta yaşlı adamlar ile yere ucuz, pembe bir battaniye sarılmış halde ağlayan anne Seda ile karşılaştık. İki genç, Yabad'ın ilk Filistinli "şehitleri" idi. "Askerler, buranın yakınında Yahudi yerleşimcileri koruyorlar ve her gün bize ateş açılıyor, 50 kalibre mermi normal bir mermi değil" diyordu Züheyir. "Kurşunlar girer diye okulların pencerelerini kapamak zorunda kaldık."
Bilal ve Hilal Salah'ın dört erkek kardeşi, beş de erkek kardeşi vardı; Zuheyir, ölmüş babaları gibi bir emekçi. Ancak iki kardeşleri paralarını altı ay önce açtıkları küçük kafeye yatırmışlardı. Kardeşlerinin ölümünden daha iki gün önce kafelerinin tabelasını asmışlardı: "Çiçekli Restoran". Aile, kardeşlerin fotoğraflarını bastırmış, fotoğrafların etrafına Kuran'dan ayetler yazdırıp Yaser Arafat'ın Filistin Yönetimi'nin nişanını çizdirmişti bile.
Züheyir ibadet edenleri rahatsız etmek istemezcesine fısıltıyla konuşuyordu. "Her zaman beraberlerdi. Hatta aynı odada uyurlardı. Evet askerlere taş atarlardı, ancak nadiren. Herşeyi birlikte yaparları. Bizim ailemiz burada iyi bilinir, köyde seviliriz." Züheyir, "saygı görür" demek yerine "mahbubim" yani "sevilir" kelimesini kullanıyor. Köylüler, cinayetleri protesto etmek için ölümcül yolda ateşler yakmıştı, ancak öğleden sonra, kara duman yanmış asfaltta lastiklerin küllerini bırakarak dağıldı.
Yabad'ın çevresinde de İsrail işgaline muhalefetin dokunaklı izleri var. Köyü çevreleyen tepelerde uluslararası yasalara göre kanun dışı olan Yahudi yerleşimlerinin kırmızı çatıları akşam güneşinde parıldıyor, yoldan askerlerin eşlik ettiği konvoyların gürültüsü geliyordu. Züheyir'in dediği gibi, İsrailliler düzenli olarak, her gün ateş açıyorlar, küfürden başka herhangi bir şeyle yüzleşmeseler bile; ancak banketin aşağısındaki yol, taşlar için ayartıcı bir hedef olsa gerek.
Daha sonra bir yerleşimci konvoyu yanımızdan geçti, aile arabaları ve zırhlı otobüsler, askeri kamyonların arasında sandviç olmuştu. Pazar günkü cinayeti bilseler bile, kimin öldüğünü bilmelerin pek ihtimali yoktu. İsrail askerleri bir daha Yabad'a girmedi...
www.evrensel.net