Küreselleşme emperyalist kültürü besler

Küreselleşme emperyalist kültürü besler

Bu yıl ana teması 'Küreselleşme' olarak belirlenen TÜYAP Kitap Fuarı'nın Onur Yazarı Şükran Kurdakul küreselleşmenin emperyalist kültürü döl yatağında beslediğine dikkat çekiyor.

Küreselleşme emperyalist kültürü besler
Ebru Ilgaz
19. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur Yazarı Şükran Kurdakul seçildi. Bunu fırsat bilerek ziyaretine gittiğimiz Kurdakul'dan fuara ilişkin düşüncelerinin yanı sıra şairliğini ve edebiyat tarihçiliğini de dinliyoruz. Sorular ve cevaplar arasında verilen molalarda anılarını, gençlik yıllarındaki Türkiye'yi anlatıyor şair, dört ciltlik Çağdaş Türk Edebiyat'ı ve şiirlerini nasıl yazdığını, kendisini cumartesi günü ziyarete açılacak olan kitap fuarına onur yazarı seçtiren şeyin bu eserler olduğunu. Kurdakul yazmaya başladığı dönemin, antiemperyalist düşüncelerine tanıklık eder. Hayatı boyunca emperyalizme ve onun ürünü olan kültüre karşı verdiği mücadele onun 'toplumcu' yanını ortaya koyar. 19 yaşında bir lise öğrencisiyken hapishanelerle tanışır. Şair, arkadaşlarıyla beraber çıkardığı 'Yeryüzü' ve 'Beraber' dergilerinde mücadeleye devam eder. 1953 yılında bu kez TCK'nın 141. maddesine aykırı eylemde bulunduğu iddiasıyla bir kez daha tutuklanır. İki yıl tutuklu kaldıktan sonra çeşitli gazete ve dergilerde düzeltmenlik yapar, Ataç ve Eylem dergilerini çıkarır. Kurdakul, mücadeleyi Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği'nde de sürdürür. 1999 yılında Makedonya Yazarlar Birliği'nin Şiir Asası Ödülü'nü alan Kurdakul'u aydınların son zamanlarda yoğunlaşan kültür emperyalizmine karşı mücadelesinde de ön sıralarda görüyoruz.
- 19. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nın onur yazarı seçildiniz. Kitap fuarını ve böyle bir fuara onur yazarı seçilmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
19 yıldır TÜYAP'ın kitap fuarı gibi bir organizasyonu gerçekleştirmesi, bizim gibi demokratikleşme sancılarının son bulmadığı ülkede bir utku sayılmalıdır. 19 yıl öncenin koşullarını anımsarsak yasadışı, hukukdışı, uygarlıkdışı eylemlerin sürüp gittiği zorbalık düzeninde böyle bir girişimi göze almak her yiğidin harcı değildi. Bu nedenle TÜYAP'ın kurucularını kutlamak gereğini duyuyorum. Şimdiye kadar seçilen onur yazarları; Vedat Günyol, Melih Cevdet, İlhan Selçuk, Rıfat Ilgaz, Server Tanilli gibi düşün ve edebiyat adamlarının arasında bulunmam hem sevinç hem onur veriyor bana.
- Fuarın bu yılki teması küreselleşme, ana tema olarak bu konunun seçilmesinin nedeni ne olabilir?
Bu yıl ana konunun küreselleşme olduğunu biliyorum. Kimi panellerinin başlıklarını ve konuşmacıların kimler olduğunu gazetede okudum. Gerçeğin aldatmacaya dönüştürüldüğü bir dünyada bu konunun işlenmesine büyük bir gereksinim var. Bildiğiniz gibi küreselleşme kapitalizmin uluslararası odağıdır. Döl yatağında kültür emperyalizmini besler. Kültür emperyalizmiyle savaşımda artık aydınlanma felsefesini öncü kabul etme aşamasına gelen ülkemiz okumuşlarınca birincil görev sayılmalı. Öyle sanıyorum ki TÜYAP'ın konuya tümel yaklaşımı bu gerçeklerden kaynaklanıyor.
- Emperyalist kültüre karşı mücadele yürüttüğünüzü biliyoruz. Sizce küreselleşme ve emperyalist kültür arasında nasıl bir ilişki var?
Az önce küreselleşme olgusunun döl yatağından kültür emperyalizmini beslediğine işaret etmiştim. Kuşkusuz yalnızca bugünün sorunu değil kültür emperyalizmi. Kapitalizmin uluslararası niteliği de bugünün sorunu değil. Ama emperyal güçler özellikle son on yılda -çoğun ekonomileri silah endüstrisine dayandığı için- dolaylı ya da dolaysız egemen oldukları ülkelerde eskiden olduğundan daha planlı biçimde işbirlikçi yetiştirmenin yöntemlerini aradılar. Önce 2. Dünya Savaşı sonrası sinemayla başlatılan saldırı, geleneksel olana karşı üretilen moda sapkınlıkları ve dil kirlenmeleriyle yeni boyutlara ulaştırıldı.
Arkasında elbetteki tüketim ekonomisi... Yerel güzellikleri evrensel güzelliklere dönüştürmek başka, onları içeriğinden soyutlamak başka. Bizler batıya batı düşüncesine değil batı kapitalizmine karşıyız. Bu nedenle görevimiz batının yaşadığı kültürel savaşımları elimizin tersiyle itmek değildir. Descartes'da ülkesi yoktur, Marks'ın Engels'in de.
- İlk kitabınız 1943'te yayınlandı. 57 yıllık bir edebiyatçı kimliğiniz var. Bu süreçte yaşamınıza ilişkin kesitler yansıtabilir misiniz?
Başladığım yıllar CHP tek başına iktidardaydı. Birden fazla partİ kurma yasağı olduğu için sosyalistler kimi dergi ve gazete çıkararak dünya görüşlerini yaşama geçirmek istiyordu. İlk kitabımın çıkışından iki yıl sonra bu dergilerin çoğunu okuma olanağı bulduğum için teşekkür borçluyum benden önceki sosyalistlere. Nâzım Hikmet'in uzun hapislik döneminde değişik takma adlarla yayınlanan şiirlerini tanıyınca uzun süre etkisinde kaldım onların. Çoğu kez söylediğim gibi bizden önce klasikleri tanımış, bizden önce âşık olmuş, sizden önce hapse girmiş bir büyük ustaydı Nâzım. Onun gibi yazmama savaşımımın beş-altı yıl kadar sürdüğünü söyleyebilirim. Her dönemin kendine özgü toplumsal siyasal özellikleri var. Toplumcu şair bu özelliklerden yeni duyarlılıklar çıkarmayı başarabilen kimsedir. Kendine özgü şiir dünyasını, kendine özgü yapılarla verebilmektir işi. Ne kadar başarabildim? Bu soruyu yanıtlamak bana düşmez. Ama iki yıl önce yeniden yayınlanan 6 şiir kitabımı oluşturan ürünlere yabancı olmadığımı söyleyebilirim.
- Şiirinizde hangi dönemleri yaşadınız?
1960'dan sonra Türkiye İşçi Partisi'nin kurulması (TİP), toplumsal siyasal yaşama dinamizm getirdi. ABD ile ilişkiler siyasal iktidarlarca övünç vesilesi olurken TİP antiemperyalist direnç hareketlerinin öncüsü oldu. Bu dönemin duyarlılıklarını yansıtan şiirlerimi 1965'de "İzmir'in İçinde Amerikan Neferi", 1969'da "Halk Orduları" kitaplarında topladım. Birincisi savcılık koğuşturmasıyla yasaklanmadan kurtuldu. Halk Orduları'ndan dolayı iki on aya hüküm giydim ve kitabımı topladılar. Bu dönemi tanıklık eder o şiirler. Sonra 1980'li yıllardaki 'ben' ile 'biz' arasındaki yakınlık, baskılar karşısında tutsaklığı kabil etmeyen insanın tutsaklığı, emeğin emekçinin simgelediği tragedyalar işlenir daha çok.
- Sizin bir de edebiyat tarihçiliği yönünüz var. Hangi ihtiyaç sizi edebiyat tarihi yazmaya yöneltti?
Yetiştiğim dönemler Osmanlı İmparatorluğu'nun yarı sömürge olma dönemine ilişkin sorunları işleyen yapıtları ilgimi çekti. Yazarlar arasında Tanzimatın 2. kuşağında sayılan Namık Kemal önde gelir. İlk kez 12 Mart karanlığında Namık Kemal üzerine çalışmayı öngördüm. Kendilerini bağımsız sayan araştırmacılar bile pek çok yazısını görmezlikten gelmişlerdir şairin. Aydınlanma felsefesinin Osmanlı'daki öncülerinen biri olduğu, hürriyet, adalet, hukuk gibi kavramlar için savaştığı bilinir de İngiliz-Osmanlı ticaret anlaşmasından sonra ülkenin dışa bağımlılığı karşısındaki tavrı konuşulmaz pek. Öyle sanıyorum ki bu Namık Kemal'in batı kapitalizmi karşındaki tavrını öğrenmiş olmak, Avrupa Birliği konusuna gözü kapalı yaklaşmayı önleyecek bir kültür mirası niteliği taşır. İşte sözünü ettiğim araştırma merakını çalışmaya dönüştüren ana neden tarihe nesnel olarak yaklaşabilme kaygısı oldu benim için. Şimdilerde 6. basımını yapabilen şairler-yazarlar sözlüğünde de elden geldiğince aynı yöntemli çalıştım. Çağdaş Türk Edebiyatı, Meşrutiyet Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi'ni hazırlarken de öyle.
- Tüm bunların ardından kendinizi yorgun hissediyor musunuz?
1946'dan sonra yaşamımın 54 yılı toplumsalkültürel savaşım içinde geçti. Mahkemeleri, cezaevlerini tanıdım. Egemen güçlerin dümen suyundaki edebiyat adamları da çelme takmayı esirgemediler benden. Ama inandığım doğrulardan, özgür adam kimliğinden soyutlayamadılar beni. Sizden gibi bizden sonra gelen kuşakların düşünsel yaşamlarına az da olsa katkım olduğunu biliyorum. Yorgunluğu da, umutsuzluğu da silip götüren bu...
www.evrensel.net