KHK, yetki gaspıdır

KHK, yetki gaspıdır

Bugüne kadar işbaşına gelen tüm hükümetlerin başvurduğu KHK uygulamasının olağan durum olmadığını belirten hukukçular, bu şekilde "hükümetin Meclis'i by-pass ettiğini" belirttiler.

KHK, yetki gaspıdır
Sultan Özer
Hukukçular tüm hükümetlerin başvurduğu Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uygulamasının olağan durum olmadığına dikkat ektiler. Hukukçuların birleştiği bir ortak nokta da, Ecevit hükümetinin bankaların özelleştirilmesi ve memurların özlük haklarına ilişkin düzenlemeler gibi önemli durumlarda başvurduğu KHK'larla "Yasama görevini Meclis'in elinden alıp, yasamayı by-pass ettiği" oldu.
FP'nin hukukçu kökenli Grup Başkan Vekili Bülent Arınç, KHK'lerin olağan durum olmadığını, çok acil durumlarda kapsamı dar tutulmak şartıyla başvurulabilecek yöntem olduğunu söyledi. Memurlarla ilgili KHK'yi örnek göstererek, hükümetin Meclis'ten çıkaramayacağını, kamuoyunun tepkisini alacağını düşündüğü konuları KHK yoluyla halletme isteğine dikkat çeken Arınç, sözkonusu KHK'nin yasa olarak çıkarılmak için Meclis'e getirilmesi durumunda da muhalefet olarak çıkmaması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. "Anayasaya, temel prensiplere çok aykırı olan anti demokratik bu kanunun çıkmaması için çalışacaklarını" belirten Arınç, iktidarın bir dayatmayla bunu getirmeleri durumunda sayısal çoğunlukları olduğu için çıkarabileceklerine de dikkat çekti.
Yetki gaspı
Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Ali Ersin Gür de yasa çıkarma yetkisinin TBMM olduğunu hatırlatarak, "Haliyle farklı partilerden milletvekillerinin oluşturduğu bu yapı yasaları çıkartır. Ancak KHK'yi yürütme organı olan Bakanlar Kurulu çıkarıyor. Bakanlar Kurulu, tek parti hükümetteyse tek partinin, koalisyon hükümeti sözkonusu ise birden fazla partinin üyelerinden oluşur. Bakanlar Kurulu, KHK yoluyla muhalefeti de ekarte eder. Sonuçta TBMM'nin devre dışı bırakılarak bir yasal düzenleme yoluna gitmesi anlamına geliyor" dedi.
"Bir hukuk devletinde böyle bir şeyin olmamaması gerektiğini" kaydeden Gür, bir yasa tartışılırken en azından farklı kesimlerin düşüncelerini ifade edebilme, muhalefetin düşüncelerini dile getirme imkânı olduğunu, ancak Bakanlar Kurulu'nda tek renk, tek ses, tek ton'un hakim olmasından dolayı tartışılmadığına vurgu yaptı. Gür, "Hele hele ülkemizde liderler sultası gözönünde bulundurulursa, parti lideri ne derse bakanlar o doğrultuda karar veriyor. Çünkü her an bakanlıktan geri alınma tehlikesi vardır. Bunun, demokratik bir hukuk devletinde olmaması gerektiği bir yana, bu kadar yaygın bir şekilde kullanılması aynı zamanda Anayasal bir suçu da beraberinde getirir. Çünkü yetki gaspı sözkonusudur" dedi.
İvedilikle görüşülmeli
KHK'lerin çıkarılması için çok olağanüstü acil bir durumun olması, çıkmasının gecikmesinde çok ciddi kayıpların, tehlikelerin bulunması şartının aranması gerektiğine dikkat çeken Gür, "O zaman hemen Bakanlar Kurulu'nu toplanır, KHK hazırlanır, Resmi Gazete'de yayınlanır fakat aynı gün parlamentoya sunulması, parlamentoda da ivedilikle ele alınıp, diğer yasalardan önce hemen sonuçlandırılması gerekir" diye konuştu.
Bugüne kadar hazırlanan bazı KHK'ler konusunda kuşkusunu dile getiren Gür şunları söyledi: "Türkiye'de ilginç bir durum var. Her ne kadar Anayasa 'Resmi Gazete'de yayınlandığı gün TBMM'ye sunulur' diyorsa da 92 KHK Resmi Gazete'de yayınlanmadan ve haliyle parlamentoya da sunulmadan yürürlüğe giriyor. Kimse içeriğini bilmiyor bu KHK'lerin. Yalnız bunlardan birisinin Jivkov döneminde Türklere yapılan baskının önlenmesine ilişkin bir KHK olabileceği, birinin de bir Kamu İktisati Teşekkülü'nün özelleştirilerek yabancılara satılmasına dair olduğu var sayılıyor. Ama ne kadar doğru kimse bilmiyor. Diğerlerinin içeriğini ne parlamento üyeleri, ne kamuoyu biliyor ki bu da Anayasa'nın 91'inci maddesine aykırı bir suçtur ve Anayasa'nın da ihlalidir. Aslında bu konuda yapılması gereken şey, savcılığın ya da Yargıtay Savcılığı'nın biran önce harekete geçip, soruşturma başlatmasıdır. Çünkü Anayasa ihlali de sözkonusu. Bunu yapanlar da dönemin Başbakanı'dır, Bakanlar Kurulu'dur. Bildiğim kadarıyla hemen hemen hepsi Özal döneminde çıkarılan KHK'lerdir. Dönemin bakanları sorgulanmalıdır."
KHK uygulamasının beraberinde keyfiliği de getirdiğini belirterek, hukuk devleti ile polis devletini kıyaslayan Gür, ikisi arasındaki en büyük farkın, hukuk devletinde hem yöneten hem yönetilenlerin yasalar karşısında eşit şekilde sorumlu olması olduğunu belirtti.
Bir polis devletinde böyle bir zorunluluk olmadığını, keyfi şekilde, nasıl istiyorlarsa, işlerine nasıl geliyorsa öyle karar verdiklerini kaydeden Gür, kimsenin hukuk adına bu adamlardan hesap sorma hakkının ve bunun mekanizmasının bulunmadığına dikkat çekti. Gür, KHK'lerin tamamen kaldırılmasını ve Bakanlar Kurulu'na böyle bir yetkinin verilmemesini istedi.
www.evrensel.net