'İsrail ile anlaşmamız yanlıştı'

İsrail'in Filistin halkına yönelik katliamı devam ederken, Türkiye'nin Refahyol döneminde İsrail ile yaptığı askeri anlaşma FP Genel Başkan Yardımcısı ve Grup Başkan Vekili Bülent Arınç'ı rahatsız etti.

'İsrail ile anlaşmamız yanlıştı'
Sultan Özer
Fazilet Partisi Grup Başkanvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Arınç, 1997 yılında Refahyol hükümeti döneminde İsrail ile yapılan ve altında "dönemin başbakanı" sıfatıyla Necmettin Erbakan'ın imzasının bulunduğu askeri ve ekonomik anlaşmalardan "pişman olduğunu" ortaya koydu.
İmzalanan anlaşmalardan hükümet üyelerinden birçoğunun haberi olmadığını öne süren Bülent Arınç, "Mesela memurlarla ilgili KHK getirildiğinde Başbakan da dahil olmak üzere bakanların hepsi 'Bundan haberim yok' demişlerdi. Ama iki gün sonra haber verdiler kendilerine. Bir yerlerde bu hazırlıklar yapılmış ve önlerine getirilmiş. Benzer pek çok şey Türkiye'de cereyan etmiş olabilir" dedi.
Gazetemizin Filistin'de yaşanan katliam ve bölgedeki gelişmelerin Türkiye'ye etkisine ilişkin sorularını yanıtlayan Bülent Arınç, şu görüşleri dile getirdi:
Filistin halkına karşı tam bir katliam yapılıyor. Türkiye ise sessizliğini sürdürüyor. Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sadece Filistin konusunda değil, Türkiye'nin dış politikasında yıllardan beri bir siliklik var. Yani, atak değil, cesur, kararlı değil. Türkiye henüz kendi misyonunun farkında değil. Günü birlik birtakım çalışmalar veya kişisel gayretlerle dış politika yürütülmeye çalışılıyor. Özellikle İsmail Cem döneminde dış politikanın sadece kişisel temaslarla yürütüldüğü bir gerçektir. Oysa dış politika bir ülke için, bir devlet için en öncelikli konulardan birisidir.
Hem tarihten gelen hem de bugün itibariyle, daha çok geleceği planlayarak ülkemizin bölgedeki ülkelerle ve bütün dünya ülkeleriyle ilişkilerini düzenleyen çok güzel planlanmış bir çalışmaya ihtiyacı var. Ancak biz dış politikamızı "Yurtta sulh cihanda sulh" esprisi üzerine kuruyoruz ve bu söz anlam itibariyle güzel olmakla birlikte bize pratik faydalar getirmiyor.
Türkiye'nin gelişmeler karşısındaki yaklaşımı nasıl olmalı?
Türkiye bölgeye en yakın ve bölgedeki ülkeler içerisinde askeri bakımdan da siyasi bakımdan da hemen hemen en güçlü ülkedir. Burada, Mısır'dan bile önce Türkiye olmalıdır. Ama, Türkiye bu misyonunu her zaman inkâr etti ve böyle bir görevi üstlenmedi. Filistin ile İsrail yetkilileri arasında güya başlayan barış anlaşmasından da bir netice çıkacağını düşünmüyorum. Burda Türkiye hem kendi güvenliği hem de bölgedeki huzurun tesisi için İsrail'e karşı bu, özellikle mukaddes beldelerde, meskûn mahallerde silah kullanılmasını açıkça tenkit etmeli, BM'yi toplantıya çağırmalı, Güvenlik Konseyi'nden İsrail aleyhine bir karar çıkartmaya çalışmalı ve bunun öncülüğünü yapmalıdır.
Şüphesiz bu kararlar çoğu zaman veto edilebilir, çünkü veto hakkına sahip ülkeler var. Ama Türkiye bununla kalmamalı, geniş bir diplomasi atağı içerisinde hem tarih, hem kültür, hem de inanç bağıyla bağlı olduğu Müslüman halkların bugün içerisinde bulundukları bu acıklı duruma bir devlet olarak ağırlığını koymalı ve çözüm bulmalıdır. Ama Türkiye'nin dış politikası başta da ifade ettiğim gibi maalesef siliktir ve çoğu zaman kişiliksizdir. Böyle kişiliksiz ve silik bir dış politikada Türkiye'nin sözünü geçirmesi ve etkili olması mümkün değil.
Türkiye-İsrail askeri işbirliği anlaşması RP'nin iktidarda olduğu dönemde yapıldı ve anlaşmanın altında Necmettin Erbakan'ın imzası var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsrail ile kültür anlaşmaları, askeri işbirliği anlaşmaları imzalanmış. Bunların TBMM'den geçen kısmı var, geçmeyen kısmı var. Şu anda yürürlükte. Özellikle Türkiye F-16 uçaklarıyla ilgili olarak ABD aracılığıyla bildiğim kadarıyla geniş bir işbirliği yapıyor. Hatta pilotların eğitiminden tutun, yedek parça, malzeme ve elektrik donanımıyla Türkiye ilgili. Bence bu anlaşmalar Türkiye'nin milli menfaatlerine de uygun olduğu sürece geçerli olabilir.
Ancak İsrail ile bu anlaşmaların imzalanmasından, bu tarihte yapılan tartışmalardan da biliyorum ki, hükümet üyelerinin çoğunun haberi olmamıştır. Şu anda elimizde bir fırsat var. O fırsat da İsrail'in bölgedeki bu işgalci, mütecaviz durumunu bahane ederek Türkiye'nin İsrail ile imzaladığı anlaşmaları durdurmasıdır, askıya almasıdır.
Yeniden gözden geçireceğini ifade etmesidir ve eğer bu tavrı devam ederse İsrail ile tüm ilişkilerini kesme noktasına gelebileceğini ifade etmelidir. Biz o zaman yanlış yapmış olabiliriz ama bugünkü hükümetlere düşen bunu yapmaktır.
Anlaşmaların içeriğini bilmeyen hükümet üyelerinden bahsettiniz. Peki imzalanan bu anlaşmalar için bir baskı söz konusu olabilir mi?
Bilinmeyenden şunu kastediyorum; mesela memurlarla ilgili KHK getirildiğinde Başbakan da dahil olmak üzere bakanların hepsi 'Bundan haberim yok' demişlerdi. Ama iki gün sonra haber verdiler kendilerine. Bir yerlerde bu hazırlıklar yapılmış ve önlerine getirilmiş. Sanıyorum buna benzer pek çok şey Türkiye'de cereyan etmiş olabilir. Baskıdan daha çok etkileşme olabilir diye düşünüyorum.
İsrail'li şirketler GAP bölgesinde incelemede bulunuyorlar. GAP'tan pay kapma peşindeler. Böylesi bir dönemde bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Dış politikada bir ülkenin temel hedefi milli menfaatlerdir. Ne yaparsanız yapın, ne söyleyecekseniz söyleyin neticede bunun milli menfaatlerimize uygun olması gerekir. GAP yıllardan beri süren bir projedir ve Türkiye büyük servetler aktarmıştır. Elbette ülkemizin bundan yararlanmasını birinci planda düşünüyoruz.
Bölgedeki ülkeler de kendi imkânlarıyla Türkiye'ye menfaat kazandıracak birtakım ilişkiler getiriyorlarsa biz kendi işimize bakarız. Ama ideolojik anlamda, siyasi anlamda GAP'tan pay kapmaya çalışıyorlarsa veya kendi duyarlılıkları ve gelecekleri açısından Türkiye'nin bu imkânlarını sömürmeyi düşünüyorlarsa -ki birtakım çabalar böyle- buna Türkiye'nin 'Evet' demesini veya başımızdaki yönetimlerin buna göz yummasını hiç kimse affedemez.
www.evrensel.net