Yeni Dünya Doğası!

Yeni Dünya Doğası!

Dünya, doğasının kendini yenilemesine izin vermeyen çılgınlıkta bir tüketim ile karşı karşıya. Otuz yılda dünyanın doğal varlıkları üçte bir oranında azaldı. Bunun nedeni, aynı dönemde yüzde 50 oranında artan tüketim.

Yeni Dünya Doğası!
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF)'nin "Yaşayan Gezegen 2000" başlıklı raporu, dünyanın doğal varlıklarını yok edenleri ortaya koyuyor. Kendini yenileyebilme özelliği olan dünya doğası, aşırı kirletme ve tüketme nedeniyle kendini yenileme özelliğini de yitiriyor.
Kuzey Amerika ve Batı Avrupa, dünyanın doğal varlıklarını en fazla tüketen ülkeler. Öyle ki, eğer dünyadaki diğer insanlar da bir Amerikalı, bir Alman ya da Fransız gibi beslenip enerji harcasa; ikinci bir dünya gezegenine daha ihtiyaç olurdu. İleri kapitalist ülkelerde, ekonomik gelişim beraberinde aşırı tüketimi de getiriyor ve aşırı kâr hırsı çevre bilincinin önüne geçtiği için, dünyanın doğal varlıkları geri dönüşümü mümkün olmayan bir yok oluşa götürülüyor.
"Yaşayan Gezegen 2000" başlıklı rapor, dünyanın doğal ekosistemlerinin durumunu ve insanoğlunun doğal varlıklar üzerindeki olumsuz etkilerine dair her yıl hazırlanan bir rapor. Dünyadaki doğal ormanların, temiz su kaynaklarının ve deniz ekosistemlerinin değişen durumunu irdeleyen rapor, doğal varlıklara yönelik olumsuz etkinin bölgelere göre nasıl bir dağılım gösterdiği de içeriyor.
Üretim alanlarının dağılımı
Rapora göre; dünyadaki 12.6 milyar hektarlık biyolojik üretim alanı, dünya yüzeyinin aşağı yukarı dörtte birini kaplıyor. Bu alanın, 1.3 milyar hektarı ekili alanlar, 4.6 milyar hektarı otlaklar, 3.3 milyar hektarı orman alanları, 3.2 milyar hektarı da balık tutulan bölgelerden oluşuyordu. Yapılaşma alanları ise 0.2 milyar hektar. Bu üretim alanı toplamından dünyadaki 5.7 milyar insana kişi başı düşen alan miktarı ise 2.2 hektar. Biyolojik üretim alanlarının yüzde 10'unu diğer türlere bırakırsak, her insan için aşağı yukarı 2 hektarlık bir alan düşüyor.
Raporda, dünyanın doğal varlığı olan biyolojik üretim alanları olarak belirtilen, orman, temiz su ekosistemleri, okyanuslar ve sahillerinin miktarındaki azalmaya da dikkat çekiliyor. 1970'den bugüne bu doğal varlığın yüzde 33 oranında azaldığını belirten rapor, her yıl ortalama yüzde 1'lik bir azalmanın sözkonusu olduğu uyarısı yapıyor.
Doğal varlık yok oluyor
Bu ekosistemlerdeki canlı türlerindeki azalmaya da dikkat çekilen raporda, ormanlardaki 319 türün nüfusunun, son 30 yılda yüzde 12 azaldığı, temiz sulardaki 194 türün nüfusu da yüzde 50 oranında düştüğü ifade ediliyor. Denizlerdeki 217 türün nüfuslarında ise yüzde 35 oranında bir azalma söz konusu. Bu hesaplamalar dünyanın değişik bölgeleri dikkate alınarak yapılıyor.
Güney'de şiddetli tükeniş
Örneğin, ormanlara ilişkin veriler, ılıman ve tropik ormanların ayrı ayrı eğilimlerinin ortalaması. Temiz sulara ilişkin veriler 6 kıta, denizlere ilişkin veriler de 6 okyanusun ölçümleri baz alınarak belirleniyor.
Üç temel ekosistem çeşidine ilişkin veriler de, güney yarımkürede doğal varlık miktarının şiddetli düşüş göstermesi. Rapor, bunun kuzey yarımküredeki bölgelerin daha iyi durumda olduğunu göstermediğinin ve sadece kuzeydeki bölgelerin son 30 genel olarak yılda daha düşük bir değişim gösterdiğinin işareti sayıyor.
Karbondioksit tehlikesi
Rapor, atmosfere bırakılan karbondioksit miktarındaki artışı "20. yüzyılda dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük risklerden biri" olarak tanımlıyor ve "insanoğlunun dünyanın doğal varlığına verdiği büyük zararın sembolü" olarak nitelendiriyor.
Küresel ısınma, bir başka deyişle iklim değişiminin kaynağı, atmosfere yayılan pek çok zararlı gaz, özellikle de karbondioksit.
Biyosferde sadece sınırlı bir kapasitede karbondioksitin soğurulabilir oluşu bu riski iyice artırıyor. Dünyadan atmosfere bırakılan karbondioksit miktarı 12 milyar ton civarında. Yani, kişi başı iki ton karbondioksit atmosfere salınıyor.
1960 yılından bu yana da karbondioksit emisyonu üç kat arttı. Karbondioksit, Sanayi Devrimi'nden bugüne büyüyen bir tehlike ve son iki yüzyılda 1 trilyon ton karbondioksitin kullanılan fosil yakıtlardan atmosfere yayıldığı belirtiliyor. Milyonlarca yıldır dünyanın kabuğunda oluşan kömür, petrol ve gazda bulunan karbon, atmosfer boşluğuna sadece iki yüzyıl içinde yeniden bırakılmış oldu.
Raporda, pek çok alanda kullanılan fosil yakıtların dünyanın doğal çevresini 10 bin yıl önce yaşanan Kültür Devrimi'nden bu yana olmadığı kadar değiştirdiğini vurgulanarak, fosil yakıtların insanoğlunun dünya doğasına verdiği zararın içinde en büyük kalemi oluşturduğu belirtiliyor.
Emperyalistler 4 kat fazla tüketiyor
Oysa, ülkelerin doğal varlıkları tüketimine bakıldığında, Kuzey yarımkürede yer alan sanayileşmiş ülkelerde doğal kaynakların ortalama tüketimi, geri kalmış ülkelerdeki ortalama tüketimin dört katı büyüklüğünde olduğu görülüyor.
Bu da demek oluyor ki; çoğunlukla kuzey yarımkürede bulunan zengin devletler, güney bölgelerdeki doğal varlıkların yok edilmesi sürecinin temel sorumlusu. Hazırlanan raporda, bazı hayvan türlerinin soyunun tükenmesi örnek verilere, doğal varlıkların yitirilmesinin sorumlusunun daha çok kuzey yarımkürede bulunan sanayileşmiş ileri kapitalist ülkeler olduğu vurgulanıyor.
Tüketim yüzde 50 arttı
"Yaşayan Gezegen 2000" başlıklı raporda, son 30 yılda, orman veya okyanus ve tatlı su ekosistemlerindeki doğal varlığın üçte bir oranında azaldığı, ancak aynı zaman diliminde, insanlığın bu doğal kaynakları tüketiminin yüzde 50 oranında arttığı belirtiliyor. Tüketimdeki yıllık artışın yılda ortalama 1.5 düzeyinde olduğu da raporda yer alıyor.
Raporu hazırlayan Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın başkanı Ruud Lubbers, raporu hazırlamaktaki amaçlarının bu konuda kamuoyunu ve tüm hükümetleri uyarmak olduğunu belirterek, hükümetleri doğal kaynakların tasarruflu kullanılması için daha etkin teknikler uygulamaya çağırıyor.
Vakıf Başkanı Rund Lubbers, doğal varlıklarının tüketimine sınır koyulmasını ve dünya nüfusunun hedeflenenden daha düşük tutulması için kabul edilebilir politikalar geliştirilmesini de istiyor.
www.evrensel.net