İHD mücadeleyi genişletecek

"İHD olarak bizleri bekleyen görevlerin farkındayız. Ekonomik ve sosyal haklar konusunda, Türkiye halkını çok daha kötü günlerin beklediğini görüyoruz."

İHD mücadeleyi genişletecek
Erdal Kara
İnsan Hakları Derneği (İHD)'nin geçen hafta sonu yapılan 10. Genel Kurulu'nda genel başkanlığa yeniden seçilen Hüsnü Öndül, çok yoğun bir dönemin ardından yapılan genel kurulda oldukça önemli kararlar alındığını söyleyerek, yeni dönemde diğer kitle örgütleri, sendika ve siyasi partilerle ilişkilerin önemine değindi.
Hüsnü Öndül ile genel kurul süreci ve İHD'nin yeni döneme ilişkin projeleri üzerine görüştük.
İHD genel kurulu, nasıl bir süreçte yapıldı? Kong-reyi nasıl değerlendiriyor sunuz?
İHD, Türkiye'nin tüm problemleri konusunda söz söylediği için, kurulduğu günden bu yana zaten sıkıntılı süreçleri sürekli yaşayan bir örgüt. Bu kongrenin özelliklerinden biri, delegenin iradesine müdahale edilerek, genel başkan seçilen ve örgüt içerisinde çeşitli görevlerde bulunmuş olan Akın Birdal'ın dernek üyeliğinin sona erdirilmesi ve genel başkanlıktan ayrılması, cezaevine alınmasının ardından yapılıyor olması.
Biz 1998 Ekim ayında yönetime geldik. Bizim görevde olduğumuz dönemde yaşanan önemli bir olay, Abdullah Öcalan'ın yakalanması oldu. Bunun doğurduğu çeşitli sorunlar vardı. O dönemde aynı zamanda, bir azınlık hükümeti sözkonusuydu, 18 Nisan seçimleri yapıldı, deprem oldu; bu yoğun geçen günlerde yöneticilik yaptık. İHD bir taraftan gelişmeler karşısında tepkisini koyarken bir taraftan da projelerini hayata geçirmeye çalıştı. 14 yıllık birikimlerle GYK üyeleri ve şube başkanları olarak geleceğe bir perspektif sunmaya çalıştık.
Bu kadar yoğun bir dönemin ardından, önümüzdeki dönemlere ilişkin görevlerimizi de önümüze koyarak genel kurula gittik. Bu perspektifler içinde, İHD'nin daha etkili bir örgüt olması konusunda büyük bir mutabakat vardı. Dolayısıyla herkesi kucaklayacak bir yapı oluşturalım dedik. Birkaç gün onun sancıları yaşandı, ancak sonuçta herkesi kapsayan ve geleceğe dönük projeleri olan bir yönetim ortaya çıktı.
İki günlük kongre süresinde çeşitli kararlar alındı. Bu kararlardan biraz bahseder misiniz?
F tipi cezaevlerine ilişkin kararlılığımız vurgulandı ve yeni eylemler gündeme geldi. Ekonomik ve sosyal haklarla ilgili, özellikle çalışma yaşamıyla ilgili çeşitli kararlar alındı. IMF, Dünya Bankası'nın politikaları, küreselleşmenin Türkiye ve dünya üzerindeki etkilerine karşı daha yoğun mücadele edilmesi kararı alındı. Göçle ve barış süreciyle ilgili kararlar alındı. Türkiye'nin demokratik standardının yükseltilmesine ilişkin öneriler var. Dolayısıyla alınan kararlara bakıldığında, bir taraftan dünyanın yoksullar lehine değişimi ve dönüşümü için, Türkiye halkının lehine olacak değişim ve dönüşümler için hedefler belirlendi. Diğer taraftan da kendi iç örgütlülüğümüze dair, gayrımenkul alımları, vakıf kurma gibi kararlar alındı.
Geleceğe yönelik projelerden ve yeni bir dönemden bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız?
Bizim kendi iç örgütlenmemiz açısından projelerimiz var. İlk olarak, çalışma tarzımızda değişiklik yapmayı planlıyoruz. Yani bütün yönetici organlarda görev yapan arkadaşları işlevsel kılarak, görev ve sorumluluk vermeyi planlıyoruz. Kadın, çocuk hakları, çevre, işkence, cezaevleri gibi somut konularda her bir arkadaşımız görevler üstlenip o konunun sorumlusu olacak. Merkezde yapacağımız görevlendirme şubelerdeki komisyonlarla bütünleşecek. Şu anda şubelerimizde 20 komisyonda 279 arkadaşımız görev yapıyor. Bu arkadaşlarla merkezi etkinlikler planlayıp gerçekleştireceğiz. Merkezden çevreye, çevreden merkeze doğru bir işleyiş olacak. Karar mercilerine şubelerde görevli arkadaşlar da katılacaklar. Sadece bizim kararlarımızla değil, şubelerdeki komisyonlardaki kararlarla da çalışma yürüteceğiz. Böylece daha etkili bir çalışma yürüteceğiz. Bu komisyonlar içerisinde görev yapan arkadaşlarımız, bütün bu alanlarla ilişkili demokratik kitle örgütleriyle birlikte çalışacaklar.
Basın yayın birimimiz araştırma ve geliştirme merkezi bünyesine alındı. Bu çerçevede bu araştırma geliştirme merkezi hem çevirilerle hem de teorik çalışmalarla insan hakları alanında katkı sunacak. Çalışmalarımızı kamuoyunun bilgisine sunacak, kitap, dergi ve broşürler yayınlayacak.
İki yıldır sürdürülen üye ilişkileri eylem planı altı ay içerisinde sonlandırılacak. Böylece İnsan Hakları Derneği üyesine ulaşarak üyesiyle birlikte eylem gerçekleştirecek. Üyesinin bu sürece katılmasını sağlayacak.
Genel çerçevede, Türkiye'yi bekleyen sorunlara ilişkin konuşacak olursak, İHD, Kürt sorunu ve insan haklarıyla demokratik standartların yükseltilmesi sorunu dahil tüm sorunlarla mücadele edilecek, sosyal devletin kazanımlarının yok edilmesine karşı mücadeleyi sürdürecek. Hem kişisel haklar konusunda etkinlikler yapacak, hem de ekonomik ve sosyal haklar alanında da küreselleşme akımının dünyanın her tarafındaki yoksullar üzerindeki tahribatlarına karşı direnç gösterecek.
Örneğin çalışma yaşamı komisyonunumuzun aylık raporunda sadece işten atılanlar bölümü vardır. Ancak yeni dönemde çalışma yaşamındaki değişik kategorileri de raporlarımıza alacağız. Sendikalar üzerindeki baskıları, sendikalaşma çabasının olduğu fabrikalardaki işçilerin sorunlarını raporlarımıza yansıtacağız. Kitle örgütleri, sendika, partilerle işbirliği yapacağız. Yeni dönemde bu çalışmaların daha da ilerleyeceğini düşünüyorum. Ancak, kimse yeni yönetimin elinde sihirli değnek olduğunu varsaymasın, değişim tedrici olacaktır.
Siyasal özgürlükler alanındaki daralmaya değindiniz. Bu daralmaların derneğin üzerindeki etkileri nelerdir?
Resmi görüş yanlıları, İHD'yi çoğu kez yok kabul ediyorlar. Bu kesimlerin basın yayın organları etkinliklerimize yer vermezler. Haber merkezlerinden İHD'nin etkinlikleri geçmez. Böyle bir ambargonun uygulandığını biliriz. Bazı köşe yazarları da İHD'yi doğrudan hedef alan yazılar yazıyor. Bu da gösteriyor ki, yok kabul edilen İHD, Türkiye'nin en önde gelen insan hakları örgütü ve yok kabul etme gözlerin o örgüt üzerine çevrilmemesi anlamına gelmiyor. Nitekim, Çetin Altan'ın romanındaki "büyük gözaltı süreci"ni halen yaşıyoruz bunun farkındayız.
Bizim Türkiye toplumuna karşı sorumluluğumuz ve görevlerimiz var. Hakların ve özgürlüklerin kazanılması için olanca gücümüzle çalışmamız gerekiyor. Bir taraftan da önümüzde engellerin, baskıların olduğunu, bu koşullar altında çalışma yapmak zorunda oluğumuzun bilincindeyiz. Bu nedenle üzerimizdeki baskıları püskürtmek açısından da deneyim ve birikim sahibiyiz. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Atina'da AB'ye karşı emekçi mitingi
Seyit Aldoğan
Yunanistan'ın başkenti Atina, cumartesi günü 30 bin işçi ve emekçinin katıldığı bir miting ve yürüyüşe sahne oldu. 300'e yakın federasyon ve sendika şubesinin yer aldığı Mücadeleci İşçiler Cephesi (PAME) tarafından düzenlenen eylem, Pediotuareos Meydanı'nda başladı.
Mitinge çevre il ve ilçelerden de katılım olurken, köylüler de tarım makineleriyle meydana girdiler.
Avrupa Birliği ve hükümet karşıtı sloganlar eşliğinde yapılan konuşmalarda, sermayenin işçi ve emekçilere karşı savaş açarak bütün kazanılmış hakları gaspetmeye çalıştığı, vahşi sömürü yöntemlerini dayattığı vurgulandı. Konuşmacılar, özelleştirmeye karşı mücadele edilmesi gerektiğini dile getirerek, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi ve mezarda emekliliğin, halkın durumunu daha da kötüleştireceğini kaydettiler.
İlk konuşmayı yapan PAME yöneticisi Yorgos Tussas, "Saldırı ve gasplar karşısında umudumuz mücadelemizdir" diyerek, haftalık çalışma süresinin 35 saate indirilmesi başta olmak üzere, işçilerin taleplerini sıraladı.
Köylüler adına konuşan Harilaos Arhondis de, AB ve hükümetin tarım politikaları sonucu açlığa terkedildiklerini belirtti. Arhondis, destekleme politikalarının terkedilmesi, üretimin AB kotalarıyla engellenmesi ve banka faizleri karşısında tam bir yıkıma sürüklendiklerini kaydetti.
Türkiye'den mesaj var
TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu, Gıda-İş Genel Sekreteri Seyit Aslan, KESK MYK Üyesi İbrahim Kudiş, Haber-İş İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Levent Dokuyucu ve Genel-İş TİS Daire Başkanı İbrahim Özhamarat'ın gönderdiği sendikal dayanışma mesajlarının okunması, binlerce işçi ve emekçiye coşkulu anlar yaşattı. Bu sırada "Yaşasın halkların kardeşliği" ve "Yaşasın proleter dayanışma" sloganları atıldı.
Mitinge, Yunanistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Aleka Papariga ve partinin diğer milletvekilleriyle, bazı aydın ve sanatçılar da destek verdiler.
Öte yandan, cumartesi sabahı erken saatlerde Ticaret Bakanlığı'na giren bir grup işçi, binayı 2 saat boyunca işgal etti. Bakanlık pencerelerinden halka mücadele çağrısı yapan işçiler, yüzlerce bildiriyi aşağı attıktan sonra hükümeti kınayan dev bir pankart astılar.
www.evrensel.net