Belediyeler denetimsiz

Belediyeler denetimsiz

Nüfus sayımında belediyeler İller Bankası'ndan daha fazla ödenek almak için nüfuslarını şişirmeye çalışırken belediyelerin asıl sorunu denetimsizlik ve kentleşme planlarının olmaması.

Belediyeler denetimsiz
Muzaffer Özkurt
Çarpık kentleşme ve belediyeler sorunu çok tartışıldı ve sıcaklığını hiç yitirmedi. Yetki karmaşası, merkezi ve yerel yöretimler arasında anlaşmazlıklar, yetersiz ekonomik kaynaklar Türkiye'de yapılaşmanın yasadışılaşmasına neden oldu.
Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ercan Koç, Türkiye'de kentsel gelişmenin önündeki en önemli sorunun bütüncül planlama olmaması olduğunu söyleyerek, çözümün örgütlü toplumda olduğunu belirtti. Belediyeler, yetki karmaşası ve kent gelişimi konuları hakkında görştüğümüz Koç, "Tüm sorunların çözümünde en önemli araç planlamadır" dedi.
Kaynaklar yetersiz
Koç, belediyelerin mali kriz içinde olduğunu hatırlatarak "Belediyeler yatırıma yeterli kaynak ayıramıyorlar ve bu nedenle yasadışı yapılaşmaya gidiyor. Ceza kesiyor ve para alıyor. Bazıları da belediye mülkiyetindeki arsaları başka amaçlarla kullanarak gelir elde etmek istiyor" dedi. Bir diğer sorunun yetki dağılımında olduğunu belirten Koç şöyle devam etti: "Yetki dağılımında 1980'den sonra İslah İmar Planları ile karşılaştık. Bu planlar denetime açık planlar değil. Üst ölçekli planlara uyma zorunda olan planlar değil. Yerel yönetim İslah İmar Planı ile ilgili bir proje yaptığında bu belediye meclisinde onaylanıyor ve yürürlüğe giriyor. Bağcılar, Kâğıthane, Ümraniye gibi pek çok örneğini saybiliriz. Mesela Kâğıthane'deki sanayi yerleşimleri böyle yapılmıştır. Sanayi ve çalışma alanları ile ilgili planlar üst ölçekli planlara göre ve denetlenerek yapılmalıdır."
Planlama bütüncül değil
"1980 ve 1990'lı yıllarda olumsuz girdileri olan ve yasadışı olanı yasallaştıran kentsel alana yeni bir kimlik kazandıran ve kazanım getirmeyen planlardı" diyen Koç, "Belde belediyelerinin de üst ölçekli planlara uyma zorunluluğu yok. Ancak belde belediyelerinin yerleri çok kritik noktalarda. Bu durum kentin ortak yaşam alanlarını su, toprak ve hava değerlerini kısıtlıyor, zarar veriyor. Buralarda yapılan planlar denetimden uzak ve bunun sonucu su havzalarındaki yapılaşmalar, orman alanlarının kaybedilmesi, tarım ve mera alanlarının kaybedilmesi, Hazine arazilerinin kaybedilmesi sonucu ortaya çıkıyor" dedi. Koç, Türkiye'deki planlamanın parçacıl olduğunu belirterek "1980'den önce planlama hazırlama ve onama yetkisi merkezi yönetimdeydi. Bu 1982'den sonra yerelleştirildi. Bu süreçte merkezi yönetim kendi yetkilerini tümüyle yerel yönetime devretmedi. Yerel yönetimler turizm bölgesi ilan edebiliyor, ulaşım alanı kararı alabiliyor, koruma alanı nedeniyle tasarrufta bulunabiliyorlar ve birçok yetkiye sahipler. Yerel yönetime ait olması gereken yerler Büyükçekmece, Tuzla'nın batısı, İstanbul'un kuzey kesimi gibi, yerel yönetimin sınırlarında değil. Büyükşehir Belediyesi'nin sırnıları kentin tümüne sahip değil. 1980'de hazırlanmış sınırları değiştirmekte mümkün değil yada çok zor" dedi.
Merkez ve yerel arasında uyum yok
Merkezi yönetim ve yerel yönetim arasında uyum bulunmadığını, her bakanlığın kendine ait alanlarda plan yaparak uyguladığını dile getiren Koç, "Turizm Bakanlığı İstanbul'da karar verip turizm bölgesi ilan edilebiliyor. Bütün o Swiss Oteller, gökkafesler bu şekilde yapıldı. Farklı farklı örgütler yetki sahibi ve bu yetkilerini planı değerlendirmeden uygulamaya sokulabiliyor. Bunlar kentin dengesini bozuyor. Kararları noktasal ele aldığımız zaman Swiss Otel'in yapılmasını haklı görebiliriz ama kaybedilen yeşil alan, silüet değerleri ve tarihi öğenin arkasında böyle bir yapının yer alması olumsuz bir durum. Kentsel trafiğe yükü var. Sosyal sıkıntılar da söz konusu" dedi.
www.evrensel.net