Tek elden yönetmek akıl dışı

Tek elden yönetmek akıl dışı

12 bölgede 30'dan fazla sahnesi, 700'ün üstünde oyuncusu, 2000 civarında çalışanı bulunan Devlet Tiyatroları yeni sezonda yine tartışılıyor.

Tek elden yönetmek akıl dışı
Ebru Ilgaz
Devlet Tiyatroları Oyuncuları, "Tiyatro sanatını ve sanatçılığını geliştirmek, mesleğin onurunu korumak, Devlet Tiyatrolarını özerk, çağdaş ve demokratik bir yapıya kavuşturmak, tiyatro sanatının yurt çapında dengeli ve sağlıklı yaygınlaşması, uygar koşullar içinde yaşanılır ve üretilir olması için etkin ve belirliyici çalışmalar yapmak, bu doğrultuda yapılan çalışmaların sürekliliğini takip etmek" şeklinde belirttikleri amaç için 20 Mart 2000 tarihinde Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği'ni (DETİS) kurdular.
Sanatçılar, basına yaptıkları ilk açıklamada ise bağlı bulundukları kurumun sorunlarının yapısal aşınmalardan kaynaklandığını belirterek, çözüm için somut adımlar atılması gerektiğini duyurdular. Derneğin Genel Sekreteri Ahmet Mümtaz Taylan'la yaptığımız söyleşiyle kendisinin ve DETİS'in Devlet Tiyatroları'nda özerklik, tiyatro yasası, DT ve 'sanat yönetimi siyaseti', Anadolu'daki DT konularındaki düşüncelerini aldık.
Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncusu Mümtaz Taylan'ı geçtiğimiz beş sezon boyunca tiyatroseverlerin büyük ilgisini gören Azizname oyunu ile tanıyoruz. Taylan, bu sezon Ankara sahnelerinde izleyeceğimiz, Ayşenil Şamlıoğlu'nun yönettiği, Aristophanes'in 'Eşek Arıları (Yargıçlar)' isimli oyunu için hazırlanıyor.
Bir söyleşinizde Devlet Tiyatroları'nın henüz "sanat yönetimi siyasetine" sahip olmadığını vurguluyorsunuz. Kurumun aldığı eleştirilerin ana ekseninde de bu eksikliğinin olduğuna işaret ediyorsunuz. Kastettiğiniz "sanat yönetimin siyaseti" konusunu biraz açar mısınız?
Devlet Tiyatroları'nın kendisinden beklenen ortalama artistik-estetik düzeyi tutturamadığı eleştirisine katılıyorum. Bu eleştirilerin nedeni ilk bakışta sanatsal tercihlerin farklılığı gibi görünse de bu manzara bence yanıltıcıdır. Kurumun 12 bölgede 30 küsür sahnesi, 700'ün üstünde oyuncusu, 2000 civarında çalışanı var. Böylesi geniş bir alana yayılmış, bu denli büyük bir organizasyonun, 50 yıllık yasasının aşınmışlığı da dikkate alınırsa, tek elden ve verimli bir biçimde yönetilebilmesi akıl ve olanak dışı.
Bu bağlamda sanatsal bir sıçramanın gerçekleşebilmesi için öncelikle kurumun mevcut idari yapısının masaya yatırılması gerekiyor. Benim "sanat yönetimi siyaseti"nden anladığım şey bir biçimde alt alta sıralanmış piyesler listesi değil. Yılda bir ya da birkaç kez düzenlenen koordinasyon toplantılarıyla 2000'li yılların sanatsal perspektifini belirlemeyi ummak da hayalcilik.
Sanat yönetimi ile sanat üretimi birbirinden etkilenen ve birbirini belirleyen edimlerdir. Birinin yokluğu diğerinin varlığını tartışılır hale getirir. "Sanat yönetimi siyaseti" birbirini belirleyen bu iki alanın koordinasyonu için üretilecek çözümlerin toplamıdır. Özgün yapıtlar üretmek ve uluslararası tiyatro arenasında rekabete girmek gibi ciddi hedeflere yüzümüzü döneceksek, kurumda özerkliği amaçlayan bir "yeniden yapılanmayı" yaşama geçirmek gerekiyor. Bu anlamda köklü ve kalıcı çözüm yeni yasal düzenlemedir.
Devlet Tiyatroları için nasıl bir yasa öneriyorsunuz? Önerdiğiniz yasanın DT'ye tam anlamıyla özerklik kazandıracak tamamlayıcı unsurları neler olacaktır?
Devlet Tiyatroları'nın mevcut yasası ile kendisinden beklenen nitelik sıçramasını gerçekleştiremediği, bu nedenle idari ve buna bağlı olarak da sanatsal yapısında köklü değişikliklere gidilmesi gereği yeni bir tartışma konusu değil.
Yaklaşık on yıldır kurum içi ve kurum dışı farklı zeminlerde dile getirilen çeşitli öneriler var. Öneriler içinde, bence üzerinde en çok çalışılmış dolayısıyla en belirgin ve öne çıkan somut öneri, "birim tiyatro" önerisidir.
Tiyatronun ortak akıl ve toplu emek gerektiren bir sanat olduğuna inanıyorum. Birim Tiyatro, ortak bir tiyatro duygusu taşıyan sanatçılara sanatsal üretimde bulunmak üzere bir araya gelme olanağı sağlıyor. 1949 yılında bir tek sahnede ve bir avuç sanatçıyla yola çıkan Devlet Tiyatroları için hazırlanan 5441 sayılı yasa, kendi dönemi ve gerçeği dikkate alınırsa olağanüstü bir öngörüyle kaleme alınmış. Örnek: Bu yasa ile edinilmiş ve kurumu bu güne kadar ayakta tutan "tüzel kişiliği haizdir" ibaresi asla vazgeçilmemesi gereken bir kazanım. Ancak aradan geçen yarım asırda kurumun hacmi 12 kentte 30 küsür sahneye erişmiş, bir başka deyişle 30 küsür kat büyümüş ve fakat yasa aynı yasa. Kısacası bu gömlek bu bedene eziyet halini almış. İşte Birim Tiyatro'nun bir alternatif olarak ortaya koyduğu somut öneri, mevcut 5441 sayılı yasanın, çağdaş tiyatro sanatının isterleri doğrultusunda güncelleştirilerek, tek tek tüm sahnelerimize kazandırılması biçiminde özetlenebilir.
Özerklik meselesine gelince; kurumun düze çıkabilmesi için nihai hedef tabii ki tam özerkliktir. Ancak Türkiye'nin somut gerçeklerini göz önüne alacak olursak bu türden bir talebin fazla iyimserlik olacağı da ortada.
Bu anlamda göreli bir özerkliğin daha gerçekçi ve akılcı bir talep olduğunu düşünüyorum. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü'nün ister seçimle ister atamayla olsun, esasen belirgin bir süre için göreve gelmesi prensibi yaşama geçirilebilmiş olsa özerklik yolunda tarihi bir kazanım olurdu. Elbette aynı sürelilik prensibi Bölge Tiyatrosu müdürleri için de geçerli kılınmalıdır. Süreklilik, üst düzey yöneticilerin bir tür dokunulmazlık kazanması anlamına gelir ki, işte o zaman "sanat yönetimi siyaseti" dediğimiz edimin Devlet Tiyatroları'nda yaşama geçirilmesi olanağı doğar.
Aynı sorunlar Anadolu'daki Devlet Tiyatroları'nda daha ağır yaşanıyor olmalı...
Az önce söz ettiğim üzere, aşınmış idari işleyişin sanatsal işleyişe olumsuz etkisinin bölge tiyatrolarımıza da yansıması kaçınılmaz. Hepimiz aynı gemideyiz. Ancak bölge tiyatrolarında çalışan arkadaşlarımızın sorunları Ankara, İstanbul ve İzmir gibi merkezlerde görev yapanlara oranla daha ağır. Çoğu bölge tiyatromuzun sahneleri fiziki koşullar açısından yetersiz. Genç sanatçıların tayin sorunlarının çözümü uzun yıllardan beri bir prensibe bağlanamadığı için belirsizlik yaşam biçimi haline geldi. Arkadaşlarımız mesleki yetkinliklerini artırma ve entellektüel gereksinimlerini giderme açısından pek sınırlı olanaklara sahipler. Özetle, kültür hizmetlerine genel bütçeden ayrılan binde iki payın çok görülüp tartışılmaya kalkıldığı bir ülkede, Devlet Tiyatrolarının payına düşen acı ve sıkıntıyı en çok hissedenler bölge tiyatrolarında çalışan arkadaşlarımızdır.
Siz de Devlet Tiyatrosu'nun soruşturulan, ceza alan sanatçılarından birisiniz. Geçtiğimiz dönem hakkında soruşturma açılmış ya da görevinden istifa eden-uzaklaştırılan oyunculara ilişkin DETİS'in elindeki bilgileri bize de aktarır mısınız?
Geçtiğimiz sezon iki ayrı toplu soruşturma ile karşı karşıya kalındı. Söz konusu soruşturmalarda yaklaşık 150 sanatçı Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Sezon boyunca soruşturmaya uğrayan sanatçı sayısı sanırım 200 civarında. Tam sayıyı Disiplin Kurulu'nda yer alan sanatçı temsilcisi bilir. Ancak toplu soruşturmaların örnek bir dayanışma gösteren sanatçıların lehinde sonuçlandığını eklemeliyim. Disiplin uygulamaları konusunda doğan anlaşmazlıklar nedeniyle bir çok sanatçının kurumuyla davalı hale geldiği de biliniyor.
DT yeni sezonda tiyatro izleyicisinin ve oyuncusunun beklentilerine cevap verecek bir yapıya kavuşacak mı dersiniz?
Evet kavuşacak demeyi isterim. Ama değişim salt istemekle olmuyor. Türkiye 17 Ağustos depremiyle birlikte kısmi ve zorunlu bir yapılanma sürecine girdi. Devlet-Yurttaş ilişkisi yeniden sorgulanıyor. Avrupa ile entegrasyon için uyum yasaları gündemde. Bir cumhuriyet kurumu olarak Devlet Tiyatroları bu rüzgârla yelkenlerini şişirmek istiyorsa, görev öncelikle biz sanatçılara düşüyor. Bizler değişimi görmezden gelinemez ve reddedilemez biçimde talep etmeliyiz.
www.evrensel.net