Fotoğraf: Evrensel

Köykentler sakat doğdu

Başbakan Ecevit'in, "30 yıllık rüyam" dediği köykentlerin özellikle doğudaki illerde sıkı bir denetim ve asimilasyon politikasına vesile yapılması...

Köykentler sakat doğdu
Mehmet Aslanoğlu
Başbakan Bülent Ecevit'in bir projesi olarak gündeme gelen ve ilk adımı Ordu'nun Mesudiye ilçesine bağlı Çavdar köyünde atılan, ikincisinin açılışı da Şırnak'ın Başağaç köyünde yapılan "Köykent"ler, projenin uygulayıcıları tarafından güdülen amaçlar ve niyetler nedeniyle tartışmalara neden oluyor. Özellikle OHAL kapsamındaki illerde hızla yaygınlaştırılması planlanan köykentlerde toplanacak köylülerin sistemli bir asimilasyona tabi tutulacakları yönündeki belirtiler, endişeleri ve karşı çıkışları da beraberinde getiriyor. Belli merkezlerde toplanacak köylülerin ekonomik olarak yaşamlarını nasıl sürdürecekleri de ayrı bir soru işareti olarak zihinlerdeki yerini koruyor. Köylerine dönmek isteyenler ise belli merkezlerde yaşamaya zorlanmak yerine, üretime katılmalarını sağlayacak şekilde kendi köylerine gitmek istiyorlar.
Denetim mantığı egemen
Konuyu yakından takip eden Göç-Der GYK Üyesi Serdar Talay, Ordu'nun Çavdar köyünde uygulamaya konulan ve 9 köyü kapsayan köykent ile doğuda hayata geçirilmeye çalışılan köykent projesi arasında çok ciddi farklılıklar ve çelişkiler olduğuna dikkat çekiyor. Güneydoğu'da uygulanmaya çalışılan köykent projesinde sıkı bir kontrol ve denetim mantığıyla hareket edildiğini belirten Talay, "Bu projede de Kürt sorunu yok sayılarak hareket ediliyor. Halkın dili, kültürü, yaşam tarzı gözden ırak tutuluyor. Yani 70 yıllık inkâr üzerine kurulu politikada bir değişiklik yapılmıyor. Ordu'da ise, -ne kadarının hayata geçirileceği bir yana-, en azından sosyal ve ekonomik bir gelişme hedefleniyor" diyor.
Talepler göz ardı ediliyor
Köykentler hayata geçirilirken göç mağdurlarının acil talepleri dahi yerine getirilmiyor. Örneğin, açılışı Başbakan Ecevit tarafından yapılan Şırnak'ın Başağaç köyündeki köykentte her bir aileye sadece 10 koyun ile 10 arılı bir kovan verileceği duyuruldu. Bingöl'ün Adaklı ilçesine bağlı Boyalı köyüne dönen 14 aileye de, aile başına 13'er koyun verilerek, bu şekilde yaşamlarını idame ettirebilecekleri söylendi. Ancak, köylüler 10-13 koyunla ekonomik sorunları aşmanın mümkün olmadığını belirterek, daha köklü çözümler üretilmesi gerektiğini anlatıyorlar.
Örgütlü değiller
Diyarbakır'da göç mağdurlarının kendi taleplerini devlete dayatan bir örgütlülüğünün olmadığını belirten Talay, sendika, kitle örgütü ve siyasi partilerin de yeterince konuya eğilmemesinden yakınıyor. Göç-Der'in Diyarbakır'da henüz şube açamamış olmasının göç mağdurlarının örgütsüzlüğünün başlıca nedeni olduğunu söyleyen Talay, amaçlarını şöyle açıkladı: "Kısa zamanda Göç-Der'in şubesini açacağız. Zorunlu göç mağdurlarının taleplerinin daha güçlü bir şekilde savunulmasına çalışacağız. Ancak bu şekilde köye dönüş sürecine müdahale edip söz sahibi olabiliriz."
Toprağına dönüş sağlanmalı
Kent ve kentleşme konusunda uzman olan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Şeyhmuz Diken ise, "Köykent" ve "Merkezköy" kavramlarını köye dönüşle karıştırmamak gerektiğini, çünkü bu pragmatik politikaların denetim mekanizması dikkate alınarak düşünüldüğünü vurguluyor. "Oysa yeniden yerleştirme ve köye dönüş; çeşitli nedenlerle yerinden, yurdundan, toprağından koparılan insanların, gerek ekonomik gerekse toplumsal ve psikolojik olarak iyileştirilmiş şartlar temelinde gönüllü olarak eski yerleşim yerlerine dönmelerine yönelik çalışmalar olmalıdır. Bunu yaparkende her durumda uygulamanın merkezi ve bürokratik politikalardan arındırılması gerekir" diyen Diken, yerleşmenin sağlanacağı köylerin yapı tarzı ve yerleşim şekli projelendirilirken bölge koşullarının da mutlaka göz önüne alınması gerektiğini belirtiyor.
İnsanlar potansiyel suçlu görülüyor
Devletin insanları potansiyel suçlu olarak görmemesi gerektiğini vurgulayan Diken, bu nedenle hangi köye dönüleceği konusunda güvenlik amaçlı politikaların değil, o köylerin nüfusuna kayıtlı insanların görüşlerinin ön plana alınması gerektiğini düşünüyor. Köykentlere yerleşecek köylülerin üretime katılmalarını sağlamak amacıyla devletin karşılıksız bazı adımlar atmasının şart olduğunu kaydeden Diken, bu konudaki görüşlerini şöyle özetliyor: "Köylülere karşılıksız süt ineği veya belli sayıda koyun verilmelidir. Arıcılığa, ipek böcekçiliğine ve halıcılığa uygun bölgelerde destek unsurları belirlenmeli, gerekli altyapı destekleri sağlanmalıdır. Köye dönüşe gerekçe olan yerleşim birimlerinin ağırlıklı olarak hayvancılık alanları olacağı gerçeğinden hareketle mera ve yayla yasakları tamamen kaldırılmalıdır. Kullanılamayacak haldeki köy yolları onarılarak, elektrik, su gibi altyapı hizmetleri tamamlanmalıdır."
Şeyhmuz Diken, olası gerginlikler dikkate alınarak köy korucularının silahsızlandırılması ve toprak mülkiyeti rejiminin acilen ele alınmasının da çok önemli olduğuna vurgu yapıyor.
www.evrensel.net