Fotoğraf: AA

Başhakeme bak!

Önceki gün Sabah gazetesinin "Baba'ya yeni görev": BAŞHAKEM başlığını manşete çıkarması Süleyman Demirel'e yeni bir siyasi misyon biçme çabasının son aşamasını oluşturdu.

Başhakeme bak!
Önceki gün Sabah gazetesinin "Baba'ya yeni görev": BAŞHAKEM başlığını manşete çıkarması Süleyman Demirel'e yeni bir siyasi misyon biçme çabasının son aşamasını oluşturdu. Cumhurbaşkanlığı görevi sona erdikten sonra siyasete yeniden atılıp atılmayacağı merak konusu olan Süleyman Demirel, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün "formüle" ettiği ombusdman (kamu denetçiliği) kavramını ortaya atmasıyla yeniden gündeme geldi. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün "Vatandaş ile devlet arasındaki anlaşmazlıkların mahkemesiz çözülmesini öngören" ombusdman kavramının bir kurum olarak hayata geçirilmesi gerekliliğinin "ihtiyaç"tan kaynaklandığını söylemesi ve bunun için en ideal isim olarak Süleyman Demirel'i göstermesi merak konusu oldu.
Ombusdman nedir?
Ombusdman kısaca kamu görevlilerinin işlem ve davranışlarının yasalara uygun olup olmadığını araştırmaya ve uygunluğu sağlayıcı yolları öneren yetkili denetçi anlamına geliyor. Bu kurum ilk kez İsveç Kralı Xll. Şarl'ın Osmanlı ülkesinde yaşamak zorunda olduğu 1708-1714 yılları arasında Stockholm'deki devlet yöneticilerinin ve yargıçların yasalara gereği gibi uymasını gözetecek, "uzaktaki kralın gözü kulağı" olacak bir bireyi görevlendirmesiyle oluştu. Ombusdman öncelikle İskandinav ülkelerinde benimsendi ve 1809 İsveç Anayasası'nda anayasal bir kurum olarak yer aldı. Bu denetim sistemine göre idareyle ilgili şikâyetler "bağımsız ve tarafsız" bir görevli tarafından inceleniyor ve karara bağlanıyor. Denetçiler, parlamento, hükümet ya da devlet başkanı tarafından, bazı durumlarda da bunlar arasındaki işbirliğiyle belirleniyor. Günümüzde bu kurumun, 70 kadar ülkede çeşitli adlar altında uygulanmasına devam ediliyor.
Çankaya Köşkü'nden ayrıldığı günden bu yana Güniz Sokak ile meydanlar arasında gidip gelen Demirel'in bir anda böylesine önemli bir göreve düşünülmesi kafalarda birçok soru işareti oluşturdu.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün bu hafta içerisinde Bakanlar Kurulu toplantısının gündemine getireceğini söylediği tasarıya göre bu kurumda TBMM tarafından seçilecek en az yüz kişilik bir kadro bulunacak. Kurum içerisinde "beş ya da on" kamu denetçisi olacağını söyleyen Türk, bunların başında bir "kamu başdenetçisi" olacağını ve buna en uygun isim olarak Süleyman Demirel'i belirlediklerini şimdiden açıkladı. Görünen o ki, görev süresi dolduktan sonra bile adının önünde "eski cumhurbaşkanı" sıfatıyla değil "9. Cumuhurbaşkanı" olarak yalakaları tarafından reklamı yapılmaya devam edilen Demirel bu kez de "başhakemlik" rolüne soyunacak.
Böyle başa böyle tarak mı?
40 yıla yakın bir zamandır bu ülkenin siyaset sahnesinde olan Demirel'in "vatandaşla devlet arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinde" gerektiği gibi davranıp davranmayacağı siyasi geçmişi ele alındığında tam bir şüphe taşıyor. Ya da; "adaleti, hukuk sistemi, halkla devlet arasındaki ilişkisi böyle olan bir düzenin 'başhakemi' de böyle olur" mu denmek isteniyor. Çünkü sorunların çözümü için başvurulan mahkemelerin ortadan kaldırılarak bunun "kamu başdenetçisinin" inisiyatifine bırakılması ve "başhakemin" Demirel olması halinde bu türden mahkemelerin nasıl sonuçlanacağının işaretini şimdiden görmek mümkün. Öyle ya; İLKSAN'ın milyarlarını Kemal Ilıcak dostuna verdirip, sonra da "Verdimse ben verdim" deyip işin üstünü örten şahıstan başkası da bu işe layık olamazdı!
Verdimse ben verdim!
Adalet Bakanı Türk'ün önerisiyle gündeme gelen ombusdman kurumuna Başbakan Bülent Ecevit'in de olumlu görüş bildirdiği yine hükümet ortaklarından Başbakan Yardımcısı ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın da, ombusdman uygulamasının hükümetin gündeminde olduğunu doğruladığını düşünürsek Demirel isminin ortaya "rastgele" bir şekilde atılmadığını anlayabiliyoruz. Ancak bu kurumun başına getirilmek istenen Demirel'in geçmişte yaptıkları, söyledikleri ve aldığı tutumların bu görev için doğru bir tercih olmadığını gözler önüne serer nitelikte. Çünkü Türkiye'deki adalet mekanizmasının işleyiş biçimi bugüne kadar "vatandaşla devleti" sıkça karşı karşıya getirdi. Özellikle halkı yakından ilgilendiren SEKA arazisinin Koç-Ford ortaklığına "bedelsiz" olarak peşkeş çekilmesi sırasında yaşananlar Süleyman Demirel'in nasıl bir "başhakem" olacağının çarpıcı bir örneği durumunda. Binlerce işçi ve emekçi SEKA arazisinin bedelsiz verilmesine karşı protestolarını yükseltirken, o zaman cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren Demirel'in "Gerekirse Çankaya Köşkü'nün bahçesini bile veririm" demesi halkla-devlet arasındaki davada tercihini hangi yönde kullandığını gösteriyor. Yine adları yolsuzluk dosyalarının ilk sıralarında yer alan kişilerle "aile fotoğrafı" çektiren ve bununla övünen Demirel'in başhakemliğinin ne kadar tarafsız olacağı ortada değil mi?
Egebankzedelere ne diyecektir?
Yahya Demirel, "Türk ekmkonomisine "hayali ihracat" gibi mucizevi bir sektörün mucidi olarak endam etmiş; "aile imkânları"ndan sonuna kadar yararlanamıştır. Hadi; devletle başı derde girdiğinde, "vatandaş olarak" Yahya efendi, devleti, "amcası"na şikâyet edeçecek"tir. Ki; bu durumda "vah o devlete" demek düşer bize de.
Ama daha da vahim olanı, Egebankzedelerin durumu!
Kendi bankasını soyan Murat Demirel yüzünden zarara uğrayan Egebankzedeler, batık banka karşısında görevin yapmayarak tüm "Demirel efradı"nın malına haciz koymayan devleti "Başhakem"e şikâyet edeceklerdir. Peki bu durumda Demirel'in kararı ne olur? Demirel'in, yeğen Murat bıçaklandığı zamanki tutumuna bakılırsa; bu sefer de devlete değil de; her halde "Vah o Egebankzedeye" demek gerekecektir.
Ya o 'ünlü' aile fotoğrafı?
Türkbank ihalesiyle yakından tanıdığımız Bayındır Holding'in sahibi Kamuran Çörtük'ün, İnterbank'ın içini boşalttığı için dava açılan Cavit Çağlar'ın ve kendisinin "aile fotoğrafı" dediği çerçeve içinde yer alan "Hazine hortumcuları" haklarında söylenen tüm yolsuzluk iddialarına rağmen ısrarla arkasında durması Süleyman Demirel'in bu görev için nasıl bir nitelik taşıdığını gösteriyor. Kısa yoldan köşeyi dönen, halkın sırtından çeşitli vesilelerle milyonlarca dolar kâr edenlerden desteğini esirgemeyen Süleyman Demirel'in aynı tavrı Çankaya Köşkü'nde oturduğu zaman milletvekillerinin "kıyak emeklilik" yasasını onaylamasıyla da gösterdiğini biliyoruz. Şimdi böyle bir durumda yaptığı her işi kendine özgü üslubuyla yanıtlayan, "Dün dündür, bugün bugündür", "Yürüye yürüye yollar aşınmaz", "Petrol vardı da biz mi içtik", "Bana sağcılar adam öldürtüyor dedirtemezseniz" ve "Verdimse ben verdim" sözlerinin sahibinin "başhakem" olarak düşünülmesi aynı zamanda adalet mekanizmasının da ne durumda olduğunu gösteren güzel bir örnektir...
www.evrensel.net