Zafer Bayramı'nda IMF çıkarması

Kurtuluş Savaşı'nın sonucunu belirleyen Büyük Taarruz'un son günü yapılan Başkumandanlık Meydan Savaşı'nın yıldönümü olan 30 Ağustos, Türkiye'de her yıl ulusal bayram olarak kutlanır.

Zafer Bayramı'nda IMF çıkarması
Haber Analiz - Fuat Ovacıklı
"Kurtuluş Savaşı'nın sonucunu belirleyen Büyük Taarruz'un son günü yapılan Başkumandanlık Meydan Savaşı'nın (30 Ağustos 1922) yıldönümlerinde kutlanan ulusal bayram." 30 Ağustos Zafer Bayramı AnaBritannica'da böyle tanımlanıyor. Ne var ki, o gün bugündür her 30 Ağustos'un, "Zafer Bayramı" olarak kutlanılması, bugüne anlamını veren ilişkilerin bugün de devam ettiği anlamına gelmiyor. Emperyalizmin ekonomik, politik ve askeri programına uygun davranın hükümetler ve devlet erkânı bugün Türkiye'yi 30 Ağustos'ta ifadesini bulan bağımsızlığın çok gerilerine düşürmüştür. IMF'nin Türkiye Masası Şefi Cottarelli'yi karşılamaya hazırlanan hükümet yetkilileri ve ekonomi bürokratları 30 Ağustos'un tarihsel anlamıyla, bugün kendi bulundukları durum arasındaki farkı ne kadar gizlemeye çalışsa da her şey gün gibi ortada. Emperyalizm, 78 yıl önce süngüyle kovulduğu bu topraklara, 78 yıl sonra aynı gün Cottarelli'nin kişiliğinde temsil ettiği ilişkilerle giriyor. Hem de hükümet yetkililerinin mihbandarlığında.
Emperyalizmin yöntemleri
Emperyalizmin bir ülkeyi sadece orduları, tankı, topu, savaş gemileri ve savaş uçaklarıyla işgal edebileceği düşüncesi, bugün emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin kendi konumlarını gizlemek için kullandıkları temel bir yöntemdir. Keza, emperyalizm onlarca yıldır bizim gibi ülkeleri daha incelikli yöntemlerle kendisine bağımlı kılıyor.
Bunlardan belli başlıcaları şöyle sıralanabilir:
- Yabancı sermaye ihracı ve ihraç edilen yabancı sermayenin ülke içinde genişletilmiş yeniden üretimi yoluyla.
- Yabancı tekellerin ülke kaynaklarını ve ülkedeki ucuz emek gücünü kendi kasalarını doldurmak için kullanmalarına kapı açan ticari anlaşmalar yoluyla: GAP'ı da içine alan ABD-İsrail-Türkiye arasındaki serbest ticaret bölgesi anlaşması gibi. Türkiye'ye gelen İsrail Başbakanı Barak da, GAP'taki ihalelerden pay istedi. ABD ve Türkiye arasında imzalanan Bakü-Ceyhan projesi kapsamında, Hazar bölgesindeki enerji kaynaklarının batıya taşınması konusunda enerji koridoru (taşeronluğu) görevi üstlenilmesi. Yine bu kapsamda AB ile imzalanan Avrupa Enerji Şartı kapsamında Avrupa'nın doğalgaz ve enerji ihtiyacının Türkiye üzerinden karşılanması. ABD ve AB'nin bu ihtiyaçları çerçevesinde Türkiye'de enerji sektöründe özelleştirmeler yapılıyor. GAP kapsamında Fransa, Hollanda, Kanada, Japonya, ABD ve İtalyan tarım tekellerine tarım ararizeleri verildi.Çokuluslu tekel Eurogold ve bununla birlikte 11 ayrı tekelle siyanürlü altın arama faaliyetine izin veren anlaşmalar.
- Borçlandırarak bağımlı kılma yoluyla: Türkiye IMF ve DB ile girdiği bu ilişkiler nedeniyle her yıl gayrisafi milli hasılasının yüzde 60'ına yakınını dış borç olarak ödüyor. Yapısal uyum programları ve istikrar paketleri sonucunda ülke içindeki bütün ulusal yatırımlar durduruldu. Tarım ve sanayi tahrip edildi.
- Askeri anlaşmalar yoluyla bağımlı kılma yoluyla: Son 50 yıldır Türkiye özellikle ABD için kârlı bir silah pazarı. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından geçtiğimiz hafta yanınlanan yıllık global silahlanma raporunda, ABD'nin silah ihraç ettiği ülkeler arasında Türkiye'nin 1995-1997 döneminde 4,9 milyar dolarla silah ithalatına en fazla para döken dünyanın altıncı ülkesi olduğu belirtildi. Ayrı rapora göre 1997 yılının en çok silah ihraç eden ülkeleri arasında ABD 31,8 milyar dolarla ilk sırayı alırken, bu ülkeyi İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, İsveç ve Almanya izledi.
İki ABD'li silah tekeli ile Türkiye arasında helikopter ihalesinin görüşmeleri sürüyor. ABD'nin Ortadoğu'da uydu devleti olarak kabul edilen İsrail'in Başbakanı Barak, Türkiye'ye son ziyareti sırasında helikopter ve casus uydu projelerinin kendilerine verilmemesinden sitem etti. Türk ordusunun 50 milyar dolarlık yeniden yapılanma programından pay istedi.
Silah ticareti dışında, ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki pozisyonunu daha da güçlendirirken Türkiye'nin Ortadoğu'daki komşularıyla ilişkilerini daha da geren ABD-İsrail-Türkiye anlaşması son dönemin en kritik emperyalist anlaşmalarından biri.
- Emperyalist ülke ve oluşumların dünya hegemonyasındaki mücadelerinin bir aracı olan Birlik'lere üyelik yoluyla: Soğuk Savaş döneminde ABD'nin başında bulunduğu kapitalist bloğun, dünya üzerindeki egemenlik savaşının askeri aygıtı olan ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından da varlığını sürdürerek ABD'nin dünyaya hükmetmesinin temel araçlarından biri olarak işletilen NATO'ya üyelik buna örnek olarak verilebilir. Son olarak Türkiye'nin aday üyeliğinin kabul edildiği AB süreci de buna örnektir. Eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin kabul edilmesini isterken, Türkiye'nin AB'ye alınmasının Avrupa'yı Kafkaslar ve Orta Asya'ya kadar genişleteceğini söyleyerek, Türki cumhuriyetler üzerinde Ankara'nın nüfusunu da kastederek, Türkiye'nin jeopolitiğini pazarlarmış ve AB'ye üyelik karşılığında gönüllü bir taşeronluğu üsteleneceğini ima etmişti.
-Hukuk sisteminin işbirlikçileştirilmesi yoluyla: Yabancı sermayenin önünde ulusal hukuktan kaynaklanan engelleri kaldırarak ülke içinde sınırsız bir tasarruf hakkı tanıyan "Uluslararası tahkim"in yasalaştırılması, işbirlikçi neoliberal politikaların Türkiye'deki öncüsü kabul edilen Özal'ın rüyası olan "özelleştirme"nin Anayasa'ya girmesi. IMF ve DB'nin talimatlarına uyarak sosyal güvenliğin ve tarımın, "reform" adı altında tasfiyesine kapı açan hukuksal düzenlemelerin yapılması vb.
-Yerli siyasi kadroların işbirlikçileştirilmesi yoluyla: Bunun sağlanması için Roccefeller bursundan geçmek ya da doğrudan Pentagon ve CIA tarafından yönlendirilen kurumlarda eğitim görmek şart değil. ABD başta olmak üzere emperyalizmin Türkiye'ye biçtiği role uygun bir dış ve iç politika yürütmek bunun için yeterli bir ölçüdür. Türkiye'yi "Küçük Amerika" yapacaklarını ilan eden Adnan Menderes ve Celal Bayar iktidarlarıyla başlayan ve ABD şirketi Morrison'un temsilciliğini yapmış olan siyasi yaşamı boyunca ABD'ye sadakat gösteren Demirel'le devam eden, bugün Ecevit ve ortaklarının uymakta zorluk çekmedikleri çizgi böyle bir çizgidir. Bu çizgiyi meşrulaştırmaya çalışan bugün medyanın köşelerini tutmuş eski ABD büyükelçilerinden, çeşitli "numaralarıyla" cumhuriyetçiler de bu sınıfın temsilcileridir.
-Kültür emperyalizmi yoluyla: Sinemadan, iletişime, eğitimden, eğlenceye kadar bir dizi alanda süren emperyalist kuşatma, emperyalizmin ülke insanı tarafından "kurtarıcı" gibi algılanmasını sağlamaya çalışmakta, onlarca yıllık bağımsızlık ruhu mirasını altan alta felç etmeye çalışmaktadır.
-Farklı etnik ya da ulusal özellikleri kullanma yoluyla: Balkanlardan Orta Asya'ya kadar geniş bir alandaki farklı ulusal özelliklerin kışkırtma, bölme vb. yollarla kullanılması emperyalizmin oraya açık silahlı müdahaleye kadar varan yöntemlerle hükümranlığını sağlamlaştırmasını kolaylaştırmaktadır. Kürt sorunu gerek ABD, gerekse AB egemenleri tarafından bir müdahale aracı olarak görülmekte ve yıllardır kullanılmak istenmektedir. Türk ve Kürt emekçilerinin ortak mücadelelerine dayalı antiemperyalist bir karşı koyuş, tıpkı Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi emperyalistlerin korkulu rüyası olduğu için, emperyalistler Kürt siyasi çevrelerini de işbirlikçileştirmek için özel bir gayret sarf etmektedir. Son olarak ABD Büyüleşçisi Marc Parris'in bölge illerinde yaptığı gezi ve çeşitli yerel idarecilerle temasları bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bağımsız, Demokratik Türkiye
Buraya kadar sayılan yol ve yöntemler IMF'nin orta düzey bir temsilcisi olan Cottarelli'nin bugün, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Türkiye'ye yapacağı "çıkarmaya" ayrı bir özellik katmaktadır. Emperyalizmin dişe diş bir mücadeleyle, savaş yoluyla kovulduğu topraklara Cottarelli'nin, bağımsızlığı simgeleyen bugün, büyük bir rahatlıkla gelmesi yukarıda sayılan sürecin bir ürünüdür. Emperyalizm bizim gibi ülkelere, mecbur kalmadıkça artık açık bir savaş yoluyla işgal biçiminde değil sermayesi, kültürel kuşatması, yerli siyasi kadroların, hükümetler ve üst düzey bürokratların, hukuk sisteminin işbirlikçileştirilmesi yoluyla girmektedir. Bu bakımdan bugün, devlet erkânı Cottarelli'yi karşılamaya hazırlanırken "Kahrolsun IMF; Bağımsız Demokratik Türkiye" şiarını yükseltmek, sadece IMF'ye karşı olmak değil, tüm emperyalist ve işbirlikçi ilişkilere karşı olmak anlamına gelmektedir. Bağımsızlık ruhunu, tüm ilişkileriyle yeniden gerçeğe dönüştürmenin yolu emekçilerin örgütlü mücadelesine dayalı bu karşı koyuştan geçmektedir.
www.evrensel.net