Yerelden evrenselliğe

Ulusal kültürün temellerinin Anadolu insanına dayandığına inanan besteci, eserlerinin büyük bir çoğunluğunu Anadolu insanının sımsıcak nefesini hissederek var etmiştir.

Yerelden evrenselliğe
Hasan Çakmak
Bir matematik öğretmeninin oğlu olan Ahmet Adnan Saygun, 1907'de İzmir'de doğdu. İlk müzik eğitimini İzmir'de İsmail Zühtü'den aldı. Piyano ve müzik kuramları üzerine Macar Tevfik Bey'den dersler aldı, bu arada kendi kendisine de armoni ve kontrpuan öğreniyordu. 1928 yılında devlet sınavını kazanarak Paris'e giden sanatçı, Eguene Borrel'le armoni d'İndy ile kompozisyon çalıştı. İlk eseri orkestra için "Divertsmen"i Paris'te besteleyip seslendirdi. 1931 yılında ülkeye dönerek Ankara Öğretmen Okulu'nda müzik öğretmenliği yaptı. 1934 yılında Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası'nı yönetti, 1936 yılında, İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda armoni ve kompozisyonu öğretmenliği yaptı. Aynı yıl ülkemize gelen Bela Bartok ile Anadolu'da gezilere çıktı. Sonradan Bartok'un yazdığı "Türkish Music From Asia Miner" ve birlikte yazdıkları "Folk Music Research in Turkey" gibi kitaplar bu gezinin ürünüdürler.
Daha sonra bu gezinin izlenimlerini ve belgelerini posta kanalıyla birbirlerine ulaştırarak değerlendirdiler. Saygun bu değerlendirmeler sayesinde Halkevleri'nde eğitim olanaklarını araştırmış ve 1940 yılında yayınladığı "Halkevlerinde Musiki" adlı kitabında "müşterek teganni" (ortak şarkı-türkü söyleme)'nin üzerinde durmuş ve "Gerek Anadolu köylüleri arasında hatta gerek şehirlerde ve mektep gençleri arasında müşterek teganni yerine münferit teganni hakimdir" der ve bu durumun aslında halkta müzik kulağı olmadığına değil "müşterek teganni terbiyesi" verilmesine bağlamaktadır ve halkevlerinin bu konuda öncülük yapmasını, Halk Korolarının oluşmasını dile getirmektedir. Yanı sıra dinleterek müzik eğitiminin önemine değinen besteci şöyle der: "Dinlemek, kulak ve zevk terbiyesinin esasıdır. Musikide Türkiye'de az insan yetişmesinin sebebini dinlemek imkânının hemen hemen yok olduğunda aramak hata olmaz." Bu konuda halk konserlerinin düzenlenmesi (düzenli olarak), radyo, sinema vb. araçların etkin biçimde kullanılmasını salık verir.
1939 yılında Halkevleri ve CHP'nin müzik danışmanlığı görevini üstlenen sanatçı, aynı yıllarda Karadeniz havalarını notaya aktarır. 1940 yılında "Ses ve Tel Birliği"ni kurdu ve ortaçağ, klasik ve romantik müzik dönemlerinden, ulusal yapıtlardan örnekler dinletip, koro konserleri düzenleyip kültür dünyasına katkı sağlamıştır. Halkevleri'ne önerdiği koroları burada gerçekleştirme olanağı bulmuştur. Bununla birlikte genç bestecilerin yeni yapıtlarını da ilk kez seslendirdiği bir ortamdı "Tel ve Ses Birliği".
1946 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı'nda kompozisyon öğretmenliğine atanan Saygun, 1972 yılına dek bu görevini sürdürdü, daha sonra İstanbul'a yerleşerek MSÜ İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda yeni müzisyenler yetiştirmeye başladı.
Bestelemeye başladığı yıllardan ölümüne kadar (6 Ocak 1991) bütün sanatsal yaşamı boyunca durmadan eserler üretmiş, opera, oratoryo, senfoni, konçerto, oda müziği, destan, koro ve solo çalgılar için her tür müzik biçimine örnekler vermiş olan bestecimiz, yaklaşık 75 eser, kitaplar, inceleme, ders kitapları yayımlamış ve bu yapıtların düzenli arşivlerini tutmasıyla kültür tarihimizde hep saygıyla anılmayı hak etmiştir.
Ulusal kültürün temellerinin Anadolu insanına dayandığına inanan besteci, eserlerinin büyük bir çoğunluğunu Anadolu insanının sımsıcak nefesini hissederek var etmiştir. O toplum kültürüne yön verenleri/şekillendirenleri, Anadolu'yu yüreklerinde duyumsamadıklarını, İstanbul ve Ankara'da oturup da ulusal edebiyat böyle, ulusal müzik şöyle olmalıdır' diye akıl hocalığı yapanların ulusal kültüre hiçbir şey kazandırmadığına inanırdı.
Ulusallık ve geleneksellik, Saygun'un müziğinin temelini oluşturur. Modal ezgi yapısından, tartım zenginliğine ve tınısal dokuya kadar bu öz vardır. Ancak o, aynı zamanda geleneksellik ve ulusallığın yanlış kullanıldığında kültürel yozlaşmaya neden olacağı üzerinde titizlikle durmuştur. Çeşitli birikimlerden ya da tarihsel süreç içersinde oluşan kültürel birikimlerin veya kültür hazinesinin toplumların geleneklerini oluşturduğu, bu nedenle geleneklerin sürekli olduğunu, ne var ki yaşamayan ve çağa uymayan bir geleneğin de gelenek olma özelliğini yitirdiğini ve onu yaşatmaya çalışmanın yozlaşmaktan başka bir anlam taşımadığını dile getirir ve şöyle der: "Gelenek dediğimiz şeyi katı bir anlam içinde bize sunmak isteyenler haklı değildirler. Gerçekten, toprağa kök salmış ağaçlar gibi gönüllerimize kök salmış olan geleneklerimizi donmuş kalıplar gibi alma eğiliminde olanlar ne kadar yanlış yoldadırlar. Çağlar gelip geçer, çağlarla beraber insanlar da gelip geçer, ama evrim, yaşayışta evrim, ruhlarda evrim sonsuza doğru yürür gider. Bu sonsuzluk yolunda sanat ancak bu evrim içinde oluşacak, sanat adamı eserlerini bu hava içinde verecektir."
Anadolu müziğinin teorik yapısını komşu ülkelerin müziğiyle kıyaslamaya çalışan Saygun, İran ve Yunanistan müziklerindeki makamsal eserleri kıyaslamalı bir şekilde incelemiş; Anadolu halk şarkılarını da Asya halk şarkıları, Ural halk şarkıları gibi, Macar ve Fin halk şarkılarında görülen pantonik yapılarını ve yaygınlaşmalarını incelemiştir.
Geleneksel ulusal şarkılardan esinlenerek 1946 yılında yazdığı Yunus Emre Oratoyosu'na dek süren ilk dönem eserleri ezgisel yönelimli olmasına karşın, motiflerin bir araya getirilmesinde oldukça başarılıdır. Yunus Emre Oratoryosu Türkiye'de yapılan ilk oratoryo özelliğine sahiptir ve çizgisel yazı ile makamsal uyum içinde bütünsel bir eser anlayışına dönüşmesi yönünde önemli bir örnektir. Ve yine belirtmek gerekir ki, Saygun'u uluslararası üne kavuşturan eser Yunus Emre Oratoryosu olmuştur. 1946 yılında Halkevleri Müfettişliği yaptığı sıralarda bestelediği oratoryo aynı yıl kendi yönetmenliğinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilmiştir. 1947 yılında Eugene Borell tarafından Fransızcaya çevrilmiş, Paris Radyosu ve Paris'in Pleyel Salonu'nda seslendirilmiştir. 1958 yılında, Beale'nin çevirisiyle (İngilizce), Amerika'da Leopold Stokowski'nin yönetiminde "Symphony of the Air Orkestrası" tarafından New York'ta gerçekleşmiştir.
Besteciliğinin yanı sıra etnomüzikoloji alanda, mod-içi ve mod öncesi müzik üstüne yaptığı incelemeler yeni kuşak bestecilerine ve uluslararası müzik ekollerine yol gösterici olmuştur. Aksak tartımlara özgü olarak kullandığı terim "aksak" olarak uluslararası müzik literatürüne girmiştir. Ve yine ulusal müzik (yerel ve genel) üzerine yapmış olduğu araştırmalarıyla, ulusal müziği uluslararası alanda temsil etmiştir. Bir başka deyimle tanıtmıştır.
Son sözü Saygun'un kendisine, yani Köroğlu Operası'nın program notalarına düştüğü nota bırakıyoruz: "İnsanların acıdan, zulümden uzak, bütün kötülüklerin unutulduğu ve ancak sevgi ve kardeşlik güneşinin aydınlattığı bir huzur alemine kavuşmalarına duyduğum iştiyak, konuyu işleyişim sırasında buna hakim olan ana düşünceydi. Köroğlu zulme, adaletsizliğe ve her türlü karşı başkaldırmanın sembolü değil midir?"

Kaynakça:
1- Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları, A. Adnan Saygun'a Armağan
2- Ahmet Say, Müzik Tarihi, Müzik Ansiklopedisi Yayınları

www.evrensel.net