Amerika için dünya propagandası

Eğer, Amerikan bayrağının "dünyanın en saygı duyulan ulusal simgesi" olmasını hak ettiği tezi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından tekrar savunuluyorsa, o zaman bu, o havayı karakterize ediyor demektir.

Amerika için dünya propagandası
Hans Jürgen Schröder - Giessen Üniversitesi Yeni Tarih Profesörü
USA Today gazetesi, haziran ayı sonunda Amerikalıların vatan sevgisinin en fazla hangi dönem geliştiği yönünde bir soru sorduğunda cevabı da belliydi: 4 Temmuz, Ulusal Bağımsızlık Günü. Bu aynı zamanda Roland Emmerich'in "The Patriot" filminin sinemalarda gösterime girmesi için de çok yerinde bir zamanlamaydı. Dün Almanya'da da gösterime giren filmde başarılı rejisör, ikiyüz yıl geride kalmış Amerikalı kolonilerin ana ülke İngiltere'ye karşı verdikleri mücadeleyi işliyor.
Hollywood bu konuyu şimdiye kadar sürekli ihmal etmiş, bunun yerine ise 1861-1865 yılları arasında süren iç savaşa yoğunlaşmıştı (İngiliz prodüksiyonu olan, 1959 yılında çevrilen ve başrollerini Burt Lancester ve Kirk Douglas'ın paylaştıkları G. B. Shaw'ın "Şeytanın Öğrencisi" filmi bir kenara bırakılırsa). O, Amerikalıların kitlesel bilinçlerinde daha fazla yer edinmiş durumda. Bunu iç savaşın daha yakın bir geçmiş zamanda gerçekleşmesi ile açıklamak mümkün. Yani iç savaş daha fazla iz bırakmıştı. Hem İngiltere ile sorun çoktan geride kaldı. Washington ve Londra arasındaki özel ilişkiler bugünkü bilinci daha fazla etkiliyor.
Bu bir tarih dersi değil
Amerikalı eleştirmenler Emmerich'i tarihi yanılgılara düşmekle suçluyorlar. O, Amerika üzerine az bir bilgiye mi sahip acaba? Hayır tam aksine. Film belgesel bir film değil ve tarih dersi vermiyor. Tarihi malzeme oldukça önemli güncel politik mesajların verilmesi için kullanılan bir paravan. Bu mesajlar, izleyenlere "Braveheart", "Independence Day" karışımı bir şekilde üç aşamada ulaştırılıyor:
Dışardan gelen bir tehlike; bu tehlikenin ortadan kalkmasına karşı verilen mücadele; küresel liderlik talebinin dile getirilmesi. Var olan tehlikenin boyutlarını gösteren anahtar sahne; din adamları, kadınlar ve çocuklarla dolu bir kilisenin İngiliz askerleri tarafından ateşe verilerek hunharca katledilmeleri.
Nazi metodu
New York Times, şiddetle buna karşı çıkarak, bu sahnenin tarihi gerçekleri yansıtmadığını, olsa olsa Nazi metodu olduğunu öfkeyle dile getirdi. Böylesi bir kritik, rejisörün verdiği mesajı görmezden geliyor. Emmerich ise Amerikan değerlerinin büyük bir tehlike altında olduğunu dramatik bir şekilde sahnelemek istiyor: Korku özgürlüğü, dinin özgürce yerine getirilmesi, konuşma özgürlüğü. Bugüne tercüme edilirse: Eğer "sivil bir toplum olan" İngilizler bile böylesi katliamlara başvuruyorlarsa, böylesi saldırıları "haydut" devletlerden beklemek son derece doğaldır. Amerika'nın jeografik konumu, onun güvenlikte olduğunun garantisi anlamına gelmiyor. Toplumun tüm kesimleri savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
Ulusal görev
Bu yüzden ülkeyi, onun halkını ve Amerika'nın temel değerlerini korumak ulusal bir görevdir. Bu değerleri korumak için çiftçi Martin (Mel Gibson) kısa bir teredütten sonra, barışçıl tutumunu bir kenara bırakarak, İngilizlere karşı verilen mücadelenin liderliğini üstleniyor. O, tavizsiz bir vatansever oluyor. İngilizlerin tüm askeri gücüne ve gövde gösterisine rağmen Amerikalılar savaşı kazanmayı başarıyorlar. Bugün halen popüler olan devrim bayrağı, Amerikan üstünlüğünün bir sembolü. Her şeyin belli olacağı muharebede vatansever elindeki bayrakla öne atılıyor. Bu tüm güçlerin seferber edilmesi için verilen mesaj.
Bayrak sadece savunmayı kristalleştiren sahne değil. Amerika'nın bugüne kadarki tarihi boyunca bayrak (giderek artan yıldız sayısıyla) aynı zamanda ABD'nin dünya genelindeki liderlik talebinin de sembolü haline geldi. Eğer, Amerikan bayrağının "dünyanın en saygı duyulan ulusal simgesi" olmasını hak ettiği tezi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından tekrar savunuluyorsa, o zaman bu, o havayı karakterize ediyor demektir. Amerika'nın temel değerlerinin dünya genelinde geçerli olduğu izlenimi uyandırılıyor. Ve özellikle filmin sonunda Amerika'nın yeniden yapılanmasından değil, yeni bir dünyanın kurulmasından bahsediliyor.
Yeni dünyanın ABD tarafından kurulması
Emmerich, Amerika'nın ulusal bağımsızlık gününün tüm dünya için bağlayıcı olduğunu ilan ederek, "Independence Day" filmindeki mesajını tekrar hatırlatıyor. Uzaydan gelen düşmanlar, dünya ülkelerinin birlikte mücadelesiyle yenilgiye uğratılıyor, tabii ki Amerika'nın liderliğinde. "The Patriot" filminde bu liderlik talebi daha güçlü bir şekilde dile getiriliyor. Gerçi Fransızlar bu genç ulusu bağımsızlık savaşında desteklediler ama, yeni dünyanın oluşumu tamamen Amerikalılar tarafından gerçekleştirilmeli. Filmde formüle edilen mesajlar, ancak Amerikan toplumu yakından tanındığında belli oluyor. Emmerich bunu bir sismolog gibi tespit etmiş.
Onun Amerika'nın dışında doğumu bunu daha da kolaylaştırdı. Gelecek nesiller için bu film tarihi bir belgesel olacak. Zira film, Amerikan toplumunun 21. yüzyılın başında içinde bulunduğu durum üzerine bilgiler taşıyor. Amerikalıların büyük bir çoğunluğu, "American way of life" sloganının dünyanın tüm diğer ülkeleri için başka alternatifi olmayan bir yol olduğu düşüncesinde. Ve ekonominin ve politikanın önde gelen elit kesimi, Amerikan temel değerlerinin dünya genelinde korunmasının ihmale gelmeyeceğini sürekli olarak ve tekrar tekrar hatırlatma gereği duyuyorlar.
www.evrensel.net