Cezaevinde 'muhtaçlık kriteri' saldırısı

Çevre sağlığı ve hijyen bakımından çok kötü bir durumda olan cezaevleri, tutuklu ve hükümlülerin sağlığını bozuyor.

Cezaevinde 'muhtaçlık kriteri' saldırısı
Hacer Yücel
Tutuklu ve hükümlülerin temel sağlık hakkını ihlal eden devlet, bu ihlalleri "üçlü protokol"le katlayarak artırırken, getirdiği muhtaçlık kriteriyle ilaç ve tedavi parasını tutukluya ödetmeyi amaçlıyor. Yaşam koşulları insan sağlığına aykırı olan cezaevlerinde koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri verilmediği gibi, hasta olan tutukluların tedavileri de engelleniyor. Üçlü protokolle, hekimden mesleğine ihanet etmesini emreden yönetenler, Dünya Tabipler Birliği'nin evrensel kurallarını da ihlal ediyor.
Özellikle siyasi tutuklu ve hükümlülerin hasta olmasına da, insan olmasına da karar veren devletin cezaevlerinde yaşanan sorunların hücrelerle aşılacağını dile getirdiğini söyleyen Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi doktorlardan Ahmet Tellioğlu, hücrelere karşı oluşan muhalefeti kırmak ve bir pazarlık zemini yaratmak için hücrelere geziler düzenlediğini kaydediyor.
Deterjan bile verilmiyor
Cezaevlerinde yaşanan sağlık sorunlarını; çevre ve sağlık koşulları, koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi edici sağlık hizmetleri açısından değerlendirmek gerektiğini söyleyen Tellioğlu, bu çerçeveden baktıklarında durumun çok vahim olduğunu anlatıyor. Cezaevi yönetiminin, çevre sağlığı ve hijyen açısından, tutuklu ve hükümlülere hiçbir katkısının olmadığını belirten Tellioğlu, siyasi tutukluların cezaevlerindeki çevre sağlığını kendi olanaklarıyla sağlamaya çalıştıklarını, cezaevi yönetiminin siyasi tutuklulara deterjan dahi vermediğini dile getiriyor. Koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersizliğini gösteren en tipik örneğin hepatit B olduğunu belirten Tellioğlu, sözlerine şöyle devam ediyor : "Hepatit B aşıyla önlenebilir bir hastalık olmasına ve bu aşının cezaevinde yapılabilmesine rağmen yönetimin duyarsızlığı nedeniyle hastalık çok yaygın. Her 5 kişiden birinin hepatit B taşıyıcısı olduğunu düşünüyoruz. Yani her beş kişiden biri, cezaevinde yakalandığı hastalık sonucu yaşamını yitiren Murat Dil olma adayı."
Tedavi edici sağlık hizmetleri açısından baktıklarında da tablonun değişmediğini anlatan Tellioğlu, cezaevi ortamında tedavisi yapılamayan özellikle siyasi tutuklular için yönetimin çok ciddi engeller çıkardığını ve üçlü protokolle bu koşulların daha da ağırlaştığını kaydediyor.
Protokol sağlığı özelleştiriyor
Üçlü protokolle devletin evrensel kurallara bağlanmış temel insan haklarını ihlal ettiğini dile getiren Tellioğlu, hekimle hastanın yalnız kalma hakkını, hastanın hekimiyle özgürce görüşebilme hakkını ve hastanın istediği zaman hekimine ulaşabilme hakkını ihlal eden bu protokolün hastanın bütün haklarını tamamiyle kolluk kuvvetlerinin insafına bıraktığını anlatıyor. Üçlü protokolün cezaevlerinde sağlık hizmetlerini özelleştirdiğini kaydeden Tellioğlu, şu noktaya dikkat çekiyor: "Devlet bu protokolle muhtaç durumda bulunmayan tutuklu ve hükümlünün ilaç parasını, tedavi parasını karşılamayacağını söylüyor. Peki, muhtaçlık ve bu durumun kriteri ne? Bunu bir yana bırakın; sonuçta devlet o insanı almış, oraya kapatmış ve onun ihtiyaçlarını karşılamak zorunda."
Ölüme terk ediliyorlar
Cezaevlerinin sağlık açısından çok kötü bir durumda olduğunu belirten Tellioğlu, doğuştan var olduğunu düşündükleri insani hakları, devletin birilerine tanınıp birilerine tanınmayacak haklar olarak gördüğünü anlatıyor. Siyasi tutuklulara bu hakları devletin çok gördüğünü söyleyen Tellioğlu, bu çerçevede insanların temel sağlık haklarına yönelik çok ciddi ihlallerde bulunduğunu, üçlü protokolle bu ihlallerin arttığını, muayene olmanın bile jandarmanın insafına bırakıldığını kaydediyor. Tellioğlu, "Devlete göre cezaevlerinde bulunan siyasi tutuklu ve hükümlüler devlet düşmanı ve hiçbir şeyi hak etmiyor" diyor.
Tabipler Odası ve SES'in hücreye karşı olduğunu söyleyen Tellioğlu, devletin tutuklu ve hükümlülerin temel insani haklarına saygı göstermesini istediklerini ifade ediyor. Devletin cezaevlerine kapattığı insanların sağlığı için gerekli önlemleri alması gerektiğini dile getiren Tellioğlu, bu aşamada yaşanan sağlık sorunlarının çözümü ve denetimi için Tabipler Odası ve SES'ten yardım alınması gerektiğini vurguluyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Metalde sözleşme görüşmeleri başladı
Metal işkolunda Birleşik Metal-İş Sendikası ile işveren sendikası MESS arasında 2000-2002 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri dün resmen başladı. Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından yapılan yazılı açıklamada, Pirelli, Chreysler, Beksa, Arge, Isuzu, Lombardini, ABB, Akkardansa, Alsthom, Kroman, Çolakoğlu Metalurji, Asil-Çelik, Plilips, Çimsataş, Çimtaş ve Şenkaya işyerlerinde başlayan sözleşme görüşmelerinin 15 bin işçiyi ilgilendirendiği bildirildi.
Açıklamada; Birleşik Metal-İş'in, 21.yüzyıla girilen süreçte ücret sendikacılığına endeksli bir anlayışı aştığı ve insanı toplu pazarlık sürecinin asli unsuru olarak değerlendirdiği belirtilerek, "İşgüvencesi, en önemli ve vazgeçilmez talep olarak ortaya konulmuş ve ülkemizin imzalayarak onayladığı ILO 158 Sayılı Sözleşmesi ışığınca maddeleştirilerek talep edilmiştir" denildi.
MESS grup toplu iş sözleşmesi ile fiili olarak çalışanların önemli bir bölümünün toplu iş sözleşmesi dışı kalmasına ve dolayısıyla sendikalaşma hakkını kullanamamasına yol açan kapsam maddesinin daraltılması ve tüm çalışanların yasal haklarını özgürce kullanmasına olanak sağlanmasının talep edildiği dile getirilen açıklamada şunlar kaydedildi: "İşyerinde üretimin kalitesini olumsuz etkileyen, ülkede vergi ve prim kaybına yol açan, çalışanların yasal sandika ve toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanmasını engelleyen ve bir tür antidemokratik sendikasızlaştırmanın ve kayıtdışı ekonominin kaynaklarından biri olan taşeronlaştırmanın kesin olarak yasaklanması talep edilmiştir"
Yüzde 48 ücret artışı
İşçilerin, işyerinde kendisi ile ilgili kararlarda söz sahibi olmasını sağlamak üzere tarafların eşit ve demokratik temsili ilkesine dayanan Endüstriyel İlişkiler Kurulu'nun önerildiği belirtilen açıklamada, "Ve elbette ülkemiz ekonomik gerekçelerine dayanan, insanın varlığını ve geçimini sürdürebileceği gerçekçi bir ücret talebi olarak; ilk 6 aylık dönem için yüzde 48 ücret zammı talep edilmiştir. Bu hususta; 1998 ve 1999 yılları arasında yaşanan ekonomik krizin faturasının metal işçileri tarafından ağır biçimde ödendiğini, tüm metal işçilerinin adı geçen dönemde büyük fedakârlıklar gösterdiklerini özellikle belirtmemiz gerekiyor" denildi.
www.evrensel.net