Coşku ile örülen sevda

"Anadolu Feneri"ndeki solistliğinin yanı sıra sahne çalışmalarını da sürdüren Melda Duygulu, ikinci solo albümünü çıkardı.

Coşku ile örülen sevda
Sinan Gündoğar
Melda Duygulu'nun adını, öncelikle "Anadolu Feneri" adlı albümlerde duyduk. Türkçe ve Rumca geleneksel türkülerin yeni bir düzenleme mantığıyla bir araya getirilmesine dayanan bir işbirliğiydi, "Anadolu Feneri". Yunanistan'da bir, Türkiye'de de iki tane olmak üzere üç albümleri çıktı. Çıkış noktası olarak, Türk müziği ürünlerinin yorumlanmasıydı ve bu doğrultuda, sanatçılar Kani Karaca ve Melda Duygulu seçilmişlerdi. Ancak daha sonra, kadronun genişlemesi, sanatçıların yönelimiyle, hem Rum hem de Türk halk türkülerinin yorumlanması şekline evrildi.
Melda Duygulu'yla yaptığımız söyleşiye buradan başlıyoruz ve "Anadolu Feneri"ne ne olduğunu soruyoruz. "Bu çalışmalarımız şu anda noktalanmış gibi görünse de, biz mart ayında yurtdışında yedi konserlik bir turneye hazırlanıyoruz. Anadolu Feneri'yle ilgili çalışmalarımızı yeniden gündeme getireceğiz. Grubumuz, zaman zaman iki üç senelik aralar verir. Hepimiz bağımsız çalıştığı için, kendi özel çalışmalarımızı sürdürürüz" cümleleriyle, Duygulu, Anadolu Feneri grubunun çalışmalarının süreceğini belirtiyor.
Daha sonra, ilk solo albümüne geçiyoruz. İlk albümü "Duygulu Türküler" adını taşıyor. Bu albüm, geleneksel türkülerin geleneksel formatlar içerisinde sunulmasına dayanan bir albümdü. Albüm Sinan Çelik'in geleneksel türküleri hiç bozmadan, olduğunca otantik tavrına ve tarzına uygun olarak yorumlama önerisiyle oluşmuş. Bu anlamda, albümü, "Biraz 'Yurttan Sesler' saunduna yakın bir çalışma" diye değerlendiriyor, Duygulu.
Aradan bir buçuk iki sene geçtikten sonra, son albümünü çıkardı Melda Duygulu. "Sevdadır Bu" adlı albüm, tam anlamıyla Melda Duygulu'yu yansıtan bir albüm. Özellikle onun sahne performansını, canlılığını, hareketliliğini bilenler, bu albümü hemen benimseyeceklerdir. Bu albümün benimsenmesinde büyük rol oynayacak olan bir diğer isim ise, Engin Arslan. Birçok albüme, kullandığı enstrümanıyla katkıda bulunan Engin Arslan, bu albümün yönetmenliğini üstlenmiş. Arslan'ın düzenleme mantığında yer alan, "kentli yaklaşım" ve birbirinden farklı enstrümanların bir araya getirilmesi öğeleri, bu albümün düzenleme mantığını özetlemek için yeterli olacaktır. Melda Duygulu albümdeki genel bir düzenlemeden çok, eserlere yönelik bir düzenleme mantığından söz ediyor ve geleneksel formatın dışında bir düzenlemeye başvurmaları konusunda şunları söylüyor: "Her şey değişiyor. Hayat, beğeniler de değişiyor. Bazı insanlar tarafından yapılan düzenlemeler yadırganabilir. Ama aynı durum bundan on sene önce de yaşanmıştı. Örneğin Arif Sağ ve Yavuz Top'un yaptığı düzenlemeler, o dönemlerde Nida Tüfekçi tarafından yadırganıyordu. Dolayısıyla bizim yaptığımız düzenlemeler başkaları tarafından yadırganabilir. Ama biz doğru yaptığımızı düşünüyoruz. Hocalarımızın da söylediği gibi, 'Halk müziği dinamiktir, asla durağan değildir.' Buna dayanarak da, her geçen gün, hem düzenlemeler, hem sözel hem de yorum anlamında türkülerin değişmesi olacaktır diye düşünüyorum. Benim de yaptığım bu doğrultu içerisinde ele alınmalıdır."
"Sevdadır Bu" albümünde, coşku ve hareketlilik ön planda. Bu coşku ve hareketlilik diğer enstrümanların yanı sıra, özellikle ritim ile sağlanmış. Üstelik ritim enstrümanlar da, Yarkın Ritim Grubu tarafından çalınmış. Melda Duygulu, albümdeki coşku ve hareketliliği, "Ben kendim kıpır kıpır bir insanım. İnsanlar beni sahnede görürlerse, coşkunun sebebini anlarlar. Bu coşkuda hiçbir yapmacıklık söz konusu değil. Bir türküyü bin kere de söylesem, ilk günkü coşkuyu hissedebiliyorum. Bu türküyü çok söyledim, sıkıldım, insanlar da bundan sıkılmıştır, diye düşünmüyorum. Gelen istekler de bunu destekliyor. Bir diğer neden ise, önceki albümden farklı bir yapının ortaya çıkma isteğiydi. Önceki albümümüz çok ağır türkülerden oluşan bir repertuvarı içeriyordu. Bu kez, daha hareketli bir albüm oluşturmak istedik, bu doğrultuda bir repertuvar hazırladık. Hareketliliği, coşkuyu yansıtmak için de ritmi kullandık. Yarkın Ritim Grubu'nu da, bizim müziğimizi çok iyi bildikleri için seçtik" sözleriyle açıklıyor. Önceki albümleriyle son albümüne baktığımızda, "geleneksel-modern" çatışması ortaya çıkıyor. Bu konuda neler düşündüğünü öğrenmek istiyoruz.
Melda Duygulu, yaşadığı çevreyle bağlantılı olarak cevaplıyor sorumuzu: "Ben İstanbul'da doğmuş, büyümüş ve hâlâ İstanbul'da yaşayan, iki tane konservatuvardan eğitim almış bir kişiyim. Dolayısıyla benim otantik bir yaklaşım içinde olmam, mahalli olmam imkânsız. Gelenekseli bizzat kendi yöresinin ağzından söyleyen otantik şahıslar gibi olması imkânsız. O zaman bir taklit söz konusu olur. Bir Neşet Ertaş ya da bir Celal Güzelses taklidi olmaktansa Melda Duygulu olmayı tercih ederim. Onları çok seviyorum, çok beğeniyorum. Onlardan aldığım türküleri, kendi yüreğimin sesiyle, kendi müzikal birikimimle düzenleyip, kendi içimde hazmederek söylüyorum. O yüzden benim yaptığım çalışmalar stilize çalışmalar."
Melda Duygulu, albümlerinin yanı sıra, türkülerle ilgili kimi televizyon ve radyo programları da yapan bir sanatçı. İlk defa, müzik yayını yapan bir televizyon kanalında, bir "türkü programı" sundu. EKO TV'deki bu program sürerken, Kanal D'den bir teklif almış. Ancak bundan sonraki gelişmeler aynı zamanda, Duygulu'nun alttan alta sitemini de beraberinde getiriyor: "Ben EKO TV'de akşam saatlerinde programlar yaparken Kanal D'den bir öneri geldi. Program sabahın köründe olmasına rağmen, bunu kabul ettim. Programın formatında farklı düzenlemelere gitmeme rağmen program saati konusunda hiçbir değişiklik olmadı. Ağzımla kuş dahi tutsam, program saatinin değişeceğini pek sanmıyorum. Fakat güzel olan şu. Anadolu'nun birçok yöresine gittiğim zaman, insanlar beni tanıyorlar. Sabahın erken saatlerinde de olsa, programı izlediklerini belirtiyorlar. Belki insanların yüzde 70-80'ine ulaşamıyorum ama, özellikle çalışan kesime ulaşabiliyorum. Benim de kitlem zaten o insanlardan oluşuyor."
www.evrensel.net