Tarih, evlerin duvarlarında!

Tarihi taş devrine uzanan, bir zamanların sürgün yeri Avşa Adası... Ancak, birçok uygarlığa ev sahipliği yapan adanın, bugüne kalan tek bir tarihi eseri yok. Tarihi yapıların kalıntıları ise, ev temellerinde ve bahçe duvarlarında boy gösteriyor!

Tarih, evlerin duvarlarında!
Mustafa Kara - Muzaffer Özkurt
Marmara Denizi'nin güneyinde, yüzbinlerce yıl önce Kapıdağ Yarımadası'ndan kopmuş bir ada, Avşa. Rumların, Arapların ve daha sonraları Türklerin yerleştiği ada, eski taş devrinden bugüne çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmış.
Adanın "var olan", daha doğrusu taş yığını halinde duran tek eseri ise tarihi St. George Manastırı. Adadaki diğer tüm eserlerin kalıntıları, yani mezar stelleri, amphoralar, yazılı kitabe parçaları, sunaklar, sütunlar, tarihi şaraphane kalıntıları, eski değirmenler, Bizans mimarisinden kalma parçalar ise, adadaki evlerin temellerini ve bahçe duvarlarını süslüyor!
Rahiplerin sürgün yeri
360 yıl önce yapılan St. George Manastırı'nın, uzun dönem rahipler için "sürgün yeri" olarak kullanıldığı biliniyor. Kısa süre öncesine kadar bu manastırı süslüyen freskler ise, artık yok! Taş yığını olarak duran manastırdan kısa süre sonra hiçbir iz kalmayacağı da ortada. Pek çok kereler zevk için dinamitlenmiş manastırdan geriye kalan şu an için yığın halindeki taş parçaları. Şaraphaneler ise bir dönem için define avcılarının hedefi ve kurbanı olmuş.
Yok olan tarihi eserler arasında neler yok ki? Bir Roma mezarı içindeki kemikler kırılarak yok edilmiş, bir Roma sunağı ilgisizlik nedeniyle götürülmüş. Adanın kuzeyinde Çiftlik mevkiinde, tepede ve deniz kenarında kumsalda, sıra halinde dizilmiş "kiremit mezarlar" ise denizin sahili aşındırması sonucu ortaya çıkmış, ancak gün geçtikçe kırılarak yok oluyorlar.
Taş devrinden bugüne...
Avşa kumsallarında bulunduğu belirtilen çeşitli çakmaktaşı, kemik gibi aletler, değirmentaşları ve değişik baltalar, adadaki yerleşimin yeni taş devrine (neolitik çağ) kadar uzandığını doğruluyor.
Adanın yüzeyi yeni taş devri, ilk tunç çağının yanı sıra, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı çanak çömlek parçaları ile dolu. Bugüne kadar sistematik hiçbir kazı yapılmaması, birçok tarihi eserin gün yüzüne çıkmasını da engellemiş.Adının kökeni
Tarihçi Plinius'un eserlerinde "Ophiussa" olarak anılan Avşa, Bizans tarihinde ise "Afousia" olarak geçer. La Mottraye, 17. yüzyıl başında, adaya buradaki Meryem Ana Manastırı nedeniyle Pnagia adı verildiğinden bahseder.
Marmara adalarında tarihi incelemeler yapan Gedeon'a, Patrikhane tarafindan verilen 1892 tarihli vasiyetnamede ise, adadan "Aosia" olarak bahsediler. Rumlar adayı terk etmeden önce ise "Afissia" adını kullanmışlardı. Bir süre Araplar köyü nedeniyle "Araplar Adası" olarak da anılan adanın resmi adı, bir süre önce "Türkeli" yapılmış, ancak halkın bugün kullandığı yaygın ad; tarihi isminden Türkçeleştirilmiş olan "Avşa".
Araplara uzanan ilginç tarih
Tarihçi Gedeon, Avşa'nın kurulduğu kumsalda, batıl bir inanış nedeniyle bahsettiği Triniti Kilisesi'nin yıkıntılarının olduğunu, ada Rumlarının aksi rüzgârlarla yolundan kalan gemici yakınlarının bu yıkıntıları dolaşırlarsa rüzgârın değişebileceğine inandıklarını anlatır. Ancak, şimdilerde adada böyle bir kilise kalıntısından eser yok.
Adanın doğu kıyısında yer alan Yiğitler (Araplar) köyü ilginç bir tarihe sahip. Arap ordularının, İstanbul'u kuşattığı 672-678 yılları arasında Arap donanması bu bölgede konaklamış ve çok sayıda Arap buraya yerleşmiş. Yiğitler köyünün halen kullanılan diğer adının "Araplar" olmasının nedeni de bu.
Rumlardan sonra...
Rumların adayı terk etmek zorunda bırakılması, adanın birçok açıdan talan edilmesi sonucunu doğurmuş. Adanın yerli halkı haline gelen "Türkleşen Araplar" ve göçmen Türkler, adanın yüzeyindeki ağaç örtüsünün ve üzüm bağlarının azalmasının, tarihi eserlerin yok olmasının yolunu açmış. Türkiye'de bulunan Rumlar ile Yunanistan'da bulunan Türklerin mübadelesi sonrası geniş arazileri bedavaya alan göçmenler ise Rumlardan kalan bağları ve zeytinlikleri işlemek yerine arsa satarak geçim sağlamışlar.
Temeldeki tarih!
Adadaki evlerin temellerinde, bahçe duvarlarında, tarihi yapıların kalıntılarına rastlamak mümkün. Arsaların satılması ile beraber toprakların küçülmesi insanları balıkçılık ve bağcılık yapmaya zorladıysa da turizmdeki gelişmenin ardından, üretimden büyük ölçüde kopmuş. Yine azımsanamayacak derecede üzüm bağları ve zeytin ağaçları bulunuyor.
www.evrensel.net