Edebiyat son kaledir, vermeyeceğiz

Edebiyat son kaledir, vermeyeceğiz

Kültürel yozlaşmaya karşı son dönemde aydınların tepkisi de örgütlü mücadele yönünde yoğunlaşıyor. Yazar Nihat Genç, gelenekten gelen kültürün yavaş yavaş tüketildiğine ve bu gidişe bir dur demenin gerekliliğine dikkat çekiyor.

Edebiyat son kaledir, vermeyeceğiz
Şebnem Turhan
Yakın tarihin önemli ve 'sivri' kalemlerinden Nihat Genç şu an Türk edebiyatından söz etmenin mümkün olmadığını, büyük yazarların bıraktığı edebiyat mirasının medya ve ona bağlı çevreler tarafından tüketildiğini söyledi.
Tüketim toplumuna karşı örgütlü mücadelenin şart olduğuna dikkat çeken Genç, "Soylu yazarlarımızın sesleri şu anda bizlerin sırtında, yalnızlığımızlı taşıyabildiğimiz yere kadar taşıyacağız. Kimsecikler duymasa da, görmese de, kurta kuşa yedirmeyeceğiz" dedi. Halen Haftalık Leman dergisinde de yazılar yazan Genç ile, Türkiye'nin edebiyat ortamı; yazarın ve okurun durumu; kültür emperyalizmi üzerine görüştük.
Uzun bir yazın serüveninin sonunda 2000 yılında Nihat Genç'in edebiyattaki yeri neresidir?
Tarihsel olarak güçlü, sıkı bir Türk edebiyatından söz etmek mümkün, Hüseyin Rahmi, Refik Halit Karay, Yakup Kadri'ler, 40'lı-50'li yıllarda Samim Karagöz'ler, Kemal Tahir'ler, Orhan Kemal'ler, geniş bir çerçeve sunar, böyle bir edebiyat neslinden gıdalandığım için çok mutluyum. Çünkü bir kabilede yaşamadım, dünya devletleri, kültürleriyle savaşmış, toprağıyla güreşmiş, muhteşem bir yakın tarih geleneği mevcut. Ancak, bugün için bir Türk edebiyatından söz etmek çok zor. Bugün büyük bir reklam, şirket ve medya işgali altında edebiyat. Çok büyük manipülasyon var. Türk edebiyatında sıkı işler yapmak isteyen herkes parçalanacak ve boğulacaktır. Boğdurtulmaya çalışanların başında ben varım, sansür beni asla küstürtmüyor, kılıcımı daha da keskinleştiriyor. Tek başına bağımsız bir yazar olarak geldim, gidebildiğim yere kadar gideceğim. Ama bugün vasat olarak dahi bir Türk edebiyatından bahsedemeyiz. Türk edebiyatı, Doğan Yayıncılık gibi, 'Kitaplık' dergisi gibi veya medyaya bağımlı, şirketlerin piçi, birtakım edebiyat dergilerinin oyuncağı oldu. Sık sık 'listeler' yapıp manüpleye uğraşıyorlar, yani top on listeleri. Bir facia, bir ölüm kalım savaşı. Edebiyat asla böyle bir şey değil, edebiyat, toprağımızla, evrenle, tanrıyla, gelenekle, emekle, ürünle ve tüm bu vahşi şirketlerle verdiğimiz tarihsel kavganın şenlendiği yerdir.
Haftalık yazılarınızın ve kitaplarınızın okurları ağırlıkla gençler. Türkiye'deki genç okurun edebiyata bakışını ve edebiyatı yorumlamasını nasıl buluyorsunuz?
Anadolu'yu çok gezen, üniversitelerde çok konuşma yapan bir arkadaşınızım, büyük bir hayal kırıklığı var. Çok büyük bir hayal kırıklığı, umursamazlık ve başıboşluk yaratıyor. İkincisi medyanın geliştirdiği dille ve ahlakla, hafif, kolaycı bir nesil gelişiyor, yani bunlar, popülist, basit şiirleri çok seviyor, kendileri de kitap çıkartmaya bunlar gibi şöhret olmaya çok hevesli ve böyle yazılmış, böyle şöhret olmuş insanları da çok seviyorlar. Ancak, ülkesini takip eden, olup bitenden haberdar gençler hayal kırıklığında, yine de bu büyük hayal kırıklığının oluşturduğu depresyonu parçalamak için oraya buraya koşuyor, merak ediyor, yakın, dost yazarlar arıyorlar. Mutlu olanlar habersizler, büyük bir 'edebiyat hevesi' içinde, galiba Kitaplık gibi dergileri de bunlar takip ediyor. Zaten edebiyatı bu edebiyat heveslileri öldürüyor. Bu edebiyat heveslileri büyüyüp şair oluyor, büyüyor edebiyat dergisi çıkarıyor, işte bugünkü birçok edebiyat dergisini bunlar çıkarıyor. Ne mi yapıyorlar? Son 25 yılda, yüzyılda oluşmuş edebiyat geleneğini öldürüyor, gençleri, ülkeyi, edebiyattan soğutuyorlar, abi, kardeş, dost, tanıdık, bir yığın okuma-yazma bilmeyen insan eleştirmen, editör kılığında, arkalarına Aydın Doğan gibi Kelkitli köylü işadamlarının devasa imkânlarını alıp kör cahil kılıçlarıyla bizi doğradığını sanıyorlar, doğradıkları, Kemal Tahir'dir, Orhan Kemal'dir, edebiyatımızın muhteşem isimleridir, insanoğlunun bu büyük macerasıdır.
Son gürlerde edebiyat gündeminde yer alan emperyalist kültür tartışmalarını ve bu külütürün yaşama-edebiyata etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Uluslararası şirketler yerküremize, kendi markalarını, çizgi filmler, sinemalar, reklamlarla taşıyor, yani, önce 'zihinler' işgal ediliyor, tüm çocukların, ergenlerin zihinlerini işgal etmekle kalmıyor, bu ülkenin edebiyatına, kitaplarına karşı da amansız bir kavga veriyor. Mesela, bu büyük markaların-şirketlerin gücüyle çıkartılan dergiler-kitaplar, neden edebiyat ve şiirle uğraşıyor. Türkiye'nin en iyi on kitabını, şiirini seçmek onlara mı kalmış? Neden dergileri 'edebiyatla' uğraşıyor? Çünkü edebiyat bu ülkenin fethedilmeyen kalbidir, markalarını, ürünlerini, buraya dikmek istiyorlar, kalplerimizi parçalamak istiyorlar. Bu yüzden, bağımsız aydınların ahlak olarak direndiği bu son kaleye vurmaya çalışıyorlar. Siyasette ve iktisadi alanda yüzde 99'luk başarı kazandıkları halde, ille de edebiyat, ille de sanat alanında at oynatıp, bu ülkede değer oluşturabilecek her yazarı, ürünü kargaşaya sürüklemek, değerleri bozmak, ahlaksızlık yaratmak istiyorlar. Diyelim TÜSİAD, medyada, ihalelerde yüzde 99'luk başarıları olduğu halde, edebiyat alanında zafer çığlıklarıyla, barbarlar gibi dergiler çıkarıyorlar. İşte Yapı Kredi'nin çıkarttığı Kitaplık. Burada kendi bastıkları yazarların berbat, basit, mide bulandırıcı kitaplarını baştacı ilan ediyorlar, çünkü, bu kitaplara, kendi çıkarttıkları ürün olduğu için, çok satması için, edebiyat tarihinin, geleneğinin getirdiği tüm imkânları ve değerleri paramparça ediyorlar. Köşesinde tek başına konuşan bir yazar dahi onların ağırına gitmekte, yüzde 99'luk başarılarına rağmen, o bir yazarı susturmak istiyorlar, ülke değerlerine, edebiyatına, o yazara kanlı, çirkin, hançerlerini saplamaktadırlar. Bu ülkenin acısı, derdiyle süslenmiş tek bir şiir, tek bir film dahi ağırlarına gitmekte. İşte en güzel örneği Yılmaz Güney. Öleli 15 yıl oluyor, yine de uğraşıyorlar. Oysa, elinde milyonlarca dolar para var, otur sen de yap, yapamıyorlar, içinde 'onur' saklı tek bir edebi ürünü hazmedemiyorlar, bu yüzden manüple edip, kafa karıştırarak, çirkin bir savaş başlatıyorlar.
Türk edebiyatçısı yazarı, şairi, sinemacısı bir şey kaybetti, yeni kuşak da, o kaybedileni bulmaktan uzak durumda. Sizce bu nedir?
Kaybedilen şey, bağımsızlıktır. Şu anda yazmaya çalışan irili ufaklı herkes yarı bağımlı dergilerde yazıyorlar. Radikal ve Yeni Binyıl gibi gazetelerde yazanlar çöpleşerek, çöp gibi çürüyorlar. Çünkü onlar, büyük markaları pazarlayan, büyük ihalelere el koyan, ülkenin maddi, manevi değerini çürütmeyi kafalarına koymuş uluslararası şirketler ve onların köylü, yerli işadamlarının gazetelerinde çalışıyorlar. Aydınların, küçük dergilerde ve küçük gazetelerinde bu savaşa karşı koyacak güçleri yok. Olsun, bu ölüm-kalım bağımsızlık savaşı verilmek zorunda. Bağımsızlığımızı yitirmemek için elimizden geleni yapmak zorundayız.
Saldırının bu kadar yoğun yaşandığı bir tarihsel süreçte, aydının birey olarak bağımsız durma ve bağımsızlığını koruyabilme şansı var mıdır?
Şansımız olsun olmasın, bağıra bağıra ölmek zorundayız. Bağımsızlığımızı kaybetmemek için ölümcül çığlıklar atarak ölmek zorundayız veya tek başına bir kenara çekilip, kendimizi, ahlakımızı koruma altına almalıyız. Çünkü taşıdığımız şey, yüzyıllardan beri büyük, soylu şairlerin edebiyatçıların, fikirleri, düşünceleridir, işkenceden geçmiş yüzyılların, çağların damıttığı sesleri ve kelimeleri taşıyoruz. Yunus Emre'den, Pir Sultan'dan, ya da Nâzım Hikmet'ten aldığımız cümleleri, Aydın Doğan'ın, Karaahmetler'in gazetesinde kullanamayız. Bir reklam spotunda kullanamayız. Soylu yazarlarımızın sesleri şu anda bizlerin sırtında, yalnızlığımızlı taşıyabildiğimiz yere kadar taşıyacağız. Kimsecikler duymasa da, görmese de, kurta kuşa yedirmeyeceğiz.
Bağımsızlık derken, tek başına bir yaşam değil elbet. Mesela şu anda EMEP hareketine sempati besliyorum, EMEP'in son üç-dört yıldır geliştirdiği siyasi-sosyal tezleri yakından takip ediyor, birçoğuyla örtüşüyor düşüncelerim. Bu ortaklıklar zaman içinde daha da gelişecek, para adamlarına, devlete, şirketlere, uluslararası cicili bicili dergilere karşı elimizden geleni ardımıza koymayacağız.
Ülkemizde düşünce özgürlüğü tartışmaları bitmemekte, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Düşünce özgürlüğünü Eşber Yağmurdereli ve birçok aydın üzerinden sembol haline getirip mücadele veriyoruz. Düşünce özgürlüğü değişmeyen ana konumuz. İkisi ağır ceza, bana da 15'e yakın dava açıldı. Ancak, düşünce özgürlüğünü bir etnik grup üzerinden tartışmak, çok ciddi endişeler yaratır, yaratıyor. Düşünce özgürlüğü tüm dünya tarafından tartışılacak, onu, bunu, şunu değil herkesi, her cinsi ve dini ilgilendiren temel bir sorun, bu sorunu, sadece bugünlerle sıcak siyasal kavga veren taraflardan birinin meselesi gibi algılamak çok yanlış. Bu konuda kavga veren ve kendini cepheye atan her insanı yürekten alkışlıyorum. Ancak, düşünce özgürlüğü, bizi birtakım bildirgelere imza atmaktan çok, eserlerimin ruhunda, özünde şekillenen bir tavırdır. Öyle eserler kaleme alınsın ki, eser, kendi özgürlüğünün önünü açar, yazarın işi de bu eserdir, yoksa, eser yok, kitap yok, ama birtakım politik bildirgeler etrafında bir kör kavga var, bunu da tehlikeli görüyorum.
www.evrensel.net