Çelişkileri ironiyle yansıtan şair

Çelişkileri ironiyle yansıtan şair

Can Yücel'i sadece argo söyleyişi anmak onu, politik duyarlılıklarından ve eleştirel yanlarından soyutlamak anlamına gelecektir. Onun kendine has söyleyiş tarzında, birinci öğe gülmece ikinci öğe ise argo söyleyiştir.

Çelişkileri ironiyle yansıtan şair
Sinan Gündoğar
Can Yücel'den her söz edildiğinde, birçok kişinin kafasında, argo söyleyiş belirmektedir. Ancak onu doğru olarak algılamak için argo söyleyişi hangi amaçla kullandığını incelemek gerekiyor. Biz de, Can Yücel'in daha çok ortaya koyduğu ürünleri ve sanat anlayışıyla incelemeye çalışacağız.
Can Yücel, tarihsel olaylarla günlük olayları iç içe işlemiş, günceli, taşlama yüklü anlatımla, politik eleştiri düzeyinde yansıtmayı başarmıştır. Yücel, toplumsal olayları, günlük yaşantının temeli olan sınıfsal çatışmalarını "ironik" bir şekilde yansıtmıştır. Bu ironiden politikacılardan değer yargılarına, yazarlara ve sanatçılara kadar herkes ve her şey nasibini alır. Bu ironinin birinci öğesi gülmece, ikinci öğesi ise argo söyleyiştir. Hatta son dönemlerde "küfür"dür. Ancak küfürlerde bile, kıvrak bir zekânın ürünü olan imgeler vardır.
Can Yücel dendiğinde ilk akla gelen şüphesiz onun söyleyişidir. Çünkü dilin bütün imkânlarına hakim bir şair olan Can Yücel, divan şiirinden halk şiirine, İngiliz edebiyatına varıncaya kadar farklı edebiyat dönemlerinden, farklı deyim ve mecazlardan yararlanmayı bilmiştir. Kimi zaman halkın günlük konuşmalarında kullandığı deyimleri ve mecazları, kendi sunmak istediği mesaj doğrultusunda, yeni bir anlamda kullanmayı başarır. Üstelik bu yeni tarz, onun şiirlerinde hiçbir zaman "iğreti" durmaz.
Can Yücel'in yeni mecazlar kullanması, sadece kelimelerle sınırlı değildir. Kimi zaman da, çok bilinen şiirlere, nazire olarak değerlendirilebilecek şiirler de yazmıştır: "Ya mutlu göründüğün gibi ol / Ya mutsuz göründüğün gibi öl!" (Mevlâna'dan Zıvanaya); "Dönülmez faşizmin ufkundayız / Vakit çok geç"(Bilâ-Zaman).
Kısa şiirlerindeki yoğunluk
Can Yücel'in en büyük ustalığı, kısa şiirlerinde gizlidir. Çünkü kendi içinde büyük derinlikler, genişlikler taşıyan anlatımları, kısacık dizelere sığdırmayı başarmıştır Can Yücel: "Ne kadar çok elimiz varmış meğer! / İlkin, senin elinle tutuşan benimki / Sonra çocuklarınki / Gençlerinki / Tekel işçilerinki / Sonra ellerin elleri... / Ne kadar çok elimiz oldu, baksana / Tutuşa tutuşa / Bir orman yangını gibi!" (El Tutuşa Tutuşa)

Kısa şiirlerinde eleştirilerini yansıtmaktan da hiçbir zaman geri durmaz. "Papatyalar Açarken" adlı şiiri, onun hem eleştiri yönünü hem de günlük konuşmadan yola çıkarak kelimelere yeni anlamlar katabilme başarısını gösterebilmesi yönünden iyi bir örnek sayılabilir: "Güler toplamış kırdan / Bir tabağın içine koymuş / Suyunu da unutmamış / Bir saat sonraydı / Can bak, dedi / Papatyalar ayaklanmış! / Nasıl beyaz, nasıl sarı / Nasıl yeşil! / Dur hele dedim Güler'e / Bu, 142'ye girmesin sakın!"
Can Yücel'in şiirlerinde farklı ülkelerden farklı yörelerden birçok insana rastlamak mümkündür. Bu onun, genel birikimini, günlük yaşamında karşılaştığı olayların sunulması ve çözülmesi için kullanmasının bir sonucudur. İlk bakışta birbirinden çok farklı duran kişiler, olaylar onun şiirlerinde bir bütünün parçaları olarak karşımıza çıkar. Bu da, onun "dünya görüşü"yle doğrudan bağlantılıdır. Bunun örneklerini, eserleri bölümünde incelemek daha yerinde olacaktır.
Can Yücel'in çevirileri
Can Yücel dendiğinde, her zaman için yazdığı şiirleri anlaşılır. Oysa onun yine şairliği elden bırakmadığı, üstelik farklı dillerdeki bütün deyimleri başka dile çevirebilmenin güçlüğünü de beraberinde taşıyan "çevirileri"nin da olduğunu belirtmemiz gerekiyor. "Her Boydan" adlı kitabı çeviri şiirlerini kapsamaktadır.
Onun çevirmenliği sadece şiirlerle sınırlı değildir. Lorca, Shakespeare, Weiss, Brecht gibi yazarlardan oyun çevirileri de yapmıştır. Ancak bu çeviriler, alışılagelmiş çevirilerden çok farklıdır. Bir anlamda, oyunun kurgusunu, kahramanların niteliklerini değiştirmeden oyunları "yeniden yazma" tekniğidir. Bu da, deyimler ve mecazların farklı dillerde aynı anlama karşılık gelmemesinden yola çıkarak oluşturduğu bir tekniktir.
Eserleri
Can Yücel'in şiire 13 yaşındayken başlamış, birkaç şiiri Varlık dergisinin yanı sıra, bir iki yerde daha yayımlanmış. Sonrasında İngiltere'ye gitmiş ve burada şiirden uzaklaşmış. 1950 yılında ilk şiirleri, babası Hasan Ali Yücel'in çabasıyla kitap haline getirilmiş. İlk dönem ürünlerinin kitap haline getirilmesini, Can Yücel, "Benim hiç elim değmedi kitaba. Şiirleri babama yolladım, o da özenmiş. Bedri Rahmi Bey'den rica etmiş kapağını. Kitap çıktı. Bana da iki üç tane geldi. Babam kitabı çıkarmaya himmet etmiş fakat satışına himmet etmemiş. Kitap hâlâ durur bende. Bu yüzden kitap hiç satmadı değil, satışa vermedi babam" cümleleriyle aktarmış, Refik Durbaş'ın kendisiyle yaptığı bir söyleşide. Can Yücel'in bu kitabı daha sonra "Yazma" adıyla "Bütün Şiirleri" serisi içerisinde yayımlandı. Bu dönem şiirlerinde, Garip etkisinin kimi izleri bulunmakla birlikte, yurtdışında okumasından dolayı, yalnızlıktan kaynaklanan ve mistisizme yönelişin etkilerinden söz edilebilir. Yücel'in ikinci kitabı, ilk kitaptan 23 yıl sonra yayımlanır. Bu süreç içerisinde Can Yücel'in yaşantısında önemli değişiklikler oluşmuştur. Doğal olarak da, bu değişimler, şiirlerinde yansımasını bulur. Üniversite yıllarından itibaren gençlik teşkilatlarıyla başlayan politikayla ilişkisi, daha sonra, İşçi Partisi'yle sürdü. '72'de hapishaneye girinciye kadar, partideki çalışmalarını sürdürdü. Bu dönemde bile şiirde kendi yönelimlerini bulmaya çalıştı, çeviriler yaptı. "Sevgi Duvarı"ndaki kimi şiirleri bu dönemin ürünleridir.
Hapishaneden sonra
'72'de hapishaneye giren Can Yücel, yaşamdaki bütün çelişkileri tam anlamıyla kavramaya ve bu çelişkileri "kendi dili"nce yansıtmaya başlayacağı örnekleri sunmaya başlar. Bu dönemin şiirlerini, "Bir Siyasinin Şiirleri" adlı kitapta topladı. "Bir Siyasinin Şiirleri", günlük siyaset ve cezaevi ile ilgili olmak üzere iki ayrı bölümde incelenir. Ancak her ikisinin de ortak bir yanı vardır. Şiirlerde konuşma dilinin kullanılmış olması. Ancak burada aktardığımız "konuşma dili" Garip akımının başlıca özelliklerinden olan "günlük hayatta kullanılan dil" anlamında değildir. Bundan biraz daha farklı olarak, çelişkilerin daha sağlam bir şekilde kullanılması ve Can Yücel'in kıvrak zekâsıyla bir araya getirilmesiyle oluşan "kelime oyunlarıyla" sunulmasına dayalıdır.
Kişilerin kullanılış şekli
'76 yılında yayımlanan "Ölüm ve Oğlum" adlı kitabı, Can Yücel'in hapisten çıktıktan sonra yazdıklarının toplamıdır. Kitabın adında bulunan "ölüm" kavramı, mistik yönün kullanılması anlamına gelmez. Tam tersine, ölüm, mutluluk kavramıyla birlikte kullandığı bir kavramdır. Mutluluğu, temsilen de "oğlum" kavramının kullanılması tesadüf değildir.
'83'te yayımlanan "Gökyokuş" kitabı ise, "İtirazım Var", "Tecdid-i Kayıt" ve "Gökyokuş" adlı üç bölümdeki 80 şiirden oluşuyor. Bu kitaptaki en belirgin özellik, günlük yaşamdan ipuçlarının bir arada bulunmasıdır. Bu da birbirinden farklı görünen birçok olay veya kişinin onun şiirlerindeki yerlerini almasıyla açıklanabilir. Bu kişiler, kimi zaman Don Kişot, kimi zaman Hamlet, kimi zaman ise Gönül Yazar olabiliyor. Ancak bunu yaparken hiçbir zaman alttan alta, ince bir eleştiriyi gündeme getirmekten de geri durmaz. Bunun en iyi örneğini "Gönül Yazar'a Nisbet" adlı şiirinde bulabiliriz. Bu, aynı zamanda "köşe yazarları"nın da bir eleştirisidir: "Dört köşeydi son gördüğümde / Beş köşeli bir daire almış Etiler'de / Profesörler Sitesi'nin orda, köşe başında / Boşuna üzülmüşüm bak, dedim / Köşe yazarı olamadım diye!"
Can Yücel bu tarzı daha sonraki kitaplarında da sürdürür. Ancak kimi zaman yergi kimi zaman ise, övgü niteliği katarak, şiirlerinde, şairleri, yazarları, sanatçıları ya da roman kahramanlarını kullanmayı sürdürür. "Canfeda"da bunun birçok örneğini görmek mümkün.
"Çok Bi Çocuk" adlı kitabı ise, Can Yücel'in daha çocukluk günlerinin ve yaşadığı olayları çocuk duyarlılığıyla yansıttığı şiirlerle örülüdür. Can Yücel'in sonraki şiir kitaplarında ise, doğa etkili bir şekilde kullanılmış. Ancak doğa, toplumsal olaylardan bağımsız bir şekilde değil de, insanlar tarafından dengesi bozulmuş bir haliyle yansıtılır. "Yiyimserlerimizin İyimserliği" adlı şiir bunu örnekler: "İy'etmiş Selçuklar geldiklerine / Osmanlılar da iy'etmiş / Bizden sonra gelenler de iy'edecekler geldiklerine / Gelebilirlerse tabiy / İy'edecek bir şey bırakmıyaca'az ki biz."
Bu şiirinden de yola çıkacak olursak, Can Yücel'in hem doğa açısından hem insani değerler açısından hem de sosyal refah açısından daha yaşanır bir dünyanın özlemini çekmiş, yaptığı bütün eleştirilerde de, daha güzel bir dünyanın koşullarının sırrını aktarmaya çalıştığını belirtebiliriz.
'80 sonrasında hem önceden yayımlanmış olan kitapların yeni baskıları hem de yeni kitaplarıyla Can Yücel hep gündemdedir. "Rengâhenk", "Kısa Devre", "Kuzgunun Yarası", "Gece Vardiyası", "Güle Güle", "Maaile", "Seke Seke", "Alavara", "Mekânım Datça Olsun" kitapları, onun hem siyasi yönünü hem de, duygusal yönünü, ama her zaman için, bildiğini bütün doğallığıyı söyleme doğrultusunda "çocuksu yanını" gözler önüne serecek şiirlerle doludur.
Can Yücel'in şiirlerinin sürekli olarak yayınevi değiştirmesi de, hem okuyucu sayısı hem de, yayınevlerinin "prestij" kitaplar yayınlama amacı hakkında ipuçları vermektedir.
Can Yücel'in kitaplarının yanı sıra, şiir albümlerinin de olduğunu belirtmek gerekiyor. Onun kendine has şiirini, kendine has yorum tarzıyla dinlemek isteyenlerin başvuracakları kaynaklardır, onun şiir albümleri.

www.evrensel.net