YİD soygun modelidir

Cemalettin Küçük, Yap-İşlet-Devret modelinin yerli ve yabancı şirketlere kaynak aktarma mekanizması olduğunu, bunun enerji planlamasıyla bir ilgisinin bulunmadığını vurguladı.

YİD soygun modelidir
Muzaffer Özkurt
Hükümetin enerji krizi ve TEAŞ ile TEDAŞ'ın borçlarının ödenmesi gerekçeleri ile çıkardığı "tasarruf genelgesinin ardından enerji alanındaki özelleştirmelere de hız verildi. Genelgenin hemen ardından "yap-işlet-devret" (YİD) modeli ile yerli ve yabancı şirketlere yaptırılacak olan santrallere yenleri eklendi.
TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Cemalettin Küçük, YİD modelinin tam bir soygun düzeni olduğunu belirtiyor. Türkiye'nin bir enerji darboğazında olmasının söz konusu dahi olmadığını belirten Küçük, YİD'in dışa bağımlılığı da artırıcı etkisi olduğunu vurguluyor. Küçük konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Türkiye bir enerji dar boğazında mı?
Türkiye'de enerji planlaması yok. Yapılabilen tasarrufların dışında enerji kullanım projesi programı kullanılmalı. Belirli saatlerde enerji kullanımı üst seviyeye çıkıyor. Mesela kışın hem aydınlatma, hem sanayi ve hem ısıtma aynı anda kullanılıyor. Bu durum bir ay sürüyor. Belirli önlemler alınırsa bunu sıkıntı olmaktan çıkartabiliriz. Sanayide üretim düşüyor ancak bunun çoğalması gerekiyor ve enerjiye yönelik yatırımlarımızı arttırmamız da gerekiyor. Tabi bunu 50, 100 yıllık olarak programlamalıyız. Bunun yanında kısa vadeli planlarda yapılmalı. Ancak şunun vurgulanması gerekiyor: Sanayide üretimin düşüşünden bahsediliyorken, bu enerji isteği niçin ve kimin için?
Bizim üzerinde durmamız gereken elektirik enerjisi kimin için üretiliyor ve kullanılıyor. Yoğun enerji gereken kirli teknoloilerini Avrupa bizim gibi ülkelere kaydırıyor. Bunun için de her taraf baraj gölüne, doğalgaz ve termik santrallere çevriliyor. Ülkenin yoğun enerji tüketimi gerektiren alanları var. Mesela hurda ergitmesi. Yılda 8 milyon ton hurda ithal ediyoruz. Bunun bir tonu ergitilmesi için 300 kilowat saat enerji tüketiyoruz. Yani toplamda 2.4 milyar kilowat saat enerji demektir. Bu üretmiş olduğumuz enerjinin yüzde 2'sine tekabül ediyor. Bunun yanında çimento sektörü var. Bütün bunları göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Ama bu söylediklerimden hurda geri dönüştürülmesin ya da çimento üretilmesin çıkmamalı. Bunları kimin için yapıyoruz. Hurdadan çok az bir kâr alıp Avrupa'ya geri veriyoruz. Yine Avrupa'nın çimentosunu biz üretiyoruz. Mesela dense ki, "Bundan sonra bunları biz yapacağız ve fiyatları biz belirleyeceğiz." O zaman ona göre bir enerji planlaması yapılır. Ancak şu anki durum bu değil.
Nükleer santral ihalesinin iptali hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Ülkenin nükleer enerjiye ihtiyacı var. Biri az geldi on tane kuralım" diyorlardı. Büyük paralar dönüyor. Milyar dolarlar. Hükümet bir milyar dolar için IMF'nin önünde taklalar atıyor ve onun sözünden çıkmıyor. Buna karşılık 5 milyar dolara kadar çıkan ihaleler var. Bunlardan kolaylıkla vazgeçilemez. Aslında dünyadaki gelişmeler, kredilerin boyutlandırılamaması, YİD içerisine firmaların girmeyişi yüzünden ertelendi. Yani iptal etme ya da vazgeçme durumu yok. Ama 10 yıl içerisinde ne olur bilinmez. Bu sürede firmalar dayanamazsa onlardan kurtuluruz.
Nükleer santraller iptal edilince alternatiflerinden bahsediliyor.
Dışa bağımlı hale gelmemize neden olacak doğalgaz santralleri ile önemli vurgunlar gündeme gelecek. Daha doğrusu YİD ya da Yİ ile gündeme gelen her türlü enerji üretim alanı, vurgun alanına döndürülecektir.
YİD ile bir santral ortaya konuluyor. İki kenarı var. Giriş ve çıkış. Girişinde doğalgaz, petrol ya da kömür vereceksin, yani hammaddeyi vereceksin. Bunun garantisi veriliyor. Üretilen enerjiyi alma garantisi de veriliyor. "Bana hammadde vermedin bundan dolayı elektrik üretemezsem kapasitemin parasını alırım" diyor ve üstelik üretilen enerjiyi de devletin almaması halinde yine kapasite parası alınıyor. Her türlü garanti veriliyor. Yani para halkın cebinden buralara aktarılıyor. Bu bir faiz ve sömürü düzenidir.
Yani YİD modeli demek, yerli ve yabancı şirketlere kaynak aktarmak demektir diyorsunuz...
SEKA fabrikası ve TÜPRAŞ su kullanıyor. Bunlar suyu Sapanca Gölü'nden alıyorlardı. Depremden sonra suyu Yuvacık Baraj Gölü'nden alıyorlar. Bunların özelliği ne? Yuvacık İngiliz firması tarafından YİD modeli ile yapılmış. Şimdi su bizim, kaya bizim, çalışan işçi bizim bir baraj yapılmış köylülerin arazileri istimlak edilmiş halen paraları ödenmemiş. Ancak firmaya garanti verilmiş, "Biz senin suyunu alacağız" diye. Depremden önce herkes suyunu ucuza alıyordu. Yuvacık Barajı'nın suyu 35 cente satılıyordu. Kimse buradan su almayınca su kenardan akıyor gidiyor. Biz bu su için de her ay 4 milyon dolar tazminat ödüyorduk İngilizlere. Bu para 10 ile 15 bin arası memurun aylık maaş tutarı. Depremden sonra yeraltı şebekeleri gidince susuz kaldı. Suyu bu sefer Yuvacık'tan almak zorunda kaldı. Demirel, "Dağlara yağan karın hesabını size mi vereceğiz!" demişti Suriye'ye. Yağan karın parasını İngilizlere veriyoruz ama. Boruyu alıp suyu bir yere aktarmak zor bir şey değil. Teknoloji gerektirmiyor.
Var olan 33 hidroelektrik santrali bekletiliyor. YİD için. Adana Ceyhan'da ve Boyabat'ta 1992'den beri bekletiliyor. Adana'da Uzanlar'a bağlı şirkete verildi. Elektirik enerjisini 1992'de bitirip hizmete sokması gerekiyordu ama yatırım yapmak yerine TEAŞ'tan elektirik alıp dağıtıyor çünkü daha kârlı geldi.
YİD ile getirilmek istenen işte bu soygun düzenidir.
www.evrensel.net