Buralara zenginler göz koydu

Buralara zenginler göz koydu

Büyük fabrikalarına özelleştirmecilerin, doğa dokusuna da rantçıların göz diktiği Beykoz'da emekçiler sorunlarla karşı karşıya. 17 Ağustos depreminin ardından "zemini sağlam" olan yerlerin başında sayılan Beykoz, ilgileri zaten kesilmemiş olan rantçıların iştahını daha da kabarttı.

Buralara zenginler göz koydu
Serpil İlgün
İstanbul'un doğası ve manzarası güzel, zemini sağlam ilçesi Beykoz, emekçilerden arındırılmak isteniyor. Bir yandan ilçenin simgesi olan Deri Kundura, Paşabahçe ve Tekel Rakı fabrikaları kapatılmaya çalışılırken, diğer yandan da yıllardır Beykoz'un çeşitli mahallelerine yerleşmiş olan emekçiler türlü oyunlarla kovuluyor. Ancak bu duruma izleyici olmayı reddeden Beykozlu emekçiler, adları nicedir yıkımlarla birlikte anılan Rüzgârlıbahçe ve Tokatköy'de yıkımlara karşı halk komiteleri kurdular. Mahalle sakinlerinden oluşan komite üyeleri, düzenledikleri ev ve kahve toplantılarında, yıkımların altında yatan nedenleri ve konut hakkını birlikte savunmanın önemini anlatarak halkı bilinçlendiriyor.
Kâbusumuz devam edecek
Komite üyeleri ile katıldığımız ev gezileri sırasında tanıştığımız Ayşe ve Osman Cındık'ın öyküsü, günlerini korkuyla geçiren binlerce Beykozlu emekçinin öyküsünden sadece biri. Ayşe ve Osman Cındık, yaklaşık 30 yıl önce dişlerinden tırnaklarından arttırdıklarıyla Beykoz Rüzgârlıbahçe'de arsa satın aldılar. Elleriyle yaptıkları evleri kaçak olduğu gerekçesiyle defelarca yıkıldı. Her seferinde yeniden yaptılar. '91'de tapularını alınca 'Korkularımız bitti' dediler ancak çok geçmeden belediyenin, aynı araziden bir başkasına daha tapu verdiğini öğrendiler. Halkın bilinçsizliğinden yararlanan belediye, halkı birbirine düşürerek kurnazlıkla işin içinden sıyrılırken, Ayşe Cındık'ı felce kadar götüren süreç mahkemelerde hâlâ sürüyor. "Mahkeme olumlu sonuçlansa bile kâbusumuz devam edecek" diyor Osman Cındık. Ekliyor sonra: "Diyebilirim ki Rüzgârlıbahçe'nin tamamı aynı sorunu yaşıyor. Buralara zenginler göz koymuş. Hep yıkıyorlar. Ne tapu dinliyor ne başka bir şey. Yarın dozeri kapıma koymayacağının garantisi yok."
Sorumlu harita memuru!
Yeşilin hakim olduğu Rüzgârlıbahçe'de sahipleri gibi yaşananlardan yorgun düşen tek katlı evin önünde felçli annesine bakmak için liseden ayrılmak zorunda kalan 19 yaşındaki Kevser, yardımlarla yürüyebilen 53 yaşındaki anne Ayşe ve Paşabahçe SSK'da 22 yıldır aşçı olarak çalışan aynı yaştaki baba Osman Cındık'la birlikteyiz. İstanbul'a 1954'te Giresun'dan göç ettiklerini anlatan Osman Cındık, Rüzgârlıbahçe'ye yerleştikleri 1974'ten bugüne günlerinin ve gecelerinin hep huzursuz ve tedirgin geçtiğini ifade ediyor. "O tarihten tapumuzu aldığımız '91 yılına kadar evimiz kaçak olduğu gerekçesiyle beş defa yıkıldı. Onlar yıktı, biz yaptık. Buraya geldik geleli hep mahkemelerdeyiz zaten. Yok orman cezası, şu cezası, bu cezası. Tam tapuyu aldık, gün yüzü göreceğiz demiştik, bu kez de öğrendik ki, tapumuzu veren Beykoz Belediyesi bizim araziden başka bir şahsa da tapu vermiş. Benim bir oda, mutfak, hol ve tuvalet onun tapusunun içine giriyor. Yine mahkemeler başladı. İki yıl sonra mahkeme bizi haklı gördü, şahsı reddetti. Adam Yargıtay'a gitti" diyerek süreci özetleyen Osman Cındık, oturdukları günden bu yana evlerinin her türlü vergisini ödedikleri Beykoz Belediyesi'nin bu duruma bir harita memurunun neden olduğu açıklamasını getirdiğini söylüyor gülerek. "Güya belediyedeki Ali Uslu adındaki harita memuru, harita üstüne burası boş göründüğü için vermiş. Böyle şey olmaz. Rüzgârlıbahçe'nin tamamı böyle. Hepsi boş mu görünüyordu?" diye soran Cındık, Yargıtay'dan olumlu sonuç beklediklerini ancak sonuç olumlu da olsa, huzursuzluklarının devam edeceğini söylüyor.
"Çünkü tapumuz olsa da olmasa da her an evsiz kalabiliriz. Beykoz'a zenginler göz koydu. Evlerimizi yıkıp villalar, işyerleri yapacaklar. Yukarıda bazı evlere yıkım geldi. Yarın bize de gelir. Burada hep yoksul insanlar oturuyor. Yıllarca önce gelmişler yerleşmişler. 30 yıldır ses çıkarmadan, iyi kötü hizmet verdin, vergini topladın. Şimdi mi aklına geldi? Yoksul insanlar yerlerinden, yurtlarından ediliyor. Anlayacağınız mahkemeyi kazansak bile bize yine huzur yok. Bu durum çok büyük haksızlık. Herkesin durduğu yer, yaşadığı evin kendisine kalması lazım. Ama öyle değil. Burayı kendi ellerimle yaptım, vergimizi veriyoruz, suyumuzu, elektriğimizi veriyoruz, kimseye bir zararımız yok ama bizi burda bırakmazlar."
Adaletsizliktir
Yaşadıklarına iki yıl önce eklenen felç hastalığı nedeniyle yaşının hayli üzerinde gösteren Ayşe Cındık'ın ağzından çıkan her kelime öfke ve sitem dolu. "Yıllardır çilesini çektiğim evin yarısının bir başkasına verildiğini duyunca, kriz geldi bana. Bunalıma girdim. Paşabahçe SSK ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi gördüm. 6 ay sonra bir akşam sağlam yattım, sabah kalktığımda ayaklarım ve bacaklarım tutmuyordu. Sol gözüm de görmüyordu" diyen Ayşe Cındık, 7 ay süren hastane maratonundan sonra evine gönderildiğini anlatıyor. Doktorların felce yoğun stresin neden olduğunu söylediklerini belirten Ayşe Cındık, bugün yardımsız yürüyemiyor, konuşma güçlüğü çekiyor ve sol gözü belli belirsiz görüyor. Ağrılar içindeki annesinin tedavisinin sürdürülmesi halinde yardımsız yürüyebileceğini söyleyen Kevser, "SSK'da gerekli aletler olmadığı için eve gönderdiler ve büyük hastanelere götürmemizi istediler. Ama gücümüz buna yok" diyor. Adımlarını kolaylaştırması için alması gereken 75 milyon tutarındaki ortopedik botu, memur maaşıyla 7 nüfuslu ailesini geçindirmeye çalışan eşinin alamadığını aktaran Ayşe Cındık, "Bir şeye üzülürsem yine bir tarafım tutmuyor. Doktorlar, kafana bir şey takmayacaksın diyorlar. Mümkün mü? Ben yıllardır bu kadar çile çekmişim. Niye zenginler gelip sefasını sürsün ki? Adaletsizliktir bu. İki senedir dünya bomboş benim için. Rüzgârlıbahçe'yi hep bana verseler benden ne olur daha" diyor ağlayarak.
Aynı sorunları yaşadıkları komşuları arasında birlikteliğin olmamasından yakınan Ayşe Cındık şunları söylüyor: "Tutum yok burda. Kimse kimseyi çekemiyor. O diyor 'Senin yerin güzel', bu diyor 'senin tapun var'. Tapu var ama benim de garantim yok ki. İşte anlattık yaşadığımız çileyi. Yürüyebilseydim en önde de ben giderdim. Dişimle tırnağımla yaptım, dişimle tırnağımla yine savunurum evimi."
www.evrensel.net