'Çözüm Birleşik Cephe Hükümeti'

KSG (Kıbrıs'ta Sosyalist Gerçek) Yazıişleri Müdürü Mustafa Onurer, Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

'Çözüm Birleşik Cephe Hükümeti'
Nazlı Şahin
Kıbrıs'ta Sosyalist Gerçek Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mustafa Onurer, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik sorunlarının çözülmesinin tamamıyle Birleşik Cephe Hükümeti'nin Kıbrıs'ta iktidara gelmesiyle mümkün olacağını söyledi. Onurer, Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.
Kıbrıs'ta neler oluyor?
Kıbrıs'taki son gelişmeleri mayıs ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki gelişmelerle birlikte ele almak lazım. Seçimler döneminde Kuzey Kıbrıs'ta daha önceleri açıkça konuşulmayan pek çok konu, tartışılmaya başlandı. Seçim mi? Bu ne biçim seçim? Seçmen mi? Bu ne biçim seçmen? Bağımsızlık mı? Bu ne biçim bağımsızlık? Bu ne biçim memleket? Kimin memleketi? Kıbrıslı Türkler kurtulduysa niye memlekette Kıbrıslı Türk kalmadı? Türkiye niçin Kıbrıs'ta? 1950'lerden bugünlere gelindi, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tüm bu eza ve cefayı niye çekti? Biz hiçbir şey kazanmadık, kimler neler kazandı ve kazanmak istiyor? İngiltere, Türkiye, Yunanistan… Neyin nesi bunlar?
Denktaş'ın seçimler sırasında ve sonrasında ilan ettiği demokrasiyi sınırlama siyasetinin pratiğe geçirilişinin örneklerinden birisi, kendisinin de daha önce gayet uygun bulduğu, hiçbir sorun görmediği polisin ve itfaiyenin İçişleri Bakanlığı'na bağlanması konusuyla ilgilidir. Bu konuda muhalefet değil, hükümet öneri sunmuştur. Denktaş'ın da desteklediği bir öneri olarak.
Ama birdenbire işlerin karıştığı görülmüştür. Denktaş-Eroğlu kamplaşması nedeniyle daha önceleri polisin İçişleri Bakanlığı'na bağlanmasında problem görmeyen Denktaş, ki sistem açısından hiçbir problem söz konusu değildir, bu öneriye karşı çıkmıştır. Ve dahası GKK komutanını da "Konuş" diyerek devreye sokmuştur. Onun da bu öneriye karşı çıkmasını sağlamıştır. GKK komutanı bir Türkiyeli Tuğgeneraldir. Bu Türkiyeli Tuğgeneral, Denktaş'ın da önerisiyle Kıbrıslı Türk siyasileri, sadece müzmin muhalif olanları değil, hükümettekileri de karşısına almıştır. TKP ile, Mustafa Akıncı ile karşılıklı atışmışlardır. Muhalefet bir bütün olarak bu çatışmada polisin İçişleri Bakanlığı'na bağlanması kampında yer aldığında; TKP ve muhalefetin karşısında Cenevre'de olan Denktaş değil de Türkiyeli Tuğgeneral olunca olay bu memleket kimin olayına dönüştü. "Bu Memleket Bizim Mitingi" ve bu mitingi örgütlemek için hükümet partilerinden TKP'nin gençlik kollarının bile içinde yer aldığı bir muhalif komite oluştu. Bu komitenin çalışmasının ürünü 10 binden fazla vatandaşın katıldığı bir mitingdi. Bu Türkiye'de 3 milyondan fazla kişinin katıldığı bir mitinge denk düşer!
Şener Levent'in ve Avrupa gazetesinden diğer arkadaşlarının casus ilan edilerek tutuklanmaları olayı, İçişleri Bakanlığı tarafından değil de Türkiyeli Tuğgeneral tarafından kontrol edilen bir polis gücü tarafından tutuklanmaları olayı, Denktaş kampının demokratik haklara karşı yürüttüğü kampanyanın bu ikinci halkası da tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Ve fakat bu tutuklama olayı, fiyaskoyla sonuçlanış döneminde "Bu Memleket Bizim Mitingi" için yürütülen kampanyaya, Türkiyeli bir generale bağlı olan polisin Kıbrıslı bir İçişleri Bakanı'na bağlanması için yürütülen kampanyaya tam bir destek haline dönüştü. Avrupa gazetesini ve Şener Levent'i susturmak için casusluk suçlamasının kullanıldığı, bu suçlamanın aslı astarı olmadığı, amaçlananın Şener Levent'i susturmak olduğu ve bu işi de daha dün Mustafa Akıncı'yla kapışmış olan Türkiyeli Tuğgeneral'in ve onun polisinin yaptığı olgusu Bu Memleket Bizim Mitingi'nin muzaffer bir mitinge dönüşmesini garanti altına aldı.
Ankara dayatmalı ekonomik paket konusundaki tavrınız nedir?
Ankara, yani Türkiye'nin ekonomisi IMF'nin beşinci dereceden bir memurundan soruluyor. Çünkü Türkiye dünya emperyalist sisteminin tutarlı bir parçasıdır.
Kuzey Kıbrıs ise bu dünya emperyalist sisteminde Türkiye üzerinden yer almaktadır. Tüm ekonomisini, ithalat ve ihracatını Türkiye üzerinden yürütmektedir. Çünkü KKTC dünya ülkeleri tarafından bir devlet olarak kabul edilmemektedir. Ambargo altındadır. Bugünün KKTC'si, bugünün dünya burjuva düzeninde Türkiyesiz olamaz. Dolayısıyla, nasıl ki Türkiye'ye IMF'nin beşinci dereceden bir memuru emir veriyorsa, Kıbrıs'a da Türkiye'nin beşinci dereceden bir memuru emir vermektedir. Son pakette olan da bundan ibarettir.
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik sorunlarının çözülmesi ise tamamıyle Birleşik Cephe Hükümetinin Kıbrıs'ta iktidara gelmesi ve böylece aşağıda sıralanan şu asgari tedbirlerin alınmasıyla mümkündür:
1) Kıbrıs üzerinde hak iddia eden emperyalist güçlerle işbirlikçi yapı Kıbrıs'ın Rum ve Türk işçi ve halkına ihanet eden tüm büyük burjuvaların mallarının karşılıksız olarak devletleştirilmesi.
2) Kilise ve vakıf dahil, büyük toprak sahiplerinin topraklarının ve bu topraklar üzerindeki ev vb. taşınamazların karşılıksız olarak devletleştirilmesi. Boşaltılacak olan İngiliz, Türk ve Yunan askeri üs alanlarının ve bunlar üzerindeki taşınmazların devletleştirilmesi. Tüm bu toprak ve taşınmazların zorunlu göçler ve katliamlar nedeniyle mülksüzleştirilmiş Kıbrıslı Rum ve Türk halkının tüm kesimlerine ve topraksız köylülere ve evsiz işçi ve memurlara dağıtılması.
3) Antiemperyalist cephe hükümetini iktidara getiren ve bu iktidarı koruyan esas güç olarak işçi ve emekçi kesimlerin yaşam şartlarının iyileştirilmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınması.
Nasıl bir demokrasi istiyorsunuz?
Tabii ki demokrasi demek halkın yönetimi demektir. Halkın her şeye hükmetmesi demektir. O halde Birleşik Cephe Hükümeti'nin sunacağı bir demokrasi demektir. Bilgisayar çağında bu demokrasi doğrudan demokrasi olmak zorundadır. Denktaş'ın demokrasisi gibi sadece her bir vatandaşa bir asker gerektiren bir demokrasi değildir. O aynı zamanda bilgisayar çağında tüm vatandaşlara her an referandum hakkını vermekten korkan burjuvazinin, gerici burjuvazinin demokrasisidir. Birleşik Cephe Hükümeti demokrasisi ise işte tüm vatandaşa doğrudan demokrasiyi, tüm ülkeyi doğrudan ve sürekli yönetme hakkını ve imkânını verecek olan bir demokrasidir.
Cenevre görüşmelerinden sonuç çıkar mı? Kıbrıs sorunu nasıl çözülmeli?
Görüşmeler üzerinden bu sorunun burjuva çerçevede çözülmesinin tek yolu şu veya bu büyük emperyalist gücün Kıbrıs'tan çıkarı olan tüm aktif siyasi güçlere kendi isteklerini empoze etmesi sayesinde mümkündür. Son dönemde ABD/İngiltere/Türkiye ittifakı gelişmekte, bu ittifak ABD üzerinden Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti üzerine baskı uygulamaktadır. Bu baskıların bir sonuç verip şöyle veya böyle bir anlaşmaya varılabileceği konusunda biz elimizde yeterli veri olmadığı kanısındayız. Tarafların anlaşmamak daha çok işlerine gelmektedir. Gelişmeleri izlemekteyiz. Şu anda Cenevre'den bir sonuç çıkmayacağını hem Denktaş hem de BM ilan etti. 12 Ekim New York görüşmelerinde daha somut adımlar atılacağı lafları ediliyor. Biz sanmıyoruz. Cenevre sonrasına bakacağız.
Kıbrıs sorununun ikinci çözüm türü, proleter çözüm türüdür. Birinci çözüm türü, burjuva çözüm türü aslında çözüm değildir. Milletlerarası ilişkiyi kardeşlik ve işbirliği ilişkisine çevirme yeteneği burjuvazinin emperyalizme dayanan dünyasında imkânsız bir olgudur. Bugünün emperyalizmi demek, milletleri biribirlerine düşürmek, onların yaşamlarıyla oyun oynamak demektir. Milletler arası ilişkilerin düzenlenmesinde tek alternatif vardır. O da proletaryanın hegemonyası, milletler arası kardeşliği, milletler arası işbirliğini garantilemenin tek yolu olarak proletaryanın iktidarı. Kıbrıs'ta Rumlarla Türkler arasındaki ve Kıbrıs'ın İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'la aralarındaki ilişkileri kardeşlik temelinde yeniden kurmanın başka yolu yoktur.
www.evrensel.net