Dış müdahaleler olmazsa

Dış müdahaleler olmazsa

   demokratik ortam sağlanır

Dış müdahaleler olmazsa
   demokratik ortam sağlanır
Nazlı Şahin
Kuzey Kıbrıs'ta daha önce hükümet ortağı olan, ancak şu anda muhalefette bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Talat'la son gelişmeler üzerine görüştük.
Ülke gündemi son günlerde oldukça yoğun, alışılmadık farklı olaylar yaşanıyor, neler oluyor?
- Çok uzun zamandır biriken, insanları rencide eden ve sıkıntıya sokan olaylar yeni gelişmelerle ortaya çıkıyor. Bu doğal karşılanmalıdır. Biz bunun öncüllerini söyledik, gerekli uyarıları yaptık, dinletemedik. Avrupa gazetesiyle ilgili daha önce yani o komplo düzenlenmeden önce sakın ha böyle bir şey yapmayın (askeri davalarla ilgili) dedik, en üst yetkililere söyledik ama bizim uyarımızı dikkate almadılar. Kıbrıs Türk halkı aşağılanmanın dayanılmaz boyutlarına gelince isyan etti. Halkın oyları ile belli yerlere gelen kişiler halkını temsil etmez hale geldi. Bunların başında da Sayın Cumhurbaşkanı geliyor. Cumhurbaşkanı Kıbrıs Türk halkının mı yoksa Türkiye'nin mi çıkarlarını savunuyor belirsiz hale geldi. Nitekim halk bütün bunlara kızdı ve o büyük eylemde insanlar "Denktaş istifa, Komutan istifa" sloganlarını attılar. Bu sloganlar benim beklediğim sloganlar değildi, çünkü daha kısa bir süre önce cumhurbaşkanlığına getirilmiş bir insan, bugün istenmiyordu. Nedeni gayet açıktır. Kıbrıs Türk halkını ve sivil idaresini aşağılayan Türkiyeli bir generale "Konuşmasını ben söyledim" diyor. Şimdi ilk kez Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin arası açılıyor.
Ankara dayatmalı bir ekonomik paket Kıbrıs Türk halkına sunulmak isteniyor. Mitingde halk buna da karşı çıktı. Siz bu dayatılmak istenen ekonomik paketi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Normal şartlarda bu ekonomik paketi uygulamak mümkün değil. Denktaş bile ağır olduğunu söyledi ama daha sonra uygulanmalı dedi. Ekonomik sıkıntı içerisinde olan bir toplum ancak birlikte hareket ederek bu sıkıntıdan çıkabilir. Birlikte hareket etmek, hazırlanacak ekonomik paketlerin de birlikte hazırlanmasıyla olur. Bu paket bizlerle hazırlanmadı. Biz bugüne kadar çok protokol, çok ekonomik paketler gördük.
Türkiye tarafı bize verdiği anlaşma sözlerine hiçbir zaman uymadı. Bizim hükümette bulunduğumuz dönem de 13. karma ekonomik kararlar yapıldı ama yarısı bile uygulanmadı. Bugün bile hâlâ uygulanmış değil.
Uygulanmama sebebi nedir?
- Bu gayet basit. Türkiye burayı ciddiye almıyor. KKTC'yi ciddiye almıyor, Kıbrıs Türkü'nün kendi kendini yönetmesini ciddiye almıyor. Diyelim ki bu paket uygulandı, Türkiye ne yapacak? Benim ülkemin mallarını dünyaya ihraç edemiyorum ABAT kararı var, Türkiye girişini engelleyecek, Türkiye'den tırlar dolusu sebze ve meyve taşınacak, askeri birlikler kuaförüne varıncaya kadar sivil halka hizmet verecek ve biz bu şartlarda bu ekonomik paketi kabul edeceğiz, bu olabilir mi hiç?
Bütün çalışanların yarısını öldürüp toplu mezarlara gömseler ekonomiyi gene kurtaramazlar. Ancak üretim yapabilen bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Örneğin patates ve karpuz burada üretiliyor, ama Türkiye'den getirildiği için benim üreticim ürettiğini çöpe atıyor.
Yani şöyle diyebilir miyiz, üretim burada bilinçli bir şekilde yok edilmeye mi çalışılıyor?
- Yok edildi zaten, üretim mi kaldı? Toplum tüketici toplum haline getirildi. Yani ciddi olmayan, ciddiye alınmayan bir idare, Türkiye'nin istediği gibi manüple edebileceği ve vitrinin bir süsü gibi dünyaya gösterebileceği, biz yalvarınca ve gerektiği zaman verebileceği, bundan dolayı da Kıbrıs Türk halkının minnet ve şükran duygularını kazanacağı bir yer olarak görüyor. Başbakan Türkiye ne derse onu yapar, Cumhurbaşkanı Türkiye'nin Kıbrıs'taki çıkarlarını kendine göre korumakla vazifeli sayar. Şimdi bu vitrine taş atıldı, cam çatladı. Türkiye basını ve dünya "Kıbrıs'ta ne oluyor" diye gözünü buraya dikti. Aslında bu olanları biz çok söylüyorduk, birçok gazeteci ve yazar da bunları biliyordu, ama yazmıyorlardı. Fakat bu bilinen şeyler tüm dünyaca şimdi görülmeye başlandı. Bütün bu olanları partimiz olarak doğru bir zemine oturtmaya çalışıyoruz, biz Türkiye'den vazgeçemeyiz, bu bizim için lükstür. İlişkilerimizi devletler düzeyinde sürdürebilmeliyiz.
Biz uluslararası boyutlarda tanınmadığımız için Türkiye'nin diğer devletlerle olan ilişkisi gibi bir ilişki isteyemeyiz, ama ayrıcalıklı bir ekonomi ve sivil bir idare hakkımızdır.
"Bu Memleket Bizim" platformunda bir siyasi parti olarak sizin de imzanız var. Antidemokratik uygulamalara karşı koymak için bu birliğin devamı isteniyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, nasıl bir demokrasi istiyorsunuz?
- Bu platformun oluşmasında bizim rolümüz büyük. Bundan sonra da böyle olacak, biz devamını istiyoruz. Demokrasinin sınırı yoktur, bir kültür meselesidir. Yasa yaparak demokrasi sağlanamaz. Dış müdahaleler olmazsa zaten demokratik bir ortam mümkündür.
Cenevre görüşmelerinden Denktaş'ın memnun olmadığını tüm dünya kamuoyu ve Kıbrıs biliyor. Cenevre görüşmelerinden sizce ne çıkar? Nasıl bir çözüm istiyorsunuz?
- BM süreci tek başına değerlendirilirse şu anda gelinen nokta uzlaşmaya uzak bir noktadır. Bunun sebebi başka noktaların harekete geçirilmiş olmasıdır. Bunlar AB ve Türk-Yunan ilişkileridir. Bu iki unsuru kullanarak bazı mekanizmalar harekete geçerse bir çözüm olabilir.
Bu Cenevre görüşmelerinden pek bir şey beklemiyorum. "Nasıl bir çözüm istiyoruz"a gelince, Gali fikirler dizisinde 1992'de sunulan, iki bölgeli iki toplumlu bir federal yapıdır. Kıbrıs sorunu en acil bir şekilde çözülmelidir ve Kıbrıs Türkiye'yi beklemeden AB'ye girmelidir. Kıbrıs sorunu çözüm aşamasındayken bile biz AB'ye girebiliriz ve AB normlarını yakalayabiliriz. Türkiye bizi kıskaç altında tutmamalı.
www.evrensel.net