Rant bağımlılığı artırıyor

Rant bağımlılığı artırıyor

Ekonomik veriler hükümetin sadece enflasyon hedefinin değil, bütün hedeflerinin tutmayacağını ortaya koyuyor. İthalattaki patlamanın en önemli nedenlerinden birisi ise rant ekonomisi.

Rant bağımlılığı artırıyor
Özlem Albayrak
Bu yılın ilk beş aylık dış ticaret verileri, Türkiye ekonomisinin dışa bağımlılığının hızla arttığını ortaya koydu. İthalattaki aşırı patlamaya karşın ihracatın düşüklüğü rant ekonomisinin büyüklüğünü de gösteriyor. Nitekim İstanbul Sanayi Odası (İSO)'nın açıkladığı "500 Büyük Sanayi Kuruluşu" anketinde şirketlerin gelirlerinin büyük oranda ihracat ve üretimden değil ranttan geldiğini kanıtlıyor.
IMF ile imzalanan stand-by anlaşması uyarınca yüzde 25 belirlenen enflasyon oranının tutmayacağı uzmanlar tarafından dile getirilmeye başlanırken, yılın ilk beş ayında açıklanan ihracat ve ithalat rakamları da sadece enflasyonun değil ekonomik programın diğer hedeflerinin de tutturulmasının zor olduğunu gösterdi.
Hükümetin 46 milyar dolar olarak koyduğu ithalat hedefinin 48 milyar doların üzerine çıkacağı ve dolayısıyla dış ticaret açığının 28 milyar dolara dayanabileceği belirtiliyor. Bu da ekonominin ciddi bir kriz aşamasında olduğunun kanıtı. Dışa bağımlılığın bu denli yüksek olması, Türkiye'nin yabancı malların bir pazarı haline geldiği ve ülke kaynaklarının sürekli olarak borç ve ithalat yoluyla dışarıya akması anlamına geliyor.
Kur politikasının sonucu
Türk Lirası'nı aşırı değerli tutan kur politikası sonucu, Türkiye'de üretilen mallar yapay olarak değerlendiği için ihracatta düşme ve ithalatta da tersine bir gelişme olacağı, Merkez Bankası kur programını ilk açıklandığı zaman dile getirilmişti. Nitekim 2000'in ilk üç aylık diliminde ithalat ihracatı aşmış ve 4 milyar 346 milyon dolar ithalata karşılık ihracat 2 milyar 213 milyon dolarda kalmıştı.
İhracattaki gerileme ve ithalattaki patlama enflasyonu indirmek amacıyla uygulanan sabit kur politikasından kaynaklandı. Hükümet, kur politikasının 5 aylık faturasının AB ülkelerine yapılan ihracatta 856 milyon dolar olduğunu açıkladı. Bu kayıp olmasaydı, 2000 yılının ilk beş ayında ihracat artışının, bir önceki yıla göre yüzde 4.8 yerine yüzde 12.8 olacağı öne sürüldü.
Hükümet, ithalattaki artışı dizginleyerek dış ticaret açığını kontrol altına almak için otomobil başta olmak üzere, lüks tüketim mallarındaki vergi oranlarını artırıp kota uygulamasına gidilebileceğini belirtiyor. Ancak bu açıklamalar henüz kesin bir karar değil.
Yanılsama yaratılmak isteniyor
1999 yılının ilk 5 ayına göre, bu yıl yüzde 37.6 olan ithalattaki artışın 1998 yılına göre yüzde 6.4 olduğu söylenerek, aslında dış ticaretteki açığın çok da olumsuz olmadığı izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. Çünkü, iktisatçılar dış ticaretteki açığın sadece bu yıla özgü olmayacağını, önümüzdeki yıllarda da sürebileceğine dikkat çekiyorlar. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıla göre 14.2 oranında düştü. Bu rakamı kamuoyuna açıklayarak, iyimser havayı bozmak istemeyen hükümet, dış ticaret ile ilgili rakamları 1998 yılına göre karşılaştırmayı yeğliyor.
İhracatçı birlikleri kayıtlarına göre yılın ilk altı ayında ihracat yüzde 4.9 artış gösterdi. Ham petrol ve doğalgaz dışında tüketim mallarının toplam ithalat içindeki payı 1999 yılına göre 0.7'lik artış gösterirken, yatırım malları ithalat payı ise geçen yıla göre 0.6 puan azaldı. Kara taşıtları aksam ve parçalarının ithalatı yüzde 74.9 artışla 1.7 milyar dolara ulaşırken, ham petrol ithalatı da yüzde 64'lük artışla 1.5 milyar dolara çıktı.
Bu arada zikredilen 48 milyar dolarlık ithalat rakamının aşılmayacağını ekonomi yetkilileri açıklasa da şu andaki artış hızı düşünüldüğünde, dış ticaret açığını, 25 milyar dolara çıkaracak 53 milyar dolarlık ithalat rakamına ulaşılması hiç de zor gözükmüyor.
Sorun rant ekonomisi
İhracattaki sorunu ihracata yeterli destek verilmemesi ile açıklamaya çalışan hükümet, 2000 yılı bütçesinde ihracatı teşvik için ayrılan kaynağın toplam ihracat hedefine oranının yüzde 1'i bile bulmadığını ve Eximbank kaynaklarının yetersizliğini göstererek güçlendirmeye çalışıyor. Ancak, İstanbul Sanayi Odası'nın her yıl açıkladığı Türkiye'nin ilk 500 büyük firmasının gelirlerinin bu yıl da faaliyet dışı gelirlerden kaynaklanması ve sanayi üretiminin bu yıl cumhuriyet tarihinin en kötü rakamına ulaşması ihracattaki gerilemenin ne tek başına yetersiz teşvikle ne de kur politikası ile açıklanabileceğine işaret ediyor. Yatırım ve ara mallarındaki dışa bağımlılık, sınırlı olan ihraç ürünlerinde fiyatların yükselmesine neden olduğu için Türkiye'de üretilen ürünlerin dış piyasalarda rekabet şansı da kalmıyor.
İktisatçılar, enflasyonu, ücretleri baskı altına alarak, kamu maliyesini sınırlayarak düşürmeye çalışan programın, ithalata ve dolayısıyla tüketime dayalı bir büyüme hedefi koymasının dış ticaret açığını artıracağını ve bunun sürdürelemez bir politika olduğunu vurguluyorlar. Yılın ilk dört ayında geçen yıla göre yüzde 196.5 artışla 5 milyar 761 milyon dolara çıkan dış ticaret açığının yıl sonu için öngörülen 17.8 milyar doları aşarak 28 milyar dolara ulaşacağı ifade ediliyor. Hükümetin, yıl sonu için koyduğu 28.3 milyar dolar ihracat hedefinin tutturulması ise zor gözüküyor.
Büyüme politikası iflas etti
Dış ticaret açıklarının giderek artması, 1980'den sonra uygulamaya konan ihracata dayalı sanayileşme stratejisinin iflasını da ortaya koyuyor. İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 55'e düşmesi, ekonominin büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğunu ve geçen yıllar boyunca yasal ve yasadışı yollardan ihracata sağlanan teşviklere rağmen ihracatın ithalatı karşılayacak konuma gelemediğini gösteriyor. İktisatçılar bunun temel nedeninin ekonominin büyük ölçüde yatırım malı ve ara malı açısından dışa bağımlı olmasına, bu yapısal sorunu aşmak için de gündeme getirilen sıcak para girişi çözümünün kurun aşırı değerli tutulmasına neden olduğu için ithalatı daha da körükleyip ihracatı sekteye vurmasına bağlıyorlar.
www.evrensel.net