Tarihin

Tarihin 'talihi' düzelmiyor!

Arkeologların gündeme getirmesiyle çalışmalara başlanan Zeugma ve Hasankeyf sular altında kalmak için gün sayarken, birçok tarihi yapı da ilgisizliğin kurbanı oluyor.

Tarihin 'talihi' düzelmiyor!
GAP kapsamında, Dicle Nehri üzerine inşa edilecek Ilısu Baraj Gölü suları altında kalacak olan Hasankeyf, çeşitli dönemlere ait tarihi eserleri, kültür varlıkları ve mağara evleri ile ilgi topluyor.
Tarihi ve doğal SİT olan Hasankeyf, Anadolu'da ortaçağa ait bütünlüğünü koruyabilen tek kent olma özelliğini taşıyor.
GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı'nca hazırlanan "Hasankeyf" konulu yayında yer alan bilgilere göre, Batman'da bulunan ve eski kaynaklarda "Hısn Kayfa", "Hısn Keyba", "Hısn-ı Keyfa" olarak adı geçen Hasankeyf'e, Roma tarihçileri "Kipas", "Cehpa", "Ciphas" isimlerini vermişler. İslamiyet döneminde "Kaya Kalesi" anlamına gelen "Hasın Kayfa" olan kentin adı zamanla Hasankeyf'e dönüşmüş.
Üç bin yıllık tarih
Hasankeyf'in Geç Asur ve Urartu devirlerine, yani MÖ VII. yüzyıla kadar inen bir geçmişi var. Roma İmparatorluğu zamanında çağın 2 süper gücü kabul edilen İran İmparatorluğu ve Romalılar için bir ileri karakol olan Hasankeyf, MS V. yüzyılda Süryani Piskoposluğu'nun başkenti olmuş. Hasankeyf, MS VI. ve VII. yüzyıllarda doğu ülkelerine özgü Hıristiyan kiliselerinin ilk merkezlerinden biri haline gelmiş.
İslamiyet döneminde Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler'in eline geçen Hasankeyf, en görkemli çağını, 1101-1232 tarihleri arasında Artukoğulları'nın başkenti olduğu dönemde yaşamış.
1232 yılında Eyyübilerin hakimiyetine giren kent, 1260 yılında Moğol istilasına uğrayarak tahrip edilmiş. Moğol istilasından sonra beylikler arasında durmadan el değiştiren Hasankeyf, 1516'da Osmanlı İmparatorluğu'na katılmış.
Köylüler yeniden inşa etti
1. Dünya Savaşı sırasında terk edilen ve harabeye dönen Hasankeyf, daha sonra buraya sığınan köylüler tarafından yeniden iskân edilmiş. 1967'de, mağaralarda yaşayan ailelerin iskânı için evler yapılmış, 1990 yılında bir düzenleme ile ilçe haline getirilerek, Batman'a bağlandı.
Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yaşadığı Hasankeyf; Kale'nin bulunduğu alanda yukarı şehir, Dicle'nin güney sahillerindeki teraslara yayılan aşağı şehir ve Dicle Nehri'nin kuzeyindeki teraslarda bulunan tarihi kent ören yerleri ve mahalleler olmak üzere 3 ana bölümden oluşuyor.
Artukoğulları devrinde yaptırılan köprü, ortaçağın en görkemli ve en büyük köprüsü olarak değerlendiriliyor. Bu dönemin diğer yapıları arasında kaledeki Ulu Cami'nin aşağısında yer alan Büyük Saray ile kalenin doğu tarafındaki yolun üzerinde kalan kale kapısı bulunuyor.
Hasankeyf'te yer alan Eyyübi dönemi eserlerini; kalenin yüksek noktasındaki Ulu Cami, El-Rızk, Sultan Süleyman, Koç, Kızlar ve Küçük camileri ile İmam Abdullah Zaviyesi ve kalenin kuzeydoğusundaki Küçük Saray oluşturuyor. Dicle Nehri'nin sol kıyısında da Akkoyunlular dönemine ait Zeynel Bey Türbesi yer alıyor.
Bilim adamları yetişti
Anıtsal ve görkemli bu yapılardan başka, teknoloji harikası olan su tesisatı dikkati çekiyor. Bir uçurum aşılarak, karşıda kalenin bulunduğu tepeye su ulaştıran tesisat; bugün dahi hayranlık uyandırıyor.
Kaleye güney taraftan açılan kanal, suyun korunması amacıyla yapılan havuzlardan oluşan tesisat kapsamında, güneydeki su yolunun kesildiği zamanlarda kullanılmak üzere, kalenin kuzeyine bir su yolu daha inşa edilmiş.
Nehir debisinin azaldığı zamanlarda sudan yararlanmak için Dicle Nehri'ne inen su yolunun sonuna, su seviyesinden 2-3 metre aşağıya, dik kayalığın içine oyularak havuzlar yapılmış. Hasankeyf'te İslamiyet döneminde yetişen bilim adamları arasında Aladdin Haskefi, Ebu'l-Lutf Haskefi, El-Hatip Haskefi ve Ahmet İbn Muhammed Haskefi dikkati çekiyor. Bir kültür hazinesi olan Hasankeyf'te 1986 yılında Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında araştırma, kazı ve kurtarma çalışması başlatıldı.
www.evrensel.net