Bu toprakların sesi: Bedri Rahmi

Bu toprakların sesi: Bedri Rahmi

Küreselleşmenin, yabancılaşmanın ülkemiz insanını sardığı şu günlerde yerli olan, halktan olan Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun insan-ressam-şair yönlerini bir kez daha anımsamamız gerektiği kanısındayım.

Bu toprakların sesi: Bedri Rahmi
Mustafa Aslan
Küreselleşmenin, yabancılaşmanın ülkemiz insanını sardığı şu günlerde yerli olan, halktan olan Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun insan-ressam-şair yönlerini bir kez daha anımsamamız gerektiği kanısındayım.
Bedri Rahmi'nin sanatçı kişiliğinin oluşmasında çocukluğu önemlidir. Babasının batı klasiklerinden kimilerini çevirerek okuması bir yerde halktan yana sanatçı tavrının oluşmasında etkili olmuştur.
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi) öğretmenleri Ahmet Haşim, İbrahim Çallı ve Nazmi Ziya vardır. Bedri Rahmi'nin Çallı ile ilişkisi yaşamının ileriki yıllarında da sürer.
Matisse'den etkilendi
Yurtdışına gidişi bir dönüm noktası olur, Bedri Rahmi için Paris'te, Picasso, Gaugen, Van Gogh, Cezanne, Matisse, Dufy gibi resim sanatının önemli adlarının resimlerini inceler, Londra'da da British Museum'daki yapıtları bıkmadan usanmadan, yorgunluktan başı dönünceye kadar.
Dufy ve Matisse'yi kendine yakın bulur. Özellikle Matisse'den etkilenir. Ama zamanla bu etkiden sıyrılır, hızla halk sanatına yönelir. Buradan yola çıkarak yeni anlatım biçimleri arar. Kahvehanelerdeki adsız resimlerden, kilimlerin geometrik, soyut biçimleri, çini, cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak kullanmış, motifin ağırlık kazandığı süslemeci bir tutumla resimler yapmıştır.
Yerli zevkin ürünü
Öğretmeni İbrahim Çallı, Bedri Rahmi için: "Bedri Rahmi resmi yabancı değil, yerli zevkin ürünüdür" diyor.
Bedri Rahmi yerliye yönelmesini şöyle açıklar: "Matisse bugün düzinelerce 'Odalisgue'ler yapmış... Bu konu onun bütün bizim 'kilim', 'seccade', 'yazmalarımız'la, yine kendimiz olan bir konuyu süslemesine yetmiş."
Halkından kopmadı
O ülkesinden, halkından hiçbir zaman kopmadı. Yurtdışında sürekli Türkiye'deki gazeteleri izler. İbrahim Çallı ile iletişimini sürdürür, mektup ve gelen-giden dostları aracılığıyla. Resimdeki dönüm noktasını Çallı'ya da yazar. O artık Matisse ve Picasso'ları bir yana bırakıp yalnız "Garp primitifleriyle şark minyatürlerini" örnek almaya çalışır.
Yurtdışında olduğu gibi Türkiye'ye döndüğünde de ekonomik sıkıntılar çeker. Hatta minyatür müzesi'ni bile parasızlık yüzünden gezemediğinden yakınır, adı daha sonra Eren olan yaşamını birleştirdiği Ernestin'e.
Atölyedeki yemin
Yapıtları fazla "oryantal" olduğu gerekçesiyle önceleri beğenilmez, alıcı bulamaz. Yerli olması, bu toprağın insanını resmetmesi ona bu tür suçlamalar yöneltilmesine neden olur. Bedri Rahmi zaman zaman böyle eleştirilere kızar.
"Yoksa onlara British Museum'dan bir tabak gösterseydim de modern tabaklarla bir karşılaştırma yapmalarını mı isteseydim? (...) Eğer bizde bir yenilik yapmak istiyorsan, bir yabancı olman gerekiyor..."
Atölyesinin girişine astığı yemin, sanatçı kişiliğini, sanatını anlamamıza yarayacağını sanıyorum.

Bedri Rahmi'nin atölyesinin girişinde asılı yemin:
Bugüne kadar resim sanatı alanında
Yapılagelmiş olanları inceleyeceğimi
Kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler
Arasında beni en çok saranlarını ayırarak
Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi
Katacağıma
Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop
Klişeleşmiş çiğnene çiğnene tadı tuzu
Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma
Elimden çıkan her çizgiye
Her lekeye
Her renge
Her beneğe
Kendi aklımı
Kendi tecrübemi
Kendi tasamı
Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma
Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak
Gözüm, kulağım, burnum
Elim, belim, dilim, derim üstüne
Yemin ederim
Yemini bozduğum gün
Burdan giderim
Bedri Rahmi'nin sanat alanındaki önemli görüşlerinden birisi de "güzelin yararlı da olabileceği, yararlı olmanın güzel gücünü eksiltmeyeceğidir."
Bedri Rahmi Eyüboğlu konusunda "d" grubunun kurucuları arasında olduğu gibi yaygın bir yanılgı vardır. Birçok kaynak bu görüşü dile getiriyor. Pek az sanat araştırmacısı kurucu değil, bu gruba sonradan katıldığı gerçeğin altını çizer.
"d" grubu ilk sergisini açtığında, Bedri Rahmi Ernestin'e (13 Ekim 1933) şöyle yazar: "Cemal ve diğer beş genç ressam bir araya gelip 'd' grubu diye bir grup kurdular ve ille desen sergilerini de bir mağazada beş kuruş harcamadan önemli birilerinin aracılığıyla açtılar." Bir yıl sonra Abidin Dino Bedri Rahmi'ye bu gruba katılmasını önerir. O daha sonra katılmıştır, bu gruba, ancak zaman zaman ilişkileri kopma noktasına gelmiştir. Bedri Rahmi ve "d" grubu ilişkilerini biraz farklı değerlendirmek gerek diye düşünüyorum.
Şiirleri de bu toprağı anlatır
Bedri Rahmi'nin şiirleri de tıpkı resimleri gibi bu toprağın insanının sesidir. Nasıl bir kilim gördüğünde gözyaşlarını tutamamışsa, bir halk türküsü duyduğunda da aynı duygu iklimine girmiş, hatta şairliğinden bile utanır olmuştur.

Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşam
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış onlarla gülmüşüm
(Türküler-dolusu)
Şiir yazarken de halk türkülerini örnek alır. Dar bir çerçeve içine sıkışıp kalmaz. Büyük bir ustalıkla çağdaş anlayış, yorum katmıştır. Şiirleri capcanlıdır. Bunu da ağırlıklı olarak sıfat kullanmasına bağlayabiliriz.
Sorgulayıcı tutum
Şiirlerinde sorgulayıcı bir tutum takınır. Tanrı-din kavramından ülke gerçeklerini irdelemeye çalışır, şiirlerinde özdekçi bir anlayışın izlerini görebiliriz. Değiştirmeye, dönüştürmeye çağırır ülkemizin insanını kendi sesiyle, yaşadıkları yerleri. Bireyciliği yadsır, bölüşümü insanca-hakça paylaşımı savunur. Adını açıklanmasa da, Bedri Rahmi'nin dizeleri apaçık ortada.

Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım burada yatıyor
(Zindanı Taştan Oyarlar)
Bedri Rahmi...Halkı gibi, halktan, halktan yana tavır koyan bir ressam-şair, en önemlisi de insan.

www.evrensel.net