Suç ortamı yok edilmeli

"Türkiye bir hukuk devleti değil, kanun devleti, hatta bir polis devleti var. Suç doğuran ortam ortadan kaldırılmalı. Bunu da gelir dağılımındaki dengesizliği, fırsat eşitsizliğini, demokratik katılımın önündeki engelleri kaldırarak yapabilirsiniz."

Suç ortamı yok edilmeli
Sibel Hürtaş
Adli tatil, ardında yargıya ve savunmaya bağlı birçok sorun ve tartışma bırakarak dün başladı. Yargının senelerdir gündeminde olduğu konular, son dönemde gündemi çok sık meşgul eden cezaevi protokolü ve F tipi cezaevleri gelecek adli yılın da gündemlerinden. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Ali Ersin Gür, adli yılın ardından, hukukçu gözüyle Türkiye'nin hukuk sistemini, sorunları, cezaevlerini değerlendirdi.
- Geçen adli yılı değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz?
Bana göre Türkiye bir hukuk devleti değil, kanun devleti, hatta bir polis devleti var. Türkiye'de insan haklarına aykırı bir şey varsa bunu savunmak bize düşmez. Türkiye'de yargı sistemi hatta adalet politikalarının çok sağlıklı olduğunu, adil yargılama hakkının kullanıldığını söylemek çok zor. Özellikle DGM'lerde adil yargılamadan söz etmek mümkün değildir. Ve Türkiye'de birden çok yargılama sistemi mevcut. DGM'lerin ayrı bir yargılama mevzuatı, OHAL sınırları içinde ayrı bir yargılama mevzuatı var. Bir de bunların dışında yasalarda olmayan, yazılı olmayan bir yargılama sistemi var ki; faili meçhuller ya da yargısız infazlar dediğimiz yöntem. Böyle bir ortamda DGM'deki muhalif kimliklerinden dolayı yargılanan insanların dosyalarının kapağını açarsanız tüm sayfalarda insanların işkence gördüklerinden bahsettiğini görürsünüz. Aslında bu halkın da duyarsızlığı. İşkencenin yapılmasından herkes sorumlu. İşkence yapan kadar işkence görenler de yani o saflarda yer alanlar da suçlu. Son bir yılı değerlendirdiğimizde, tek tek davalara baktığımızda yagı sisteminin nasıl çöktüğünü görüyoruz. Gazi davasında 13 insan öldü, 2 kişi yargılanıyor, dava hâlâ bitmedi. Ulucanlar davasında ölümden dönen insanlar yargılanıyor. "Tesadüfen kurtuldunuz" der gibi. Yine Metin Göktepe davası, Manisa davasındaki gelişmeleri değerlendirdiğinizde yargı sisteminin çöktüğünü görüyorsunuz. Bunun yerine yeni bir ceza politikasının getirilmesi ve anlayışın değişmesi gerekiyor.
- İçişleri, Adalet ve Sağlık bakanlıkları tarafından uygulamaya konan "Cezaevi Protokolü"nün içeriği nedir, neler getiriyor? Avukatlar buna nasıl bakıyor?
Protokol, adil yargılama ve savunma hakkına karşı ciddi saldırıları içeriyor. Müvekkil-avukat görüşmesi gizlidir. Biz onlarla görüşürken kimsenin bilmemesi gereken şeyleri görüşürüz ve sır saklama yükümlülüğümüz vardır. Bu yasalarda da belirlenmiştir.
Oysa ki o protokol ile bizim müvekkilimizin evraklarına savcılık el koyabiliyor. Savcılık ceza davalarında karşı tarafı oluşturuyor. Hakimle aynı statüye sahiptir avukatlar. Cezaevi girişlerinde hakimler, jandarma komutanları aranmazken avukatlar aranıyor. Ben buna tepki olarak aylardır cezaevlerine gidip gelmiyorum, müvekkilimle de görüşmüyorum. Bir bayan arkadaş "Bizim göğüslerimiz, sütyenimizin içi aranıyor. Bu bizi rahatsız ediyor. Bir başka insanın istemediğim bir insanın elinin bize değmesi bizi rahatsız ediyor" diyerek Adalet Bakanı Türk'e şikâyetlerini iletti. Bazı yerlerde ayakkabılarınızı, kemerlerinizi çıkarın aksi takdirde almayız diyorlar. Böyle bir aşağılama var. Ailelere karşı da görüşlerde böyle bir aşağılama var. Böyle bir protokolü kabul etmemiz mümkün değil.
- Protokolle ilgili açılan dava ne durumda?
Biz Danıştay 10. Dairesi'nde dava açtık. Bakanlıkların 30 günlük süre içinde savunma yapmaları gerekiyordu. Yapmadılar, ek süre istediler. Mahkemede haklı olup olmadıklarına bakmadan ek süre verdi. O süre şimdi dolmak üzere. Yürütmenin durdurulmasına yönelik bir sonuç bekliyoruz. Fakat savunmaların içeriğinde bir şey yok. Adalet Bakanlığı şunu söyledi: "Milli Güvenlik Kurulu'nda bu konu için 3 kez tavsiye kararı aldığını biliyor muydunuz?" O ana kadar ise bazı maddelerinin değiştirilebileceğini söylüyorlardı. Bizler, MGK bu kararı almışsa Adalet Bakanlığı'nın tek bir maddesini bile değiştirebileceğine inanmıyoruz.
- Hücre Tipi cezaevleri de bu sene en çok tartışılan konu idi. Tutukluların bu konuda net bir tavrı var, Adalet Bakanlığı'nın da öyle.
Dünya genelindeki ceza infaz politikaları iflas etti. Sadece Türkiye'de değil. Türkiye'de idam infazı yapılmıyor, ama sokak ortasında, ev baskınlarında insanlar öldürülüyor. Cezaevlerinde insanlar ölüme terk ediliyor. F tipi düşünceleri değiştirmeye yönelik geliştirilen bir proje. Bunun kabul edilmesi mümkün değil. Adalet Bakanlığı bu konuda çok kararlı. Ama tutuklu ve hükümlüler de çok kararlı. Açlık grevleri var.
Geçiş yaşanırsa pek çok Ulucanlar yaşanır, Burdur'lar yaşanır. Bizim bu gibi kaygılarımız var. 'Ortak yaşam alanı' denerek insanlar yanıltılıyor. Terörle Mücadele Yasası'nın 16'ncı maddesinde özetle "Terör suçluları bir ve üç kişilik odalarda barındırılır. Diğer mahkûmlarla haberleşmeleri engellenir" diyor. Hikmet Sami Türk ve diğerleri ortak yaşam alanları diyerek kandırıyorlar. Oraya bir spor sahasının yapılması tutukluların bunu kullanacakları anlamına gelmiyor.
F tipine, uygulamaya konulmadan karşı çıkmak gerekir. Çünkü tutuklular oraya konduktan sonra çıkarmak çok zor. Belki çıkarırsınız ama, belki cesetlerini, belki de cesetleşmiş bedenlerini çıkarırsınız.
- Ceza infaz politikaları iflas ediyor diyorsunuz ve kısa dönemde çözüm önerileriniz de var?
Öncelikle, suçluların peşine düşmek marifet değil, suç doğuran ortam ortadan kaldırılmalı. Bunu da şu an Türkiye'deki gelir dağılımındaki dengesizliği, fırsat eşitsizliğini, demokratik katılımın önündeki engelleri, düşünce özgürlüğü önündeki engelleri kaldırarak yapabilirsiniz. Sonra, suç alanı daraltılmalıdır. Ardından, kişiler hakkında karar vermeden önce toplumun bu işlenen suçtaki yeri ölçülmeli.
Bireye karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen toplumun onu cezalandırmaya hakkı yoktur. Siz sokaklarda insanları yatıracaksınız, Türkiye'de 500 bine yakın insanın sokaklarda kaldığı söyleniyor, sonra bu insanlar düzenin dışına çıktığı için cezalandıracaksınız. Düşünce de suç olmaktan çıkarılmalı, düşünen insanlar teşvik edilmeli. Türkiye'de 1980'den beri düşünce tırpanlanıyor. Şu anda sistem ne yapıyorsa onun 180 derece zıttını yaparsanız doğru olanı bulursunuz.
- Ölüm cezası kaldırılıyor, ama şimdi de "ağırlaştırılmış müebbet cezası" getiriliyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ölüm ceza değil, çağdışı bir uygulama. İdam cezasını kaldırıyoruz deniyor. Ama onun yerine müebbet getiriliyor. Birinde birden ölüyorsunuz, diğerinde dirhem, dirhem. İnsanın maddi manevi kendini geliştirme koşulları yok ediliyor, sonra da "Ben seni bağışladım, asmıyorum" deniyor. Ama yaşam boyu bir hücrede kimseyi göremeden yaşatılması şart koşuluyor. Bu aslında idamdan da kötü. Türkiye kamuoyunun bunu görmesi lazım.
www.evrensel.net