Saldırı işbirlikçisiz olmaz

Saldırı işbirlikçisiz olmaz

Aydınların yayınladığı 'Emperyalist Kültür Kuşatmasına Karşıyız' bildirgesine imza atanlardan Edebiyatçılar Derneği Başkanı Burhan Günel, "Kültürel saldırının yurtiçindeki işbirlikçileri postmodernistlerdir" dedi.

Saldırı işbirlikçisiz olmaz
Jülide Kalıç
Kültür emperyalizmine karşı hazırlanan bildirgede aydınlar, "Bir ülkenin insanlarını köleleştirerek tüm kaynaklarına el koymanın en kestirme yolu, kültür ve sanat alanını ele geçirmektir" diyerek, emperyalist kültür kuşatmasına dikkat çekiyorlar. Aydınlar kültür emperyalizmine karşı oluşturdukları girişimle kültürel yozlaşmaya karşı imza topluyorlar.
Girişimin içinde yer alan Edebiyatçılar Derneği Başkanı Burhan Günel, emperyalistlerin dile başlatmış olduğu saldırıyla ulusal varlığı ve kimliği ortadan kaldırmayı amaçladığına dikkat çekti. Günel, postmodernistleri küreselleşmecilerin tetikçisi olarak nitelendirdi. Burhan Günel, başlatmış oldukları girişimle ilgili sorularımızı yanıtladı.
- Geçtiğimiz ay, bir grup aydınla birlikte 'Emperyalist Kültür Kuşatmasına Karşıyız' başlığıyla bir bildiri yayınlayarak topladığınız imzalarları kamuoyuna duyurdunuz. Böyle bir müdahaleye neden gerek duyuldu?
Son dönem yaşadığımız çağı 1980 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırırsak, günümüzde yaşadığımız sorunların temellerinin 1980 öncesinde atıldığını görürüz. Biz o dönem bu saldırıları çok da sezemedik. Çünkü o dönemler anarşi vardı, belli güncel adlandırmalarla birtakım olaylar yaşanıyordu. '80'den sonra, bu olaylar kesildi ama yerine Yeni Dünya Düzeni (YDD) adı verilen yeni bir yaşam biçimi çıktı. YDD ile Türkiye gibi ülkeler uluslararası şirketlerin egemenliğine açıldı. Bir yandan da kamunun elinde ekonomiyi ayakta tutan ne kadar oluşum, birikim ve kurum varsa özelleştirildi. Teslimiyetçi bir anlayışla dışa bağımlılık daha da yoğunlaştı. Tabii ki kültürel anlamda da bir saldırı söz konusu. Bu saldırı öncelikle dile geliyor. 1946'larda başgösteren Türk-İslam sentezi anlayışı, karşı bir devrim olarak karşımıza çıktı. Osmanlıca'nın yeniden hayata geçirilmesi, mistisizmin yaşam anlayışı olarak öne çıkarılması, tarikatların hoş görüyle karşılanması hatta beslenmesi gibi günümüze kadar gelen bir süreç yaşadık.
Bir yandan da sosyal devletin şemsiyesinin yırtıldığı, SSK'nın işlevsiz hale geldiği, özelleştirmenin, işsizliğin, ahlak deformasyonun arttığı bir sürecin içindeyiz. Kamu eliyle yapılan yolsuzlukları hırsızlıkları artık bilmeyen kalmadı. Kültür emperyalizmi anlamında sinemayla, televizyonla, iletişim araçlarıyla, medyayla gelen bir saldırı ortada. Ulusal varlığımızı meydana getiren ne kadar değer varsa saldıyla karşı karşıya. Bu değerlerin başında dil geliyor. Bir yandan da bizim ulusal kimliğimiz oluşturan ne kadar değerli insan varsa onlara saldırıldı. Nâzım Hikmet'lere, Yılmaz Güney'lere, İlhan Selçuk'lara kadar uzanan ve sürecek olan bir saldırı söz konusu. Bütün bunlara baktığımızda müthiş bir kuşatma karşımıza çıkıyor. Bizde, önce dilden başlayan bir savaşımla bu kuşatmanın etkisiz hale getirilebileceğine inandık ve bu oluşumu ortaya koyduk.
- Bildirinin yayınlandığı gün, gazetemize yaptığınız kısa açıklamada, kültürel alana emperyalist etkilerin postmodernizmden geldiğini ifade etmiştiniz bunu biraz açabilir misiniz?
Hiçbir saldırı işbirlikçisiz olmaz. Ne zaman kaleler dışarıdan bir saldırıya uğrasa, içerden mutlaka birileri işbirlikçi olmuştur. Kültürel saldırının yurtiçindeki işbirlikçileri, çok net söylüyorum, postmodernistlerdir. Bunlar son derece zeki ve bir program içerisinde yar alan insanlar.
Bu program küreselleşme programıdır. Hükümet programında da, kültürel programda da küreselleşmenin izlerini görebiliriz. Postmodernistler, insanların güncel sorunlardan uzaklaştırılmasını sağlıyorlar. Bunu da ortaya koydukları ürünlerde, yazarın toplumu yönlendirmek gibi bir işlevi olmayacağını söyleyerek, yoz, içi boş, özellikle mistik şemsiye altına sığınan ve çağından kaçan bir anlayışla yapıyorlar. Bakıyorsunuz, bunlar dili de bozuyorlar. Edebiyat, dil işçiliğidir. Edebiyatta amaç güzel dille güzel şeyler anlatmaktır. Sanat, insanı geleceğe taşır. İşte bu işlev postmodernistler tarafından dumura uğratılmıştır. Yazarla okur, yazarla metin, metinle okur arasında ilişki koparılmıştır, yani adeta kültürel hayatımız atomlarına ayrılmıştır. Bu nedenle postmodernistler küreselleşmenin kültür alanındaki tetikçileridir.
- Peki bu saldırılar sizin alanınızı nasıl etkiliyor. Hangi görünümler altında gerçekleşiyor?
Bazı yazarların, küreselleşmenin ve postmodernizmin sözcülerinin medya tarafından bilinçli olarak desteklendiğini görüyoruz. En çok satan bir gazetenin bir yazara 6 sayfa yer ayırdığı görülmüş müdür? Zaten okuru az olan bir ülkeyiz. Postmodernizm küreselleşmenin değirmenine su taşımaktadır. Postmodernizm, ülkenin elden çıkmasına, insanların köleleştirilmesi sürecine katkıda bulunmaktadır. Bizler ise toplumunu gözeten ürünler verme çabası içerisindeyiz. Amaç, dilin güzel kullanılması, insana o güzellik duygusunun yaşatılmasıdır. Dilimizi iyi öğreneceğiz, doğru kullanacağız, doğru anlaşılacak şeyler yazacağız. Sanatçı öncüdür, toplumun duyargasıdır. Gelecekle ilgili oluşumları önceden görmek, sezmek gerekirse yanmak durumundadır. Sivas bunun karşılığıdır. Sivas'ta yakılan bu duyargalardır. Bunu göze almak gerekiyor çünkü bu, dil, iş, aydın ve sanatçı namusudur. Artık herkes kendisi için düşünüyor ve yapıyor. Bir yazar oturup 'Ben bu ülke için ne yaptım, ne düşündüm?' diye sormalıdır kendine. Namuslu, yurtsever, sorumluluk sahibi bir yazar bunu yapmak zorundadır.
- Emperyalist kuşatmaya karşı çeşitli üretim alanlarından (Bergama-Aliağa-çiftçi mitingleri) sesler yükseliyor. Kültür alanında başlattığınız mücadeleyi bu alanlarla ilişkilendirebilir miyiz?
Tabii ki pratikte ilişkilidir. Ama aydın ve yazar duyargadır, öncüdür. Bergama köylüsü bu anlamda bir aydınlanma içerisinde değil bence. Yaşamın diretmesiyle mücadeleye atıldı köylüler. Yaşam dedi ki; 'Toprağınız zehirleniyor. Toprağınız elinizden gidiyor.' İşçi özelleştirme ile bütün birikiminin yağmalandığını görüyor ve kendini işsizlerin arasında buluyor. Hayatın pratik karşılığı bizi bir araya getiriyor. Sendikalara baktığımızda, tabanın diretmesiyle sendikaların sendika olduğunu hatırlamaya başladığını görüyoruz. Sosyal devlet ortadan kalkarken, yozlaşmışlık almış başını giderken, insanların başına din şemsiyesi tutuluyor. Onlar, sosyal devlet olamayan devletin oluşturduğu boşluğu doldurmak üzere karşımıza çıkıyor. Saldırının bir ucu işte, toprakta, inançta, bir ucu, kültürde, sanatta, edebiyatta. Hayat bizi bir araya getiriyor.
www.evrensel.net