YÖK kime güveniyor?

YÖK kime güveniyor?

Rektör seçimlerinin bir skandala dönüşmesi ve üniversite camiasının tümünü isyan ettirmesi, YÖK'ü yeniden boy hedefi yaptı.

YÖK kime güveniyor?
Haber Analiz - Ayhan Özgür
Rektör seçimlerinin bir skandala dönüşmesi ve üniversite camiasının tümünü isyan ettirmesi, YÖK'ü yeniden boy hedefi yaptı.
Yine, Cumhurbaşkanı Sezer'in YÖK'ün atama teklifini geri çevirmesi, YÖK'e karşı çıkan çevrelerde sevinçle karşılandı. Ancak YÖK Başkanı ve YÖK yönetiminin, pervasız bir tutumla, eski kararlarında direneceği, Cumhurbaşkanı'nın reddettiği listeyi aynen iade edeceği belirtiliyor.
YÖK'ün bugüne kadar tutumunu bilenler için böyle bir şey elbette şaşırtıcı olmaz. Dahası, YÖK'ün fikir babası ve kurucusu İhsan Doğramacı'nın, bu gelişmeler üzerine "Ben olsam 1 oy alanı seçerim" demesi, "Frankocu demokrasi" anlayışını çok veciz bir biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Ancak, bunca tepki karşısında hükümet cephesinde olup bitenler ilginçtir. Çünkü Başbakan derin bir sessizlik içindedir. Hükümet ortağı partilerin önde gelenleri ise, olup bitenler başka bir ülkede oluyor havasında demeçler vermektedirler. Örneğin ANAP ve MHP, "yüksek demokrasi ilkeleri" adına, YÖK'e karşı esip yağarken DSP ise, derin bir sükûnet içinde olup biteni izliyor. DSP'nin önde gelenleri, herhalde Başbakan ya da Rahşan Hanım'ın bir şey söylemesini bekliyor olmalılar. Ama, onların da bir şey demesi çok zor. Çünkü, 2000 Nisanı'nda yapılan MGK toplantısında alınan "şeriata karşı önlemler"i içeren direktifleri, YÖK'e, mayıs ayında hükümetin kararları olarak ileten resmi belgenin altında Ecevit'in imzası var (Cumhuriyet, 20 Temmuz 2000). Bu belgede; üniversite rektörlüklerine "Atatürkçü kişiler"in getirilmesi için gerekenlerin yapılmasından doçent ve yardımcı doçentlerin de YÖK tarafından atanmasına, gençliğe karşı "geniş kapsamlı psikolojik harekât"tan üniversite sınav sisteminde meslek okullarının daha da dışlanmasına, türbana kadar bir dizi direktif var.
Yani YÖK yalnız, kafasına göre takılan Kemal Gürüz ve adamlarından ibaret değil. Tam tersine arkasında, Başbakan (ve elbette ikiyüzlü ortakları), MGK ve öteki "temel asker ve sivil devlet kuruluşları" var. Onun içindir ki, yıllardır onca skandala, onca tepkiye karşın YÖK'e kimse dokunamamaktadır. Cumhurbaşkanı'nın, Sami Selçuk'un pozisyonuna itilmesinin bile göze alınması, işte bu güçlerin eseridir.
"Sadece YÖK'e karşı olayım, ama sistemi savunayım" demek, "tuzu kuru"ların politika tarzıdır ve sadece YÖK ve YÖK'lerin daha güçlü bir biçimde "icrai sanat etmeleri"ne yarar. Tıpkı şeriatçı, din istismarcısı takımının her herzeyi yiyip sonra da YÖK'ün üstünden "mazlumu" oynamaya kalkmaları gibi.
www.evrensel.net