Suça ortak olmayacağız

Aydın ve sanatçılar, F Tipi cezaevlerinden vazgeçilmesi talebiyle İstanbul'da sembolik açlık grevi yaptılar; Ankara'da da duyarlılık çağrısında bulundular.

Suça ortak olmayacağız
Yaşamın hücreleştirilmesine karşı Aydın ve Sanatçı Girişimi tarafından F tipi cezaevleri protesto edildi. Girişimde yer alan aydın ve sanatçılar, dün Yüksel Caddesi'ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya gelerek, F tipi cezaevlerinin toplu kıyım olduğunu vurguladılar.
Fotoğraf Sanatçı ve şair Mehmet Özer yaptığı açıklamada, Kırklareli Cezaevi'ndeki siyasi 4 tutuklunun başlatmış oldukları açlık grevinin 65'inci gününe girdiğine işaret ederek, cezaevlerinde yaşanılan sorunlara dikkat çekti. Özer, Burdur Cezaevi operasyonunda kolu koparılan Veli Saçılık'ın ve diğer tutuklu ve hükümlülerin tedavilerinin engellenmesini kınayarak, hücre tipi cezaevlerinin bir insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Bu suça ortak olmayacaklarını dile getiren Özer, hücreler ile toplumsal bilincin yok edilmek istendiğinin altını çizdi. Hücreler ile insanın varlığına ve özgürlüğüne saldırıldığını belirten Özer, hücrelerin topluma yönelik bir gözdağı olduğunu vurguladı. Devleti toplu kıyımdan vazgeçmeye çağıran Özer, hücre tipi saldırıları engellemek için söyleşiler, dinletiler ve imza günleri organize edeceklerini bildirdi.
Açlık grevi
Sanatçı ve aydınlar, İHD İstanbul Şubesi'nde ise sembolik açlık grevi yaptılar. Sanatçı ve aydınlar Işık Yurtçu, Ruhan Mavruk, Şanar Yurdatapan, Hilmi Bulunmaz, Bilgesu Erenus, Metin Kahraman, Betül Arım, Serdar Keskin ve Grup Yorum elemanları, 12.00-17.00 arası İHD'de dün sembolik açlık grevine girdi. Sanatçılar daha sonra saat 16.30'da "Yetkili ağızlar ne diyor" oyunuyla açlık grevini sona erdirdi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Eğitim-Sen'de rapor skandalı
Ankara'da iki gündür süren Eğitim-Sen Genel Kurulu'nda, Çalışma Raporu'nun "Eğitim-Sen Nasıl bir Eğitim İstiyor?" başlıklı bölümü, dün gündemi belirledi. Çalışma Raporu'nun 52-57. sayfalarında, "taşımalı eğitimi, özelleştirmeyi, meslek liselerinin kapatılmasını savunan, köy öğretmenlerine cumuhuriyeti koruma işlevi yükleyen, Türk Silahlı Kuvvetleri ile işbirliği yapmayı isteyen" yaklaşımlar delegelerin büyük tepkisini çekti. Bu arada delegelerin tepkisini çeken yaklaşımların, bir süre önce "Eğitim-Sen'in istekleri" olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e iletildiği ortaya çıktı.
İlk gün öğleden sonra söz alan Serpil Açıl, yönetimin sürgünlere karşı etkili bir eylem kararı almadığını, "Denedik, olmadı" görüşü doğrultusunda hareket ettiğini, oysa işbırakma kararı alınabileceğini söyledi. Açıl, yönetimin ortaöğretim başarı puanı konusunda etkisiz kaldığını ve Çalışma Raporu'nun 57'nci sayfasında özelleştirmenin açıkça savunulduğunu dile getirdi.
Cemal Çoban ise şube kongrelerinin, sendikal dinamikleri dışarıda bırakacak şekilde, "Az olsun, benden olsun" mantığıyla yapıldığını ve benzer bir uygulamanın burada da hayata geçirilmeye çalışıldığını söyledi. Çoban, KESK ve Eğitim-Sen'in Kürt sorunundan insan haklarına, işkenceye, barış sorununa kadar birçok konuda üzerine düşeni yapmaktan kaçındığını ifade etti. AB'nin emperyalizmle birlik, işçi ve emekçilere daha yoğun saldırı ve baskı olduğunun altını çizen Çoban, AB üzerinden örgütlere hayal yaymanın yanlışlığına değindi. Çoban, tabanda, mücadelede birliğin yönetimlere de taşınması gerektiğini, aksi takdirde saldırıları göğüslemenin mümkün olmadığını savundu.
Sürgünlerle ilgili görüşmeler dışında bir şey yapılmadığı, "Devlet politikası" denilip geçiştirildiği eleştirisini yönelten Necdet Uygun, eğitim konusunda da ciddi faaliyet yürütülmediğini söyledi.
Genel Başkan Kemal Bal'ın "Diyarbakır'ı Kızılay yapacakları" söylemini eleştiren Yahya Balcı, "Peki o zaman sürgünlere karşı niye tepki göstermediniz?" diye sorarak, yapamayacaklarını söylememelerini istedi. Geçmiş genel kurulda 220 delegesi olan devrimci demokratların dışarıda bırakıldığını belirten Balcı, "birilerini aklama paklama değil, dinamikleri kapsayan, örgütü yıpratmayan bir yönetim" savunarak, bunun KESK'i de dinamik yapacağını söyledi.
Rapor kara leke
İkinci gün söz alan delegelerden Bedri Aykan, çalışma raporunun onaylanamayacağını, 52 ve 57'nci sayfaların metinden çıkarılması gerektiğini belirterek, önerge verdi. Raporun "sendikal tarihe kara leke olarak geçeceğini" ve söz konusu görüşlerin rapora girmeden sendikanın görüşü olarak Cumhurbaşkanlığı arşivlerine girdiğini belirten Aykan, olayın örgütün geleceğini karartır nitelikte olduğunu söyledi.
Fevzi Kılınç da, yıllardır özelleştirmeye karşı mücadele veren bir örgütün çalışma raporunda özelleştirmenin savunulduğuna dikkat çekti. Türk Silahlı Kuvvetleri'yle işbirliğinin de önerildiği raporu üyelerine nasıl açıklayacaklarını soran Kılınç, söz konusu bölüm çıkarılmadan yönetimi aklamayacaklarını söyledi.
Kırıkkale Şube Başkanı Yüksel Şahin, örgütün hiçbir yapının malı olmadığını hatırlatırken, İzmir delegesi Dilek Türtat ise, salonda yazılı "Bilimsel, laik, demokratik eğitim" sloganına niye "parasız" kelimesinin girmediğini sordu.
Fevzi Yılmaz da "hata" olarak savunması yapılan 6 sayfalık bölümün incelendiğinde titizlikle hazırlandığının görüleceğini ve Cumhurbaşkanı'nı ziyarette sunulan metnin aynısı olduğunu söyledi. Yılmaz, bugüne kadar benzer yanlışlıklar, hatalar üzerinde durmadıklarını, "Sendika zarar görmesin" anlayışını güttüklerini belirterek, bundan sonra yapılan en ufak yanlışlığı, savunulan yanlış düşünceleri üyelere, işyerlerine taşıyacaklarının bilinmesini istedi.
Yönetim savunmada
Eleştiriler üzerine söz alan MYK Üyesi Recep Elmas, rapor üzerine yapılan eleştirilerin "özrü kabahatinden büyük" atasözünü doğrularcasına yersiz olduğunu ifade etti. Elmas, 52 ve 57. sayfaların rapora hata sonucu girdiğinin, taslak olduğunun ve geçerli olanın başkanın konuşma metnindeki bölüm olduğunun açıklanmasına rağmen tartışmaların yapılmasını eleştirdi. Ancak Elmas, salondan başkanın konuşma metninde de aynı bölümlerin yer aldığı uyarıları karşısında sessiz kaldı.
www.evrensel.net