Demokratik bir Anayasa gerekli

Demokratik bir Anayasa gerekli

'82 Anayasası'nı yalnız başına ölçü almak mümkün değildir. 61 Anayasası'nı da, Türkiye'nin tanzimattan cumhuriyete kat ettiği yolları, siyasal ve Anayasal gelişmeleri göz önüne almamız gerekir.

Demokratik bir Anayasa gerekli
Suzan Aykaç
Anayasa değişikliği tartışmaları uzunca bir süredir ülke gündeminde. 12 Eylül 1980 darbesinin bir sonucu olarak yürürlüğe giren 1982 Anayasası, artık cumhurbaşkanından adalet bakanına kadar, devletin en üst düzey yetkilileri dahil olmak üzere birçok kişi ve kurum tarafından eleştirilmeye başlandı. Anayasa Profesörü ve İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile, var olan Anayasa tartışmaları, yeni bir Anayasa'ya sahip olunması için çeşitli toplum kesimlerinin neler yapması ve demokratik bir Anayasa'nın nasıl olması gerektiği üzerine konuştuk.
- Başından beri eleştirilen 12 Eylül Anayasası son dönemde cumhurbaşkanından adalet bakanına kadar devletin en üst düzey yetkililerince bile eleştirilmeye başlandı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Olumlu değerlendiriyorum. Çünkü bugüne kadar 12 Eylül Anayasası, daha çok belli kesimlerce eleştiriliyordu. Politikacılarca da. 10 yıl önce 1982 Anayasası'nı aşma yönünde siyasal partiler çerçevesinde çok güçlü bir irade ortaya çıkmıştı. 10 yıldır Anayasa'ya yöneltilen somut eleştiriler kuşkusuz vardı. Fakat bu son noktanın özelliği şu oldu: Bir anda bütün politik kesimler, yani devlet başkanı, adalet bakanı, parlemento temsilcileri, bir bakıma hep birlikte bu Anayasa'ya karşı olduklarını belirterek, bu Anayasa'nın aşılması gerektiği yönünde, bizim konsensus dediğimiz bir eğilime girdiler. Bu şu bakımdan olumlu; yani şimdiye kadar Türkiye'de tanık olduğumuz arayışların en üst katlar tarafından gereksiniminin kamuoyuna duyurulması bakımından önemlidir. Tabii ki aslolan bu iradenin parlementoya yansıması ve parlementoda Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğun ortaya çıkmasıdır. Ama en azından parlementoya yansıması için bir gösterge olabilir ya da en azından olması temenni edilebilir.
Sizce 1982 Anayasası kapsamlı değişiklerle varlığını sürdürmeli mi, yoksa yepyeni bir Anayasa mı hazırlanmalı? - 1982 Anayasası hakkında, ülkenin içinde bulunduğu koşullar bakımından üç aşamalı bir öneride bulunulabilir. '82 Anayasası'nda mevcut olan bir takım yasaklar vardı. Bu yasaklar demokratik, özgürlükçü bir toplumda, bir hukuk devletinde bulunmaması gereken yasaklardır. Örneğin geçici 15. Madde, hak ve özgürlükleri sınırlayıcı 13. Madde, dil yasağı gibi yasaklar demokratik ve liberal bir Anayasa'ya aykırı yasaklardır ve bunlar atılmalıdır, bu birinci aşamadır. Bu husus 1982 Anayasası'nda yapılması gereken birinci temizlik operasyonudur, bir iki haftalık bir süreçtir. Parlamanto 1 Ekim'de toplanıp, 15 Ekim'e kadar bunu hemen yapabilir. Yani hukuk devletine inanan bir cumhurbaşkanının, bir başbakanın, bir parlamenterin 'Bu kalkmalıdır' dediği hükümler değiştirilmelidir. İkincisi; bu Anayasa'da iyileştirme yapmak lazım. Yargı bağımsızlığına ilişkin hükümler, hak ve özgürlüklere ilişkin hükümler, hak arama yollarını tıkayan hükümler gibi 1982 Anayasası'nda iyileştirme yapılmasını gerekli kılan birçok alan var. Bu da parlamento tarafından ekim ayından itibaren 2-3 ay içerisinde yani bu yıl sonuna kadar gerçekleştirilebilecek değişikliklerdir. Yani bu iki aşamayı gerçekleştirebilirsek, 1982 Anayasası'nın antidemokratik ve antiliberal hükümlerini törpülemiş oluruz. Fakat aslolan üçüncü aşamadır. Ne birinci aşamada ne de ikinci aşamada Anayasa'da yapılacak bir iyileştirme 1982 Anayasası'nın demokratik ve liberal olmasını sağlar. Aslolan yeni bir Anayasa yapılmasıdır. Demek ki birinci aşama çok belirgin yasakların Anayasa'dan ayıklanması, ikinci aşama Anayasa'nın mümkün olduğunca iyileştirilmesi... Aslolan 2000'li yıllarda Türkiye'nin gereksinimini duyduğu yeni bir Anayasa'nın yapılmasıdır, yani yeni baştan bir Anayasa yapmaktır. Bu üçüncü aşama da bir, iki yıllıktır.
Madem yeni bir Anayasa'ya ihtiyaç var, o halde mevcut Anayasa'da iyileştirme ve ayıklama işlemine neden gerek var?
- Tabii esas hedef yeni Anayasa'dır. Devletin her yönüyle yeni bir Anayasa'ya gereksinimi vardır. Hak ve özgürlüklerin düzenlenmesi, devlet-birey-çevre ilişkisinin kurulması ile Türkiye'nin yeni bir Anayasa'ya gereksinimi son derece açıktır. Bu yapılmalıdır. Fakat yeni bir Anayasa, bugünden yarına hazırlanacak bir metin değildir. İki yönü var bunun; içerik ve usül. Gerek içerik, gerek usül, Anayasa'nın toplumsal uzlaşma belgesi olması nedeniyle zaman alıcı bir çalışma gerektirmektedir. Demokratik bir ortamda demokratik bir Anayasa yapılmak isteniyorsa, bu daha fazla zaman alır. Bu bakımdan yenisi hazırlanıncaya kadar, Türkiye'nin, gündeminde çok acil olan sorunların çözümü için yeni bir Anayasa'nın hızla hazırlanması gerekir. Türkiye'nin bir, iki yıl daha tahammül edecek zamanı ve sabrı kalmadı. Bu Anayasa, Türkiye'nin önünde çok önemli bir engeldir. Ama yenisi yapılıncaya kadar geçecek zaman içerisinde en azından bu Anayasa'nın çok engelleyici hükümlerinin kaldırılması Türkiye'yi bazı yönlerden ferahlatacaktır. Ama tabii ki yeni bir Anayasa'nın yapılmasını bu değişiklikler olumsuz yönde de etkileyebilir. 'Nasılsa Anayasa'da bir değişiklik, iyileştirme yaptık, o halde bununla yetinilebilir' düşüncesine kapılınabilir, yapılacak iyileştirmeler yeni bir Anayasa arayışının hızını kesebilir. Ama öte yandan, yeni bir Anayasa'nın hazırlığının ve kabulünün zorluğu kısa zamanda göz önüne alındığında en azından çok çabuk uzlaşılabilecek hükümlerin Anayasa'dan ayıklanması ile başlamak daha pratik ve daha pragmatist olabilir. Bir de şöyle bir yararı olabilir; Nihayetinde bu Anayasa'yı değiştirecek olan da yeni bir Anayasa hazırlayacak olan da bu ülkenin makamları ve organlarıdır, örneğin parlamenterlerdir.
Demokratik bir Anayasa'nın çerçevesini var olan Anayasa ile karşılaştırarak çizebilir misiniz?
- Demokratik Anayasa iki şeyi ölçüt almalıdır. Birincisi evrensel ölçütler, ikincisi ulusal ölçütler. Evrensel ölçütleri, "Bugün demokratik ve özgürlükçü bir rejimin içine konduğu çerçeve nedir?" sorusuna vereceğimiz yanıtla ortaya koyabiliriz. Bu da bir hukuk devleti sistemidir. Bu sistemin sahip olduğu genel ilkeler aynı zamanda da evrensel ölçütlerdir. Çünkü hak ve özgürlükler siyasal rejim olarak ancak demokratik bir rejimde hukuk sistemi olarak da ancak hukuk devletinin geçerli olduğu bir yerde güvencelenebiliyor. İşte bunlar evrensel ölçütler için bize ipuçları vermektedir. Ulusal ölçütlere gelince bir ülkenin tarihi mirası, kültürel özellikleri, coğrafyası, toplumsal yapısı ve sahip olduğu siyasal ve Anayasal deneyimler ulusal özelliklerini gösterir. Bu bakımdan 1982 Anayasası'nı yalnız başına ölçü almak mümkün değildir. '61 Anayasası'nı da ölçüt almamamız gerekir, Türkiye'nin, tanzimattan cumhuriyete kat ettiği yolları, siyasal ve Anayasal gelişmeleri göz önüne almamız gerekir. '82 Anayasa'sı bize ne olması gerektiğini değil, neyin olmaması gerektiğini gösteriyor. Nasıl bir Anayasa yapılmaması gerektiği konusunda 82 Anayasası ölçü alınabilir. '61 Anayasası' ulusal özellikleri daha iyi yansıtan bir Anayasa'dır. Bunun dışındaki ulusal özellikler demokrasidir, cumhuriyetin kurucu ilkeleri laikliktir, hak ve özgürlüklerin vazgeçilmezliğidir. Bunun dışındaki ulusal özellikler Anadolu'nun kendine özgü yapısıdır. İşte bu çerçevede yeni Anayasa'da ulusal özellikler madalyonun iki yüzü gibi ortaya konmuş bulunuyor. Ulusal özelliklerimiz aynı zamanda doğayı tahrip etmemektir, ya da serbestlik alanlarında alabildiğince hak ve özgürlükleri kötüye kullanmamaktır. İşte ulusal özelliklerimiz dediğimiz zaman bir Anayasa'da sadece hak ve özgürlüklerin tanınması ya da bir takım kurumların konması değil, aynı zamanda yasaklanmaların da Anayasa'ya konması gereklidir. Mesela bana göre yeni bir Anayasa'ya şöyle bir hüküm de konabilir. "Denizlerin ve göllerin doldurulması yasaktır", ya da "Barajların şu kadar yüz metre yakınına inşaat yapmak kesinlikle yasaktır", "Yerleşim alanlarına fabrika kurmak yasaktır", veya "Ovaları yerleşime açmak, sulanabilir arazilere sanayi tesisi kurmak kesinlikle yasaktır..."
Türkiye'nin yeni bir Anayasa'ya sahip olması için sizce çeşitli toplum kesimlerinin yapması gerekenler nelerdir?
- Çeşitli toplum kesimleri deyince benim aklıma üç katman geliyor. Birincisi "Anayasamı istiyorum" diyerek ortaya çıkan sivil toplum katmanı, ikincisi şu anda Türkiye Barolar Birliği'nin hazırladığı Anayasa taslağı çalışması, üçüncüsü TBMM'deki irade. Sivil toplumla bir takım meslek örgütleri arasındaki ilişki çok önemli. Bu iki iradeyi, yani sivil toplum iradesini ve meslek kuruluşlarındaki uzmanların yaptığı çalışmaların parlamentoya taşınmasıda çok önemli. Sivil toplum örgütleri çerçevesinde daha çok Anayasa talebi gündeme getirilmelidir. Ama bunlar soyut talepler olmaktan çok, artık Türkiye'nin gündeminde somut taleplerin, somut Anayasal beklentilerin dile getirilmesi gerekir. Bu nedenle belki sivil toplumdaki çalışmalarla meslek kuruluşlarındaki uzmanların çalışmaları arasında bir eşgüdüm sağlamak gerekir ve onları parlamentoya daha somut metinler olarak daha açık bir biçimde yansıtmakta yarar olabilir. Demek ki sivil toplum örgütlerinde daha bilinçli daha somut çalışmalar yapmak ve bunu elden geldiğince yaymak gerekiyor.
Sivil Anayasacılar ne öneriyor bu konuda?
- Sivil Anayasacıların ne istediğini bende bir Anayasacı olarak anlamış değilim. Sivil Anayasacılık toplum katında ortaya çıkan ve tabandan gelen bir ses olarak önemli. Fakat 'Sivil Anayasa' sözcüğü, bana fazla şey ifade etmiyor. Anayasalar, sivil ve sivil olmayan diye bir kategoriye tabi tutulmuyor. Ne zaman halk oyuna sunulur, o zaman sivilleşir, tıpkı 82 Anayasası gibi. 82 Anayasası'nı ne kadar eleştirirsek eleştirelim, bu Anayasa'ya bu insanlar 'Evet' ve 'Hayır' dedi. Yani Anayasa sivil ve sivil olmayan diye bir ayrıma tabi tutulamaz. Anayasa 'Demokratik ve liberal Anayasa mı?', 'Demokratik olmayan antiliberal Anayasa mı?' diye bir ayrıma tabi tutulur. Bu bakımdan '82 Anayasası antiliberal ve antidemokratik bir Anayasa'dır.
Yakın dönemde yeni ve demokratik bir Anayasa'ya sahip olabilecek miyiz sizce?
- Olmamızı temenni ediyorum ve umuyorum, ama çok iyimser değilim.
www.evrensel.net