En eski sözsüz sanat: Pantomim

En eski sözsüz sanat: Pantomim

Pantomim, kelimelerin vücut jestleriyle ifadesi değil fikirlerin hareket, tavır pozlarla anlatımı, düşünce ve duyguların vücut aracılığıyla direkt iletimidir.

En eski sözsüz sanat: Pantomim
Deniz Donat
İnsanlar konuşarak anlaşıyorlar, kelimeler fikirlerin iletiminde araç olarak kullanılıyor ve biz kelimelerin seline öylesine kaptırmışız ki kendimizi onun dışında müziğin, dansın, resmin anlatımında güçlü, etkin olabileciğini unutuyoruz. İşte bu iletim araçlarından biri de insanın yaradılışı kadar eski, olan sözsüz anlatım sanatı: Pantomim
Pantomim, kelimelerin vücut jestleriyle ifadesi değil fikirlerin hareket, tavır pozlarla anlatımı, düşünce ve duyguların vücut aracılığıyla direkt iletimidir. Eski Yunan'da "Mime" taklitçi demekti ki; bu düşünce ve fikirleri seyircilere iletebilmek amacıyla hayatı taklit edene denir. Gösteriler geliştikçe "Mime" e "bütün" anlamına gelen "Pantos" kelimesi eklenerek Pantomim kelimesi türedi.
Pantomim' in doğuşu insanlığın doğuşu kadar eski. Yaşamak için avlanan ilkel insan avdan dönünce avının nasıl geçtiğini kabilesine mimik ve hareketlerle anlatmaya başlamış. Bu tek kişiyle anlatım giderek topluca anlatıma dönüşmüş. Daha sonraları avın bereketini artırmak için önceden böyle gösterilere baş vurulmuş. Bu ilkel pantomim örnekleri tabiatı etkilemek amacında. Çiftçiliğe geçince insanoğlu, pantomim bolluk ve bereket törenlerine dönüşmüş. Fakat bütün bu ilkel pantomim örneklerinin ciddi ve dini olduğu söylenemez. Örneğin bir kabilenin efsanevi tarihini anlatan veya salt eğlendirmek amacı güden gösteriler de varmış. Dünyanın her tarafında kutlamak, eğlendirmek, tanrıları tesir altına almak için kullanılan pantomim'in eski Yunan'dan Dioniysos adına tertiplenen dini törenler. Bunun en gelişmiş şekli Polonya'da Henryk Tomaszewski'nin Pantomim Tiyatrosuna gelinceye kadar geçirdiği evrimi ve bu arada her ülkenin doğurduğu sanatçıları bu kısa yazımızda belirtmek olanaksız. Ama bir kaç önemli isim verilebilir.
Marceau'nun başarısı
Klasik pantomim denince ilk akla gelen ve bu sanatı dünyaya tanıtan isim 1923 yılında dünyaya gelen Etienne Decroux'un öğrencisi Marcel Marceau'dur. Genellikle çok az dekoru olan boş sayılabicek bir sahnede tek başına gösteri yapan Marceau, "Bib" adlı çok detaylı olmayan romantik şehir kalabalığından, makina gürültüsünden uzak, pantomim dilini daha çok amaç edinmiş, kişiliği ile sahneden kopmayan bir tip yaratmıştır. Alanında büyük etkiler yaratan diyer pantomim sanatçıları ise İsveç'li Dimitri, Budapeşte'li Laslo Frencz, İsrail'li Deborah Bertonoff, Shai, Ophir, Hollanda'lı Deryk Mendel, Rusya'da değişim sanatçısı olarak bilinen Arkady Rajkin, Tokyo'lu Once Baiko ve Kikuzo, Newyork'ta Salvadore Guida, Amerika'da Lionel Shephart bunlardan bazılarıdır.
Pantomim insan vücudunun hareketleriyle anlatımı sağladığı için ilk bakışta evrensel gibi görünmekteyse de her toplumun kişiliğini, problemlerini yansıtan kendine özgü bir hareketi ve karakteristik yapısı vardır. Türkiye içinde yaşayan pantomimcinin yine bu topraklar üzerinde yaşayan insanlarla ilişkisini sürdüreceği dilini bulmasını gerektirir.
Bu dil Türkiyenin bir çok yerinde işlenmemiş olması nedeniyle kaybolmuş ve kaybolmakta olan "Samıt-lâl, Sessiz oyun, Ahsaz Oyunu" adları altında çoğu taklit ham oyunları, Türk Folklörünü inceleyip değerlendirmekle ve Türk halkının davranış, tutum, jest mimiklerini belli bir estetik ve toplumsal bütüne oturtmakla sağlanabilir. Bu doğrudan yola çıkan ülkeler (Çin, Hindistan, Siyam...) folklör ve gösteri geleneklerini kaynak edinerek kendi pantomimlerini yaratmışlardır. Bir fikir vermek açısından Çin pantomimine kısaca değinmek gerikiyor. Çin pantomiminde dekor kullanılmaz, mümkün olduğunca az eşya vardır (masa, iskemle) gibi. Giysiler gösterişlidir, sahneye çıkan her aktör önce kim olduğunu söyleyerek kendini tanıtır, eğer gerekliyse olayın nerede ve ne zaman geçtiğini belirler. Aktör kapıdan geçtiğini anlatmak için yüksek bir adım atar, masa veya iskemlenin üstüne çıkarsa diğer oyuncular tarafından görünmüyor demektir. Savaşlar akrobatlar tarafından canlandırılır.
Maskeler sadece hayvanları temsil etmek için kullanılır. Yüz makyajları öylesine ağır ve detaylıdır ki, yüze maske takılmış gibidir. Basit makyaj iyi karakteri, komplike makyaj kötü karakterleri, kırmızı makyaj cesareti, mavi makyaj gaddarlığı, sakallı kişiler ihtiyarları, traşlı kişiler gençleri temsil eder.
Türkiye'deki örnekler
Türkiye'nin birçok köyünde, köy düğünlerinde, bayramlarda pantomim, ham, işlenmemiş haliyle atadan oğula sürüp gitmekte. Örneğin Eskişehir dolaylarında Şeytan Oyunu. Ortaya ateş yakılır, Kelhan denilen ateşe Kelhancı diye biri bakar, yüzü kapkara boyanmıştır.
Yanında karısı ve şeytan vardır. Şeytan yakışıklı bir delikanlıdır karı koca ateşin etrafında dönerek oynarlarken şeytan kızı baştan çıkarır ve kaçırır. Koca onları kovalamaya başlar ve yakalar. Karısını şeytandan soğutmaya çalışır. Oyun seyircilerin durumuna göre sevinçli veya üzüntülü biter. Halil ile komşu bacı Sivas ve dolaylarında oynanır. Bu oyun iki değişik şekilde oynanır. Birincisi, iki karılı bir adamın acıklı durumu, ölümü ve karılarının ölüsünü taşımaları. İkincisi ise öldükten sonra karıları arasındaki kavga. Konulu bazı Türk Folklöründen örnekler verecek olursak. Erzurum Delikız, Hançer barı, Tavuk barı, Sıvas'ın Köylü halayı, Madımak halayı, Tokat'ın Kartal oyunu gibi. Konularını ve kişilerini tiyatro unsuru ile yüklü bir takım ritmik hareketler ve pantomimlerle anlatırlar. Türkü yada müzik hikayenin örgüsünde, oyunun koregrafisinde bir temel unsurdur. Hikaye ve oyun ancak türküsü, müziği ile bir bütündür. İncelendiğinde görüleceği gibi ülkemiz zengin halk gösteri gelenekleri ve folklörleri ile doludur. Avrupa taklitçiliğinden kurtulup, bu öz kaynaklarımızdan yararlanıp, geliştirip toplumsal özle halka halkın diliyle seslenmek halkla bütünleşmeyi amaçlayan sanatçılar için kaçınılmazdır.
Klasik pamtomim devrini doldurdu
Bugün şunu da kabul etmek gerekir ki klasik pantomim gerek özüyle gerek biçimiyle devrini doldurmuştur. Kentlerimizdeki pantomim, çıkışına dışarıdan gelen etkilerle başlamıştır. Klasik pantomimin biçimsel kuralları katı temel alınmış, çoğunlukla Fransız ekolü ve eğitmenlerinin oyunları toplumumuzun kişiliğini ve problemlerini yansıtmaktan uzak sergilenmiştir. Bazı olumlu çıkışların, çabaların varlığı yadsınamaz, fakat bu iyi niyetli çalışmalar devam edememiş, sönüp gitmişlerdir.
Her ülke kendi problemlerini aydınlatacak, kişiliğini yansıtacak, özünün belirleyeceği halkıyla bütünleşeceği sanatsal formu bulmak zorundadır.
www.evrensel.net