Nükleer karşıtı bilinç oluşturma çabası

Nükleer karşıtı bilinç oluşturma çabası

Sanatçılar önceki gün düzenledikleri basın toplantısıyla yarın yapılacak nükleer karşıtı şenliği kamuoyuna duyurmuşlardı.

Nükleer karşıtı bilinç oluşturma çabası
Muzaffer Özkurt
Nükleer santral ihalesinin tekrar görüşülmeye başlanacağı 24 Temmuz'a az bir süre kala nükleer lobide de hareketlenme başladı. Clinton, Türkiye ile ABD arasındaki nükleer enerjinin kullanılmasına ilişkin işbirliği anlaşması imzaladı. Tüm bu gelişmelerin yanında, Türkiye'deki nükleer karşıtları da seslerini duyurmaya hazırlanıyorlar. İçerisinde odaların, kitle örgütlerinin, siyasi partilerin ve sanatçıların bulunduğu 'Nükleer Santrale Karşı Güçbirliği', yarın Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda bir şenlik düzenliyor. 5 Ağustos'ta nükleer santral yapılması düşünülen Akkuyu'da nükleer karşıtı bir şenlik yapılacak.
Yarın Harbiye'de düzenlenecek olan etkinliğe Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, Kardeş Türküler, Koma Çiya, Mor ve Ötesi ve Ayna, Onur Akın, Tolga Çandar, Yusuf Hayaloğlu, Mansur Ark, Kubat, Rojin, Tolga Sağ, Fuat Saka, Vedat Sakman, Mümtaz Sevinç ve Gülsen Tuncer katılacak.
'Nükleer Santrale Karşı Güçbirliği' içerisinde yer alan ve bugünki şenliğe katılacak olan sanatçılarla nükleer santrale karşı olma nedenleri, toplum ve sanatçı ilişkisi ile sanatçıların çevreye ve topluma karşı olan sorumlulukları üzerine sohbet ettik.
Sorunun kaynağı 'global mafya'
Taner Öngör (Müzisyen - Moğollar)
Bugüne kadar nükleer santrallere karşı yapılan müzik etkinliklerinde, daha çok rock gruplarının katıldığı etkinlikler oldu. Geçen yıl yapılan şenliklerde yelpaze biraz daha genişti. Bu yıl ise müzik gruplarının genel yelpazesi çok daha geniş. Tiyatro sanatçıları da katılıyor. Türkiye'de sanatçıların sorumluluk duyma bilincini esas alıyoruz. Nükleerin tehlikeli ve zararları olduğunu düşünüyoruz. Siyasi düşüncesinden bağımsız, herkes nükleer felaketten zarar görür.
Amacımız, Türkiye'de nükleer santral kurma fikri sürdüğü sürece, bu tür etkinlikleri sürdürmek. Bunu sürdürürken de mümkün olduğunca, toplumun tüm kesimlerine bu bilinci yayabilmek.
Çünkü, başka türlü toplumsal muhalefet oluşturmak imkânsız. İlk defa, gerçekten büyük çapta bir katılım var ve bu gittikçe gelişiyor. Bu da umut verici bir gelişme. Türkiye'nin enerji politikasını belirleyenler önümüzdeki dönemde de nükleer politikasını sürdürecekler, biz de karşı etkinliklerimizi sürdüreceğiz. Bu sürdüğü sürece de olabildiğince genişlemesi gerekiyor.
Üreten kesimlerin hareketi ile sanatçıların arasında bir bütünlük olması gerekir. Böyle olursa daha etkili bir hareket yaratılabilir.
Nükleer santral karşıtı hareketin bu noktaya gelmesi de çok önemli bir gelişme. Biliyoruz ki, sorunların ana kaynağı "global mafya" adı altında topladığımız, Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası'nın temsil ettiği çok uluslu şirketlerin bütün dünyada uyguladığı politikalar. Nükleer santraller bunun bir parçası, işçi sınıfının sorunları da bunun bir parçası, Bergama olayı da bunun bir parçası.
Artık, 21. yüzyıla girdiğimizde maskeler düştü diye düşünüyorum. Bizim yapabileceğimiz şey, işçi sınıfının da, Bergama köylülerinin de, nükleer karşıtlarının da herkesin bilmesi gereken şey, burada ulusal hükümetlerle ilgili bir sorun yok. Esas merkez uluslararası sermayenin merkezi 'üç maymun': Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası.
Görevimiz uyarıcı olmak
Nejat Yavaşoğulları (Müzisyen)
12 Eylül'ün ülkeye getirdiği şey, işçi sendikalarını yok etmek, toplumsal muhalefeti yok etmek oldu. Toplumsal olaylarda, devlet politikası olarak bir şeyin üzerine gittikleri zaman bunda gerçekten başarılı oluyorlar. Onun sonucunda toplumun bugün geldiği bir nokta var. 1990'dan sonraki globalleşme ile örtüştü bu durum. Özelleştirme olsun, nükleer santraller olsun, parası olanın her istediğini yaptığı anlayış olsun, iyice yer etti. Ben yavaş yavaş toplumun harekete geçtiğini, yeni yeni bir şeyler yapılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Bunun birden bire toplumda değişiklikler yaratacağını beklemek hayalcilik olur, ama yine de umut verici.
Politika zaten hayatın içinde var, "Ben bu işe karışmıyorum" demek, zaten o işe senin karışmamanı isteyen politikaya hizmet etmektir. Biz birikimlerimizin bir sonucu olarak nükleer santrallere karşı çıkmak gerektiğini düşünüyoruz. Aklımızın, bilimsel bakış açımızın bizi götürdüğü nokta bu. Biraz daha farklı olduğumuz için, biraz daha düşünen insanlar olduğumuz için, uyarıcı görev yapmamız gerekiyor. Bizim hareketimizin toplum ile birleşmesi gerekiyor. Bunun en başarılı örneği Bergama'da yaşandı. Yurtdışında da başarılı örnekler var, Seattle eylemleri gibi. Ardından Londra'da patlak veren eylemler var. En son Fransız köylüleri ayaklandı. Türkiye'deki hiçbir televizyon kanalı göstermedi bu eylemi. Kısacası toplumsal sorunlara duyarlı olmak, düşünen insanın, bunun farkına varan insanın ister istemez görevi oluyor.
Sesimizi duyurmaya çalışıyoruz
Mümtaz Sevinç (Tiyatro sanatçısı)
Benim iki tane çocuğum var. Onlar da temiz bir ülkede yaşasınlar istiyorum. Yani çocuklar şeker yiyebilsinler. Her gün geçtiğimiz bir cadde vardır, orada da bir heykel vardır. Oradan her gün bilmem kaç insan geçmektedir, ama sanatçı o heykeli görür. Ya da o çöpleri fark eder. Onun dünyaya bakışı başka türlüdür çünkü. Görmek, gördüklerinden etkilenmek ve bunları dile getirmek üzerine bir bakış açısına sahiptir. Biz de öyle bakınca gördüklerimizi, rahatsızlık duyduğumuz şeyleri dile getiriyoruz.
Nükleer santralde de net bir rahatsızlık vardır. İnsana, doğaya karşı 'kirletmek' üzere tehlikeler taşıyan bir eylem vardır. Bu eylemin nedeni de çıkarlardır, çok uluslu şirketlerdir ve biz de sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Aldığımız bilgileri aktarmaya çalışıyoruz, bilinç oluşturmaya çalışıyoruz.
Sanatçının sorumlulukları var
Suavi Saygan (Müzisyen)
Yarın hayatımızı tehlike altında bırakacak bir dünyada yaşamak istemiyorum. Benden sonra gelecek olan nesle bırakacağım dünyayı önemsiyorum. Dünyanın en gelişmiş uluslarının hızla terk ettiği nükleer enerjinin, Türkiye'ye pompalanmasının arkasında kötü kokular alıyorum. Alternatif onlarca çözüm olduğu net olarak ortaya konuyor. Yani, nükleer enerjiye sömürünün bir parçası olduğu için, kirlilik yaratacağı için karşıyım. Ben bir insanım, yaşamımı en onurlu, en şık, en insana yakışır ve temiz biçimde yaşamak istiyorum. Bunu da insan olmakla hak ettiğimi düşünüyorum.
Hayata muhalif olarak bakan bütün sanatçıların ne tür bedeller ödediğini öğrenerek büyüdük. Nâzım'a vatandaşlık istenen afişlerin asılı olduğu, Grup Yorum'un tırnaklarının söküldüğü bir kentte yaşıyoruz. Cezaevlerinde inanılmaz işkencelere tanık olunan bir ülkede yaşıyoruz. 12 Eylül'le, "Sadece işini, sanatını yap" denildi. Ben Çukurova'da pamuk toplayan işçiyi de bilmek, görmek zorundayım. Sanatçı olmak, biraz da etkilenme bilincidir. Etkilenebilmek adına da hayatın içinde, göbeğinde, merkezinde var olmak gerekir. Bizim sokağa çıkan insanlarla ortak bir paydamız var. Her iki taraf da, özgür bir dünyanın talebi ile yola çıkıyor. Sanatçının üzerine düşen sorumluluk, kendi kitlesinin yönünü bir yere döndürebilmek için de, bir anlamda "Bakın, bu ülkede bunlar da oluyor" diyebilme sorumluluğu var. Bunu yapmazsanız, sadece parayı hedefleyen bir anlayış vardır ki, bu noktada sanattan ayrı bir kulvara düşmüş olursunuz.
Masaya yumruğu vurmak gerekiyor
Gülsen Tuncer (Tiyatro sanatçısı)
Nükleer santral, yaşama karşı bir tehdittir. Toplumun her kesimini etkileyen bir tehdit bu. Bir bölgenin sorunu da değil. Çeşitli yollarla tüm dünyaya zarar veriyor. Burada bilgi ve bilinç yükselmesi gerekiyor. Bu insanlığın sorunudur. İkitelli'de kaybolan nükleer parça hâlâ bulunamadı. Bu kadar basit şeyleri kontrol edemeyen insanların, nükleer santral yapmaya kalkmaları zaten bir ahmaklık. Sen daha çöplükte kaybolan nükleer atıkları bulamıyorsun. Metin Altıok'un bir sözü var; "Sanatçı sis çanı gibidir. Toplumu bütün tehlikelere karşı uyarır."
Her zaman üreten, sanatı için, toplum için makbul olan sanatçılar vardır, bir de sarayın soytarıları vardır. Burada bir seçim yapmak lazım; ben sarayın soytarısı mı olacağım; yaşamdan yana mı, sanatımdan yana mı olacağım? Bizim yapmak istediğimiz de bu. Bize benzeyen, bizim onlara öykündüğümüz insanlar var. Önemli olan bu örgütlülüğü sınır tanımaz biçimde taşımak. Afrika'da ya da Avustralya'da olan bir nükleer patlama bizi burada etkiler. Bunun bilincinde olmak gerekiyor.
Fazla söze hacet yok, aklımızı başımıza toplamamız lazım. Nükleeri savunanlar da yarın bunun hesabını verecek. Bürokratlar ve bilim adamlarının da tavır alması, masaya yumruklarını vurup: "Ben bu işi yapmayacağım" demesi gerekiyor."
www.evrensel.net