Anavatansız bir besteci

Mahler, estetik bir geleneği yıkarak geleneksel sanat anlayışına karşı geldiği gibi, müziğiyle burjuva müziğine karşı güçlü bir tepki gösteren ender sanatçılardan biridir.

Anavatansız bir besteci
Hasan Çakmak
"Benim zamanım da gelecektir." Bu sözlerin sahibi Gustave Mahler'dir. O bu sözleri o an kendisine yöneltilen acımasız eleştirilere bir tepki olarak mı sarfetti bilinmez ama, Mahler'in müziğinin 20. yüzyıl ortalarında anlaşılmaya başlaması ve 20. yüzyıl Avrupa müziğine yön vermesi bağlamında önemlidir.
Onun eserlerinde iğrençlik, ikiyüzlülük, neşe, acı, aşk vs. iç içe işlenmiştir. Çünkü o, olumsuzluğu sergilemesi bakımından gerçekçidir. Gerçeği olduğu gibi gözler önüne serer. Eserlerinde halk ezgilerini, alt sınıfların ezgilerini yansıttığı gibi, batı müziğinin alışılagelmiş motiflerini gündelik konuşma dili gibi, gündelik bir yaşamın gündelik konuşma dilinin izlenimleriyle, imge ve bilincini yansıtmak istemiştir. Örneğin 1. Senfoni'nin 3. bölümündeki Cenaze Marşı'nda bir cenaze marşının imgeleri açık bir şekilde görülür. Ve gene 3. Senfoni'nin 3. bölümündeki bir posta kornosunun motifinin sönmek üzere olduğu bir anda "sevdalı bir halk diliyle" flüt ezgisinin duyulması, müziksel bir halk dilinin simgeleriyle, sanat müziğinin temasının birleştirilmesi bakımından önemli bir örnektir. Bu tarz "Bütün Kuşlar Geldi Artık" adlı çocuk şarkısının ilk bölümünde de görülmektedir.
Nasıl mutlu olabilirim
Karısı Alma Mahler (Schindler), Gustav Mahler'in ölümünden sonra yazdığı anılarında, Mahler'in çok sıkça kullandığı "Nasıl mutlu olabilirim, herhangi bir yerde tek bir yaratık acı çekerken" (Dostoyevski'den alıntılayarak) diyecek kadar duyarlı olan sanatçının müziğini toplumsal açıdan yorumlayan Adorno, Mahler'in müziğini alt sınıfların müziğinin, üst tabaka müziğine şiddetle saldırdığı, dolayısıyla Mahler'in Viyana'nın "Genç Üslup" ve "finde siecle" koşullarına karşı gelen bir devrimci olduğu (devrimci olduğu tartışılır), ancak diğer yandan da insan yazgısına boyun eğdiği sonucuna varır. Adorno'ya göre Mahler, toplumun olumsuzluklarını yansıtmak bağlamında gerçekçi bir bestecidir. Şöyle der: "Mahler'in senfonik müziği hiç bir yerde özne ve nesne kırığını gizlemez. Barışıklığı, aldatıcılığın içinde vermektense kırılmışlığı yeğler."
Sıradan klişelerin özgünlüğü
Hiç kuşkusuz tüm bunların doğruluğu veya yanlışlığını bu yazı kapsamında tartışacak durumda değiliz. Ancak burada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Mahler kırılmışlığı, kendi yazgısı olarak betimlemiştir. Sıradan gibi görünen klişeler, Mahler'in müziğinin önemli özgünlüğünü oluşturmaktadır. Sanatçının müziğindeki bu özgünlük onun uzun bir süre anlaşılmamasına neden olmuş ve sert eleştirilere maruz kalmıştır. Müziğine yönelik eleştirilere karşın onun müziğinde kullandığı gündelik konuşma dili hep övgüye değer bulunmuştur. Mahler'in müziğini bu dönemlerde en iyi çözümleyen Paul Stefan olmuştur. Şöyle demektedir: "Mahler müziğinin dünya vadisindeki yaşamı, sokakta Fransız bestecisi Chanpentier'in Paris çalgıları yapıtında da olduğu gibi, köylü dansları, asker marşları ile Bohemyalı müzisyenlerin parlak renkli ve karmaşık Avusturya'sını yansıtmasıdır. Bu anlamda her şey kullanılabilmektedir. Kullanılanlar yükseltilir ve sonsuzluğa mal edilir. Mahler, adiliğe karşı tepkisini kendi araçları ve abartılarıyla vermektedir."
Paul Stefan'dan 14 yıl sonra (1924) Alfred Einstein Mahler'in müziği üzerine şunları dile getirir: "Sıradan ayrıntılar yeni müzikte Mahler'le başlar. Bunlar bilinçli olarak kullanılmıştır. Son senfonisinde özellikle mevcutturlar. Nasıl olmasınlar ki, bu dünyaya yapılan son sonhesaplaşmanın umutsuzluğunda? Sıradan ayrıntılarla dolu ezgilerden başka hangi gerçeklerle betimlenebi-lirdi bu dünya? Karşıtlıkları yansıtan adi ve sanatsal sorunlarla yüklü 19. yüzyıla ve romantizmine daha başka nasıl vurulabilirdi?"
Koşulların etkisi
Mahler'in yaşadığı koşulların onun müziğinde büyük etkisi olmuştur. Büyük aile dramları, aile içindeki şiddetli geçimsizlikler, karmaşıklıklar, sefalet ve acılarla doludur, özgeçmişi. Bunların yanı sıra sanat yaşamında ve ilişkilerinde karşılaştığı ikiyüzlülükler, yalanlar, bencillikler vb. bir çok şeyle karşılaşmış. Bunlara bir de Yahudi olmasından dolayı karşılaştığı engelleri eklemek gerekir. Hal böyle olunca, sürekli göçler, yeni işler aramak, hep birileriyle ve birşeylerle savaşmak gibi soluk soluğa süren bir yaşamın kırgınlığı, parçalanmışlığı, Mahler'in konuşma dilinin imgeleri altında toplanmıştır. Yapıtlarında sıkça karşılaştığımız marş temalarının nedeni olmuştur, yaşamda karşılaştıkları... O yaşanmış bir dünyayı tüm canlılığıyla yansıtmayı amaçlamıştır. Öyle ki sokakta bulunan herhangi değersiz bir şeyi üstün bir değere yükseltecek kadar duyarlıdır.
Mahler, estetik bir geleneği yıkarak geleneksel sanat anlayışına karşı geldiği gibi, müziğiyle burjuva müziğine karşı güçlü bir tepki göstren ender sanatçılardan biridir. Ve onun müziği derin anlatımlarla bezenmiştir. Kullandığı dil, dinleyicisine hiç de yabancı değildir. Kulak verin onun sözcük dilinin derin duygularına, size yaşamın gerçeklerini anlatmaktadır.
Onun sözleriyle başladık, onun sözleriyle bitiriyoruz: "Ben üç türden bir anavatan yoksunuyum: Avusturyalıların arasında bir Bohemyalı, Almanların arasında bir Avusturyalı ve bütün dünyada bir yahudi."
www.evrensel.net