Seni sevdim...

Gülten Akın'ın "Seni sevdim..."i içten, sıcak bir dize. Bu günlerde bir telefon kartıyla size ulaşabilecek bir şiir. Elinize geçtiğinde sorun kendi kendinize, "Karşılığı ödendi mi?" diye…

Seni sevdim...
Sennur Sezer
Yabancı bir ülkede görsem, doğrusu kıskanırdım.Telefon kartının üzerinde bir şiir. Hem de dünya güzeli bir şiir: "Seni sevdim/ seni birdenbire değil / usul usul sevdim/ nasıl yürür özsu dal uçlarına/ ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…/ seni sevdim/ artık tek mümkünüm sensin"
Şiir Gülten Akın'ındı. Resimlendirilmişti. Sevgililer Günü için düzenlendiği not edilmişti... Ne güzel şeyler tasarlıyorlar sevinciyle Adnan Özyalçıner'e gösterdim. Gülümsedi. "Hiç kıskanma" dedi. "Senin başına gelse, dava açmak için avukatlara koşarsın." Duraksadım. Başıma gelen neydi de, dava açmaya kalkmıştım. Sonra anımsadım., l5 yıl önce bir şiirim Eğitim Bakanlığı'nın bastığı Türkçe kitabına alınmıştı. Küplere binmiş, geçenlerde yitirdiğimiz Raif Ertem'i boylamıştım. Ve bakanlığı dava etmenin yolunu bulamamıştık...
Şimdi Özyalçıner bu olayı niye anımsatıyordu ki... Yoksa... "Özyalçıner, sen izin almamışlardır, telif ödememişlerdir mi diyorsun"… Bir de inatçıdır ki… Yine gülümsedi..
Emeğin karşılığı
Bir dönemin sosyalist ülkelerini anımsadım. Toz şeker poşetlerinin (çay ve kahveyle sunulan küçücüklerin) kibritlerin üstü çağdaş ressamların resimleriyle süslüydü. Sorduğumda, anlaşmaların poşet ya da kibrit kutusu sayısıyla yapıldığını, beğenilen poşetlerin yeniden basıldığını, baskı sayısına göre telif ödendiğini anlatmışlardı. Şimdi telefon kartları için de aynı uygulama gerekmez mi? Kim bilir belki de böyle bir anlaşma yapıldıktan sonra basmışlardır şiiri karta. Kullanılıp atılacak karta bir koleksiyon değeri kazandırmanın bedeli... Emeğin de karşılığı..Tersini düşünmek istemiyorum …
Ülkemizde ne kötü bir gelenek vardır, şiiri yaygınlaştırmak adına kartlar basılır, duvara asılacak tablo türü düzenlemeler yapılır. Bırakın telifi ya da izin istemeyi, kartlardan biri bile ulaştırılmaz ozanına. Başıma gelmiş değil ama bilirim. Ozanı görüp övünecek, gönenecek güya… Her düzenleme ozanın beğeneceği güzellikte değildir ki… Hem emeğe saygı diye de bir şey var…
Bir şey var ki, sanat eserinin basım hakkı, sanatçısı öldükten sonra miras olarak devrolur. Sanatçının mirasçıları isterlerse izin verirler kitabın basımına… Yoksa piyasadan çekerler, unuttururlar…Örnek mi, Metin Eloğlu'nun oğlu ile kızı yıllardır Almanya'da. Belki çocukluklarında bildikleri Türkçeyi bile unuttular… Ve Eloğlu'nun şiirlerinin basımı için kimseye de izin vermiyorlar... Gerçi şiirler, Eloğlu'nun ölümünün 70. yılında özgür kalacak, dileyen dilediği gibi basacak... Bu hem anımsayan çıkarsa ekini alacak bir cümle, hem de Ömer Seyfettin gibi yağmalanmaya açık olmak güzel değil... Bir başka yolu olmalı bu işin. Yazar örgütleri, sanatçı örgütleri yeni düzenlemeler düşünmeli..
"Seni sevdim..." içten sıcak bir dize. Bu günlerde bir telefon kartıyla size ulaşabilecek bir şiir. Elinize geçtiğinde sorun kendi kendinize, "Karşılığı ödendi mi?" diye… Şiir yaygınlaşıyor, ödenmese ne çıkar demeyin. Her türlü emeğin karşılığı ödenmeli.
www.evrensel.net