Saraydan uzakta bir

Saraydan uzakta bir 'saray' şairi

Asıl adı Mehmet B. Süleyman. Kerbela'da doğan Fuzûlî'nin doğum tarihi belli değil, ama kimi kaynaklarda 1480 olarak geçer. 1556 yılında doğduğu kent Kerbela'da öldü.

Saraydan uzakta bir 'saray' şairi
Mustafa Kara
Fuzûlî sözcüğü, "işe yaramayan", "gereksiz" anlamının yanı sıra, "erdem" anlamını da taşır. Fuzûlî, şiirde bu adı alışını Farsça divanının girişinde, "başka hiç kimsenin böyle bir adı almayacağı" düşüncesinden hareketle, "Şiirleri başkalarının şiirleriyle karıştırılmasın" diye açıklar. Oysa Fuzûlî, biçim, dil, üslup ve imgeler açısından benzerlik gösteren Divan şiirinde, farklı olmayı hep başarmıştır. "Saray şiiri" denilen Divan Şiiri'ni, saraydan uzakta ve egemen olana eleştiriyi de içerecek biçimde dillendirebilmiştir.
16. yüzyılda, Anadolu'nun toplum düzeninin değişme yıllarında yaşar Fuzûlî. Göçebe halkın köy ve kasabalara yerleştiği; halk şiirinde ozanın yerini aşığın, kopuzun yerini sazın, epik şiirin yerini koşmanın almaya başladığı yılların şairidir o. Halk edebiyatı Pir Sultan Abdal ve Köroğlu ile altın yıllarını yaşıyordu; Bolu beyleri, hoşça tutulacak öküzler, yoksulluk, kavga, isyan, kısacası halkın hayatında ne varsa onu konu edinerek. Divan edebiyatı için de "altın çağ"dı bu yüzyıl. O zamana kadar İran edebiyatına özenen, taklit eden divan şairleri, onların kuralları ile yazıyor olsalar da, İran şiiri ile boy ölçüşecek duruma gelmişti artık. İki büyük isim vardı divan şiirinde; kaside ve gazelleriyle sarayın içinden yazan Bâkî ile Azeri lehçesi ve din dışı konulardaki gazelleriyle saraydan çok uzaktaki Fuzûlî.
Farklı bir divan şairi
Fuzûlî, şiirlerin içten ve coşkun bir lirizm ile yazdı. Çoğunlukla aşktan ve artık onda tutku haline gelmiş olan aşk acısından bahseder. Fuzûlî, Azeri lehçesini de Farsça ile birlikte şiirlerinde kullanır. Öyle ki, kimi şiirlerinde dilin yanı sıra halk edebiyatının ifade tarzı, halkın günlük dili, atasözlerini, deyimler yerini bulur. Saray dili ile halk dilini aynı şiirlerde buluşturmayı başaran Fuzûlî, bu dil anlayışı ile tüm divan şairlerinden farklı bir üslup oluşturur.
Yaşamıyla da diğer divan şairlerinden oldukça farklıdır Fuzûlî. Divan şairleri saray çevresinde sefahat içinde bir yaşam sürerken, o halkın içinde yoksulluğa varan bir yaşam tarzı ile farklı bir çizgi izler. Bu yaşam tarzı şiirlerine de yansır ve Fuzûlî şiirlerinde halkın sorunlarına, acılarına ve yönetenlerin zulmüne de tanıklık eder. "Selam verdim, rüşvet değildür deyi almadılar" dediği "Şikâyetname"si, Türkçe Divanı'nda yer verdiği "zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım edermiş gibi başkalarına dağıttığını, oysa cennete rüşvet ile girilemeyeceği" anlamına gelen dizeleri, şiirlerinde dini maske yapanlara yönelik eleştirilere yer vermesi bunun en açık örnekleridir.
Şiir olsun diye değil
Fuzûlî, şiiri sadece "şiir olsun" diye söylemez. Bir görüşü, düşünceyi, duyguyu, insanı anlatmak için, kimi sorunları sergilemek için şiir söyler. Fuzûlî, şiirinin özünü sevgi, temelini bilim olarak açıklar. Ve, "Bilimsiz şiir, temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir" anlayışıyla yazdığı şiirlerde, "Evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bütün dedikodudur" sonucuna varır. Bir de üzüntü vurgusu hakimdir şiirlerinde, sevgiliye kavuşma özleminden, ondan ayrı kalıştan kaynaklanan üzüntü.
Tanrı anlayışında tasavvuftan ve Platon'dan oldukça etkilenen Fuzûlî, tanrıyı tek gerçek, bütün evreni de tanrının görünüş alanı olarak algılar. Ona göre insan, Tanrı'nın gören gözü, konuşan dili, duyan kulağıdır. Fuzûlî'nin ahlakla ilgili görüşlerinin temelini ise, doğruluk, iyilik ve erdem öğeleri oluşturur. Bu üç öğenin karşıtı ise baskı (zulm), ikiyüzlülük (riya) ve bilgisizliktir (cehl).
Hazreti Ali'ye karşı derin bir sevgi besleyen Fuzûlî, yaşamını Kerbela bölgesinde geçirir. Hemen hemen bütün şiirlerinde de, tasavvuftan esinlenen bir üzüntü havası sezilir. Kerbela olayıyla ilgili ağıtlarında bu doruğa çıkar.
Gazellerin şairi
Fuzûlî'nin en fazla eser verdiği biçim, gazeldir. Lale Kazımova, Fuzûlî'nin eserlerinde gazelin önemli bir yer tutmasının tesadüf olmadığını, gazelin aşkı konu edinen küçük lirik şiirler yaratmada en uygun biçim olduğunu belirtir. Fuzûlî, gazeli geniş halk kesimlerine ulaşmanın bir aracı olarak da görür. Çünkü kolay ezberlenen bir tür olan gazel, ağızdan ağıza kolayca yayılmaktadır. Fuzûlî'nin bu amacı, gazellerine müziği başarılı biçimde oturtmasını da sağlar. Gerçekten de, Fuzûlî gazelleri, başarılı müziğinin de yardımıyla, şarkıcılar tarafından okunarak dilden dile yayılır. Fuzûlî, aynı nedenlerle şarkı türünde de çok sayıda eser vermiştir.
Gazellerinin konuları
Fuzûlî'nin gazelleri özetle üç grupta toplanabilir. İlk grupta yer alan sevgiliyi öven gazeller, sevgilinin güzelliğini anlatır. Sevgiliden şikâyet ettiği ikinci grup gazellerde ise, sevgi her şeyi yakacak bir ateş, bir hastalık gibi anlatılır. Fakat, acılar içinde kıvrınan Fuzûlî, bu dertten kurtulmak istemez, aşk için acı çekmeyi aşkın bile önüne koyar çoğu kez, aşk için acı çekene övgüler düzer. Fuzûlî'nin sevgiden bahsettiği gazellerdeki diğer bir anlam da, tasavvufi bir tanrı sevgisidir çoğu kez.
Fuzûlî, felsefi konulu gazellerinde ise, dönem hakkında, toplum hakkında düşüncelerini iletir, zorbalık, riyakarlık dolu dünyada toplum kanunlarına karşı durur. Şeyhleri, çilecileri, onların sahte sofuluğunu, riyakârlığını alaya alır, eleştirir; dini memurlara yalancı vaizlere karşı kendi fikirlerini dile getirir. Dini maske yapıp zulmedenlere öyle öfkelidir ki şair, "Gönül seccadeye basma ayak, tesbihe el urma" ya da "Namaz ehline uyma, onlar ile durma, oturma" deyiverir.
Şiirin ezgisi
Fuzûlî'nin şiirlerinin temel özelliği, biçim ve içeriğin "derinliği, sadeliği ve özel ezgisi" olarak özetlenebilir. Oldukça melodik bir yapısı olan Fuzûlî'nin gazellerindeki bir özellik de, beyitlerin birbirinden bağımsız oluşu, yerleri değiştirilse dahi anlamlarını korumalarıdır.
H. Araslı, "Büyük Azeri Şairi Mehemmed Fuzûlî" adlı kitabında şu tespiti şu tespiti yapmıştır: "Fuzûlî, gazellerinde kendisinin manevi alemini, toplumsal, bilimsel ve felsefi fikirlerini dile getirmiştir. Onun sayesinde sevgi konusu büyük önem kazandı".
Fuzûlî, büyük önem verdiği şiirin iç müziğini, şiirlerinin içeriğine göre farklı kullanır. Bir düşünce ileri sürdüğü, keder anlattığı zaman akıcı bir ton, güçlü gönül heyacanlarında ise yumuşak bir ses tonu hakimdir.
Yeni ve iyiyi arayış
Fuzûlî de, şiire yaklaşımını Farsça Divanı'nın önsözünde şöyle anlatır: "Gazel tarzında üstü kapalı ve tumturaklı kelimeler kimseyi etkilemeyecek. Gazelin özel bir dili ve kendisine özgü sözler alemi vardır. Şair kendisinden öncekilerin yazdıklarını bilmelidir ki, çok gayret gösterdiği ve yazdığı eserlerinde kendisinden önce kullanmış fikirleri tekrar etmesin. Sık sık olurdu ki, gece sabaha dek uykusuz ve içim kan ağladığı halde bir fikri buluyor ve yazıyordum. Ama sabahleyin ben bu fikri başka birinde buluyordum ve üstüne kalem çekiyordum."
www.evrensel.net