Bu sese kulak verin!

'Lütfen bizi dinleyin!' Bu ses çocuklardan geliyor. Sınavdan sınava koşturulan, çalışmak zorunda bırakılan, çatısı olmayan yerleri kendine ev sayan çocuklardan. İstanbul Çocuklar Vakfı'nın yayınladığı kitapta "Güzel bir dünya nasıl olur?" sorusuna yanıt veren çocuklar, özlemlerini dile getiriyor.

Bu sese kulak verin!
Rojda İldan
İstanbul Çocukları Vakfı'nın yayınladığı ve 1.İstanbul Çocuk Kurultayı etkinlikleri çerçevesinde yayınlanan "Lütfen Bizi Dinleyin!" adlı kitapta çocuklar savaştan barışa, eğitimden çocuk haklarına kadar birçok konuda görüşlerini açıklıyor, büyüklere sesleniyorlar. Zihinsel, fiziksel, işitme engelli çocuklara, koruma altındaki çocuklara, sokakta çalışan çocuklara, sanayide çalışan çocuklara, sığınmacı çocuklara, tinerci çocuklara ve onlara oranla daha normal bir hayat süren çocuklara sorulan soruların yayınlandığı kitaptaki cevaplar bazen düşündürüyor bazen güldürüyor.
Hiç hakkım olmadı ki!
Kitapta yer alan ilk soru "Hakların olduğunu biliyor musun? Sence ne tür hakların var? Hangileri elinden alınırsa üzülürsün?" sorusu. İlk soruya ilk cevap verense Ahmet Bora Tepe. Tepe, bu soruya "Çok haklarım var, ama hepsini kullanınca alerji oluyorum" diyerek cevap veriyor. Diğer çocukların cevaplarıysa Tepe'nin ki kadar gülümsetici değil:
"Bence özgürlük oyun, yaşama, sevgi, eğlence, dostluk haklarımız vardır. Mesela: Kimse keyfi olarak tutulamaz, sürülemez ve insan insanın efendisi olamaz. (Çağdaş Koçak)".
"Hakların elinden alınırsa üzülür müsün diye sormamak lazım. O haklar hiç verilmedi ki elimden alındığında üzülme duygusu hissedeyim. (Gülay Gürel)".
"Haklarım olduğunu biliyorum. Ama geniş bir bilgiye sahip değilim. Haklarıma saygı duyulduğuna da inanmıyorum. Haklarıma gelince, bu Türkiye şartlarında sadece susma, ses çıkartmama, karşı gelememe, haksızlıklara boyun eğme, vs. gibi haklara sahip olduğumu biliyorum. Fakat sadece konuşma hakkımın kısıtlanmasına tahammül edemem. (Kerem Kavala)".
Çocuklar Meclis'e inanmıyor
"Ailen, akraban, öğretmenin, muhtar, belediye başkanı, Millet Meclisi aldıkları kararlarda seni düşünüyorlar mı?" sorusu kitaptaki beşinci soru. Cevaplarsa birileri için yüz kızartıcı. İşte bir kaç örnek: "Asla düşünmüyorlar. Düşünselerdi çikolataları daha ucuza satardılar. (İlknur Yılmaz)". "Ne kararı be! Karar bile almıyorlar. (Onur Ürkek)". "Yüzde 100 çoçukları düşünmüyorlar. (Ilgın Öztürk). "Düşünselerdi köprü altında yatan çocuklar olmazdı. (Sefa Telci)". "Ailem ve öğretmenlerim beni düşünüyor ama meclis durmadan silah satın alıyor. Belediyelerde sürekli kaldırım taşlarını değiştiriyorlar. (Atakan Uzun)".
Peki belediyelerin kaldırım taşlarını değiştirmekten başka işe yaramadığını düşünen çocukların hayalindeki okul nasıl? İşte Suat Karakaya'nın cevabı: "Hayalimdeki okul: Sınıflar çilekten, öğretmenler domatesten". Okulu Suat gibi düşünmeyen çocuklar da var. Yağmur Katırcıoğlu, yönetime çocukların katıldığı bir okul istiyor. Ferihe Çağan ise şöyle diyor: "Benim okulum bümbüyük olacak. Arkadaşlarım sıralarda sıkışmayacak."
Çalışmak hayatla yüzleşmektir
"Çocuk olarak oyun, eğlenme, spor, dinlenme, sanat kütürel faaliyetlere yeteri kadar katılabiliyor musun?" sorusuna cevap veren 13 çocuğun da cevabı olumsuz. Kimisi ailesinin izin vermemesi kimisi de yarış atı gibi görüldüğü, koşturmaktan başka bir iş yapamadığı için bu faaliyetlere katılmadıklarını söylüyorlar. Ezgi Bulut'un cevabı ekonomik sıkıntıların çocuklara nasıl yansıdığını gösteriyor. Bulut, "Hayat o kadar pahalı ki soramıyorsun bile" diyor. Sorulara cevap veren çocuklardan Nihan Çelik'in "Sana göre çocuklar çalışmalı mı? Çalıştırılmaları doğru mu? Çalışmak zorunda kalsalar hangi işlerde hangi koşullarda çalışmalılar?" sorusuna verdiği cevap ise epey düşündürüyor. Çelik, "Çalışmak hayatla yüzleşmektir. Çocuklar bu yüzleşmeyi karşılayamayacak kadar küçüktür", Enes Özer ise "Hayır çalışmamalılar. Yoksullara Bağış Bakanlığı açılmalıdır" diyor.
Dünya barışı eşit haklarla gelir
"Dünyadaki savaş ve çatışmalar nasıl önlenir? Dünya Barışı nasıl sağlanabilir?" sorusuna bütün çocuklardan bir yanıt gelmesi savaşın minik zihinleri nasıl etkilediğini kanıtlıyor. Onur Şua savaşın bitmesi için geliştirdiği yöntemi "Emrimdeki adamları ters yöne çevirsem kavga etmezler ve savaş dururdu", Serap Özgün, "Tüfekleri saklarız" Bekircan Kırkıcı ise "Mesela barış pastasını getiririz onlar da yerse barışırlar" diyerek açıklıyor. Büyük çocuklarsa soruya kardeşleri gibi yaklaşmıyorlar. "Bütün insanların aynı haklara sahip olmasıyla" diyen Fatma Alas'ın cevabını Fatma Nur Doğan'ın ki tamamlıyor: "Silahlanma için harcanan paralar kişilerin eğitimi için harcanarak, toplum seviyesi yükseltilince Dünya Barışı sağlanabilir".
Özgürlük ve eğitim için savaşın
Kitaptaki sorulardan biri de "Bütün çocukların eğitim hakkından eşit yararlandığını düşünüyor musun?".Bu soru 18 çocuk tarafından "Hayır" denilerek cevaplandırılmış. Melis Nur İhtiyar bu soruyu cevaplayan 18 çocuktan birisi ve "Hayır kesinlikle düşünmüyorum, özellikle yaşadığım ülkenin yaşama standartlarını göz önünde bulundurduğum zaman İstanbul'da yetişen bir çocukla Kars'ta yetişen biri arasında her yönden çok fark olduğuna inanıyorum. Hatta aynı şehirdeki çocuklar arasında bile belirgin farklar olduğunu görüyorum. Örneğin ben okula giderken kardeşim yaşındaki küçük çocukların sokaklarda yalınayak mendil gibi maddeler, eşyalar sattıklarına tanık oluyorum." diyor.
Sorulardan birisi de "Dünya çocuklarına neler söylemek istiyorsun?". Berat Elitaş cevabında dünya çocuklarına dünyayı güzelleştirmek için çağrıda bulunurken, Armaid rumuzlu bir başka çocuk "Ne olursa olsun yılmayın, özgürlük ve eğitim için savaşın" diyor.
www.evrensel.net