Sağlıkta damping!

Kamusal sağlık kuruluşlarına yatırım yapılmaması nedeniyle sağlık alanında yaşanan sorunların çözüm yolu olarak gösterilen özel hastaneler, literatüre yeni bir kavram getirdiler: 'Sağlıkta damping!'

Sağlıkta damping!
Özlem Dinler
Sosyal güvenliğin adım adım tasfiye edilmeye başlanmasıyla birlikte pıtrak gibi çoğalan özel sağlık kuruluşları, halkın alım gücünün gün geçtikçe düşmesine bağlı olarak krize giriyor. Ayakta kalabilmek için birbirleriyle rekabete girişen özel sağlık kuruluşları, doğumdan çeşitli ameliyatlara kadar her alanda kampanyalar düzenliyorlar. İlk etapta yolu özel hastanelere düşenlerin lehine gibi görünen bu durum, aslında birçok sakınca taşıyor. Çünkü yer yer fiyatlarda indirim yapan hastaneler, bu duruma paralel olarak verdikleri sağlık hizmetinde de "damping" yapıyorlar. Emekçi semtlerinde kurulu bulunan hastaneler için geçerli olan bu uygulama sonucu; hem insan gücünden çalınarak daha az personel çalıştırılıyor hem de gerekli tıbbi araç ve gereçler eksiltiliyor. Hastalar ve hasta yakınlarıyla, ticari alışveriş yapar gibi pazarlıklar yapılıyor.
Tek amaç kâr
Sağlık alanındaki özelleştirme uygulamaları ve sakıncaları üzerine görüşlerine başvurduğumuz İTO Basın Danışmanı Rıfat Yücel, '80'li yıllardan itibaren eğitim ve sosyal güvenlikte olduğu gibi sağlık alanında da özelleştirme furyası yaşandığına dikkat çekti. Özelleştirme furyasıyla birlikte sağlık hizmetleri alanında serbest piyasa ekonomisi kurallarının geçerli olduğunu ve bu gidişin doğal sonucu olarak sağlığın alınıp satılabilir bir meta haline dönüştürüldüğünü kaydeden Dr. Yücel, devletin sadece koordinasyon görevi yürüttüğüne vurgu yaptı. 1961 Anayasası'nda var olan "Sağlık sorunlarını çözmek, sağlık hallerini korumak ve geliştirmek devletin görevidir" maddesinin 1982 Anayasası'yla kaldırılmasıyla birlikte devletin sağlık alanından elini eteğini çekmeye başladığını belirten Dr. Yücel, "Sağlık alanında sermayenin özel sektöre hizmet etmesi, devletin kamu hastanelerine yatırım yapmaması, gerek teknik gerek insan gücü açısından gerekli adımların atılmaması sonucuda hizmet açısından kamu sektörü gerilerken, özel sağlık sektörü gelişti" görüşünü dile getirdi. Dr. Yücel, özel sağlık kuruluşlarının mali teşvikler, vergi indirimleri ve tıbbi araç gereç ithalatındaki kolaylıklar sayesinde palazlandırıldığına vurgu yaptı. Dr. Yücel, sağlık alanındaki sorunların, özel sağlık sektörü yoluyla çözülemeyeceğini belirterek, "Özel sağlık sektörünün mantığı kârdır. Kâr üzerine yatırım yapıyor, onun karşılığını alacaktır. Özel sağlık sektörünü denetlemekle yükümlü olan Sağlık Bakanlığı, Sağlık Müdürlüğü yetersiz kalınca ortaya haksız rekabet çıktı" ifadesinde bulundu.
Kampanya yasadışı
Özel sağlık sektörünün yarattığı handikaplardan biri de, doğum, sünnet ve check-up gibi hekimlik etiğiyle bağdaşmayan kampanyaların düzenlenmesi ve sağlıkta arz-talep dengesinin yaratılmaya çalışılması. Dr. Rıfat Yücel de, sağlık sektörünün arz-talep dengesine uygun bir sistem olmadığına dikkat çekiyor ve ekliyor: "Bir insan buzdolabı alabilir, bu kalitesiz çıkarsa bir daha o yerden buzdolabı almaz. Ama sağlıkta bu söz konusu değildir. Sokaktaki insan en iyi ameliyatın ve tedavinin nerede yapıldığını bilmez. Özel hastaneler, örneğin 'doğum şu kadar' diye kampanyalar düzenliyorlar, ilanlar veriyorlar. Ancak bu kampanyalar hem oldukça sakıncalı hem de yaşadışı. İstabul Tabip Odası olarak bu tür konuları yakından takip ediyoruz."
Dr. Yücel, kamu sağlık alanına yeterli yatırım yapılmaması ve çalışanların yoksulluk sınırının altında bir ücrete mahkûm edilmesi gibi nedenlerle özel sağlık sektörünün ön plana çıktığını belirtiyor ve bu durumun kamu sağlığına indirilmiş bir darbe olduğunun altını çiziyor.
Özel fos çıktı
Dr. Rıfat Yücel, hastaları, özel sağlık kuruluşlarının düzenlediği kampanyalara kanmamaları yönünde uyarıyor. Asgari tedavi ücretlerinin, sağlık çalışanlarının görüşü alınarak TTB tarafından belirlendiğini belirten Dr. Yücel, üst sınırı belirleyecek bir makamın ise olmadığına dikkat çekiyor. Üst sınırda serbest piyasa koşullarının, alt sınırdaysa bir belirlemenin olduğuna vurgu yapan Dr. Yücel, sonuçta faturanın hastalara kesildiğini belirtiyor.
Türkiye'de toplam 250, İstanbul'da ise 10 tanesi kaçak olmak üzere 150 civarında özel hastane olduğu bilgisini veren Yücel, bu kuruluşların toplam hastane yatak kapasitesinin yüzde 7'sini oluşturduğunu, geri kalan yüzde 93'ünün ise kamu sağlık sekrönünün elinde olduğunu belirterek, şunlara dikkat çekti:
"O kadar abartılarak gündeme getirilen özel sağlık sektörü furyası aslında fos bir gelişme. Üstelik, yüzde 7'lik yatak kapasitesinin önemli bir bölümünden de üst gelir seviyesine sahip kişiler yararlanıyor. Özetle, özel hastaneleri, sağlık sistemindeki sorunların çözümü gibi göstermek, çok yanlış ve tehlikeli bir gelişmedir." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Seyhan'da 1500 işçi greve hazırlanıyor
DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası 2 No'lu Şube, dün Seyhan Belediyesi'ne grev kararı astı. Yaklaşık 500 kişinin bulunduğu grev ilanına, TÜMTİS Adana Şube yöneticileri ve işbırakan 30 kadar ambar işçisi ile grevdeki EXSA işçileri de katıldı. Genel-İş 6 No'lu Bölge Başkanı, 1 No'lu Şube yöneticileri, Emeğin Partisi (EMEP) il ve ilçe yöneticileri ile üyeleri, KESK'e bağlı çeşitli sendikaların üyeleri de eyleme destek verdi.
"Yaşasın işçilerin birliği", "Zafer direnen emekçinin olacak", "Çalışanlar el ele, genel greve" sloganları atılan eylem sırasında trafiğin akışı da bir süre aksadı. Genel-İş 2 No'lu Şube Başkanı Kemal Aslan, yaptığı konuşmada, 27 Şubat'tan beri sürdürdükleri toplusözleşme görüşmelerinden sonuç alamadıklarını belirterek, Seyhan Belediyesi'nde çalışan 1500 işçiye sefalet zammı dayatıldığını, bundan dolayı grev kararı aldıklarını söyledi. Gerçekleşen enflasyonun altında bir ücreti kabul etmeyeceklerini bildiren Aslan, grevin tüm Adana halkını etkileyeceğini, bunun sorumlusunun ise belediye işverenleri olduğunu vurguladı. Daha sonra grev kararını belediye binası giriş kapısına asan sendika yöneticileri, işçiler tarafından alkışlar ve sloganlarla desteklendiler. Seyhan Belediyesi Meclis Üyesi olan DİSK Adana Temsilcisi Yusuf Yürekli'nin grev ilanına gelmemesi, işçiler tarafından protesto edildi. Bir işçinin "Temsilcimiz Yürekli nerede?" diye sorması üzerine, işçiler 'yuh' çektiler ve "Kahrolsun sendika ağaları" sloganını attılar.
www.evrensel.net