'Bizimki köleliği yenme mücadelesi'

Sabancı Holding'e ait EXSA fabrikasında dayatılan kölelik ücretine karşı greve çıkan işçiler mücadelelerini anlatıyor: Şimdi sendikayla kazanma zamanı...

'Bizimki köleliği yenme mücadelesi'
Kamil Şanverdi
EXSA fabrikasında başlayan grev birinci haftasını doldururken işçilerin kararlılığı sürüyor. İşçiler bu mücadeleyi kazanacaklarına inanıyorlar. Aynen işyerinde ilk sendikal örgütlenme başladığı zamanki gibi. Patronun birliği kırmaya yönelik tehditlerine rağmen ambarlarda gizli toplantılar yaparak, ilk mücadele kazanılmış sendika iş yerine girmiş... Şimdi de sendikalı olarak kazanma zamanı...
Adana'da sıcaklar 40 dereceyi aşarken, güneşin altında tüm zorluklara rağmen 8 saat grev gözcülüğü yapan bayan grev gözcüleriyle görüşüyoruz. Grev gözcüleri ne kadar ilkel koşullarda çalıştıklarını anlatırken, işverenlerin örgütlenmek için kendilerini resmen kamçıladığını söylüyor. Patronların, işçiye mücadele etmekten başka çare bırakmadığını belirten işçiler, artık eski koşullara dönmek istemediklerini dile getiriyorlar. Grevci işçiler, mahallelerindeki diğer işçi ve emekçilere mücadelelerini anlatıyor, tartışıyor ve moral buluyorlar. 4 yıl önce üretime başlayan fabrikada ilk günden beri çalışan Tülay Şimşir'in babası da BOSSA'dan emekli olmuş 6 çocuk babası bir işçi. Şimşir evi için çalışmaya mecbur olduğunu, önünde daha uzun bir gelecek olduğunu dile getiriyor. Okuyan kardeşleri de olduğunu anlatan Şimşir, liseden sonra öğrenimine devam edememiş. Sabancı Holding'in ünü yüzünden bu işe girmek istemiş. Bu işe girmek için sınava alındığını anlatırken, sınav kitapçığının üzerinde 3 ay içerisinde kadrolu olunacağı belirtilirken, 4 yıldır kadrolu yapılmadığını söylüyor.
'Önce küçük toplantılar yaptık'
Şimşir işe girişinden sonrasını şöyle anlatıyor, "İlk zamanlar 100 kişi kadardık. Patronlar bize çok yakın duruyordu. Yaptıkları toplantılarda, 'Buraları birlikte kalkındıracağız' diyerek bizi sürekli çalıştırıyorlardı. Fazla baskı kurmuyorlardı. Bir yıl sonra işçilerin sayısının da artmasıyla patronun tutumu değişmeye başladı ve baskılar arttı. Biz de sürekli örgütlenmek gerektiğini düşünüyorduk ama bunu nasıl yapacağımızı bilmiyorduk. Daha sonra ufak toplantılar yapmaya başladık. Önceleri sadece çok güvendiğimiz kişilerle başlayan bu toplantılar sonradan genişledi. Artık sendikanın gelmesi gerekiyordu, fakat sendikalara da güvenmiyorduk. Bazı arkadaşların irtibatıyla şimdiki sendikamızı seçtik ve görüşmelere başladık. İşveren bunları duyunca, 'Burası sendika kaldırmaz' diyerek, işçi arkadaşları çıkartmaya başladı. Ve bu noktaya geldik. Artık vazgeçmeyeceğiz."
'Yolumuzu değiştirerek sendikaya gittik'
İşyeri temsilcisi Selda Güllü ise evli fakat çocuk yapmaya cesaret edemiyor ve ekliyor, "Hangi parayla yapalım. Eşim asgari ücretle çalışıyor, ev kirası, elektrik, su ..." Patronun önceleri kendilerini ciddiye almadığını anlatan Güllü, "Bunlar hepsi bayan, bunu beceremezler diye düşündüler" diyor. Kanunlarda 150 bayanın çalıştığı yerde kreş olması gerektiğini anlatan Güllü, bunun için girişimlerde bulunduklarını fakat sürekli olarak "Boşuna hayal kurmayın" cevabını aldıklarını söyledi. Sendikal örgütlenme çalışması başladıktan sonra patronun kendilerini takibe aldığını anlatan Güllü, "Biz de şüphe çekmemek için servislerde ayrı duraklarda inerek, başka fabrikaların servislerine biniyorduk, sendika binasına giderken yolumuzu dolandırırdık. Öyle gizli toplantılar yapardık" diyor. Tıpkı Tülay Şimşir gibi Sabancı Holding kuruluşu olduğu için bu fabrikaya gelen Güllü, ama hiçbir şeyin düşündüğü gibi olmadığını, 21. yüzyılda kölelik koşullarını yaşadıklarını söylüyor.
'Doktora sevk edilmiyorduk'
Asgari ücretle çalışan bir işçi olduğu için babasının kendisini okutamadığını söyleyen Güllü, "Biz de asgari ücretle devam edersek, çocuklarımızı okutamayacağız" diyor. Yine bir işçi kızı olan Zeynep Şahin de işçiliğin sıkıntılarını babasından öğrendiğini anlatıyor. Güney Sanayi sitesinde çeşitli işyerlerinde çalışıp emekli olan babasını anlatan Şahin, işçilerinin en büyük mücadelesinin iş güvencesi olduğunu anlatıyor. Ne zaman işten atılacaklarını bilemediklerini söyleyen Şahin, işçilerin hastalanması durumunda da doktora sevk edilmediğini belirtiyor. Ve ekliyor: "Hastalanan bir arkadaşımıza doktor kendi kararıyla sevk yazamıyor. İş kazası yaşansa her zaman 'eleman hatası' olarak değerlendiriliyor. Bir arkadaşımıza sevk verilmediği için bir gece özel revirde yatırmıştık. Hastalandığımız zaman ancak kendi imkânlarımızla doktora gidiyoruz. Zaten aldığımız ücret 80 milyon lira, neye yetecek?"
www.evrensel.net