Bir solukta yaşadı dünyayı

Abidin Dino çokyönlü sanatsal kişiliğiyle resmin yanında birçok alanla da ilgilendi. Resimden sinemaya, kitap ressamlığına, karikatüre, heykele, yazarlığa, gazeteciliğe kadar daha birçok alanda uğraş verdi.

Bir solukta yaşadı dünyayı
Ayhan Tomak
Balzac şöyle diyordu; "Sanatçının yeteneklerinin başına gelenler, çağdaşlarının başına gelenleri kodlanmış ya da şifrelenmiş biçimde aydınlatabilir. Van Gogh'un yazgısı, kısmen milyonlarca insanın da yazgısıydı. Rembrant'ın sürekli yalıtlanmış duygusu, ona yedinci yüzyıl Hollandası'nda yüzlerce insan tarafından hiç değilse geçici olarak yaşanan yanı, yalnızlık duygusunu temsil ediyordu." Aynı şekilde Abidin Dino'nun yaşamı, sosyal yönü ağır basan bir mücadeleyi ve Türkiye'nin o dönemdeki konjonktürünü anlamamız açısından bize ışık tutmaktadır.
23 Mart 1913'te İstanbul'da Nişantaşı'nda doğdu Dino. Çocukluğu Paris'te, gençliği İstanbul'da geçti. 1927'de ailesiyle birlikte Türkiye'ye döndü. Robert Kolej'deki ortaöğrenimini yarıda bırakarak gazeteciliğe başladı. Resim çalışmalarına küçük yaşta ağabeyi Arif Dino gözetiminde başladı. 1933'te beş sanatçı arkadaşıyla birlikte, D Grubu'nun oluşumunda yer aldı. 1934'ten 1937'ye kadar, davet edildiği Sovyetler Birliği'nde, Lenfilm Stüdyoları'nda dekoratör ve ressam olarak film çekimlerine katıldı. 1937'de Paris'e gitti, sanat çevreleriyle tanıştı, Getrude Stein ile bir operanın dekorları üzerine çalıştı. İstanbul'a döndükten sonra Yeni Ses, Yeni Adam, Servet-i Fünun, Yeni Edebiyat dergilerinin gerek biçimlenmesinde gerek içeriğinde etkileri ve katkıları oldu.
1938 yılında Paris'ten İstanbul'a döndüğünde kültür alanında demokrasiden yana bir tavır almak gerektiğini ve bu alanda faaliyetini sürdürdüğünü dile getirir: "Tabii ben sosyalisttim. Bugün gene öyleyim. Ama o gün önemli olan antifaşist bir birlikti. Birkaç arkadaş bir araya gelip küçük dergiler yayımladık. Pek fazla önemi yoktu bunların,ama bizler için gene de önemliydi. Çünkü şiir, yazın, resim ve diğer sanat alanlarında geçerli, değerli ne varsa bu dergilerde duyuruyorduk..."
Sürgünde geçen bir hayat
Bu tutumdan dolayı 1941 yılında Dino Anadolu'ya sürgüne gönderildi. Bir zamanlar büyükbabasının valilik yaptığı yöreye. Tabii ki bu durum onun için bir ayrıcalık değildi. Adana'nın o dönemki yansımalarını şu cümlelerle dile getirmişti, Dino: "Adana'nın o günlerde ne menem bir yer olduğunu benim anlatmam mümkün değil. Bunu öğrenmek için Yaşar Kemal'in romanlarını okumak gerekir... Sıtma kasıp kavuruyordu o sıralar Adana'yı. Bir tür tropik sıtma vardı ki öldürücüydü... Büyük ağabeyim Arif de benimle birlikte Adana'ya sürülmüştü. Bu 120 kiloluk dev, sıtmaya yakalanıp birkaç gün içinde 70 kiloya düşmüştü."
İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle keskinleşen siyasal ortamda ırkçılığa, fanatizme ve turancılığa karşı demokratik özgürlüklerden yana, ilerici sanat ve düşün insanlarıyla aynı saflarda oldu. Adana'daki yaşamı resim çalışmalarına ağırlık vermesinde etkili oldu. 1943 yılında İstanbul Üniversitesi'ndeki bilimsel kariyerini bırakarak Adana'ya gelen Güzin Dikel ile evlendi.
Adana'da "Türk Sözü" gazetesinde çalıştı. "Ne yaptığımı sormayın, çünkü her şeyi yapıyordum. Hem yazıişleri müdürüydüm, hem odacı, hem röportaj muhabiri, hem çaycı hem de çevirmen" sözleri, onun gazetedeki etkisi ve performansı hakkında yeterince ipucu veriyordu. Adana Halkevi'ndeki köylülerle birlikte "Sıtmalı Adam" adlı oyun denemesi, senaryo çalışmaları da bu döneme attir. Kimisi toplatıldı, kimisi sansüre uğradı. Ya da fazla etkili olduğu için grup dağıtıldı.
'Adana Akademisi'
O dönemlerde Adana'da Abidin ve Arif Dino'nun varlığı, canlı ve bir kültür ortamı yaratmıştı. Sonrasında edebiyat dünyasında söz sahibi olacak birçok insanın yetişmesinde, Dino'nun etkisini de, Güzin Dino'dan öğrenelim: "Yaşar Kemal (Göğceli) başta, edebiyat ve sanat meraklısı birkaç genç, Abidin'le Arif'in tiryakileri olmuşlardı çok geçmeden. Bursa Hapishanesi'nden, Nâzım'ın yanından gelen Orhan Kemal de katılınca bunlara, büsbütün ilginç olmuştu 'Adana Akademisi'. Şiir, düz yazı ve resim konuları neredeyse her gün gündemdeydi." (Güzin Dino, Gel Zaman Git Zaman, Can Yayınları,1991,İst.) Dino kendisi için Adana'nın önemini şöyle vurgular. "Benim için önemli olan burada ilk kez Türk köylüsü ile karşılaşmam ve onu tanımamdır. Tüm gördüklerim, yaşadıklarım beni resme daha çok bağlıyordu. Sanki resmettikçe görüyordum içinde yaşadığım Anadolu insanının gerçeğini." (Abidin Paşa, Anadolu, Evler)
1946'da Ankara'ya yerleşmesine, 1951'de yurtdışına çıkmasına izin verildi. Dokuz ay Roma'da kaldı. Daha sonra Paris'e yerleşti. Türkiye'ye ilk kez, 1969'da açılan İstanbul Gözler Kapalı sergisi nedeniyle geldi. 1990'dan sonra yaz aylarını Türkiye'de geçirdi. Resimleri, başta Paris ve İstanbul olmak üzere, dünyanın birçok kentinde kişisel ve toplu sergilerde tanındı, müzelere ve özel koleksiyonlara alındı.
Dino Türkiye'de olduğu gibi yurtdışında da sanatındaki çok yönlü sanatçılardan oluşan bir çevreye sahipti. Birçok ünlü ressam, yazar , yönetmen ,eleştirmen gibi birçok kişiyle tanışıklığı vardı. Ünlü Fransız şair Aragon, İngiliz eleştirmen John Berger, bir döneme damgalarını vurmuş ressamlardan, Chagall ve Picasso gibi, Fransız Marksist filozof Lefebvre gibi ya da Tristan Tzara gibi.
Dino ve iki ekol
D Grubu, Dino'nun tanımıyla Türk tarihindeki ilk avant-garde resim grubuydu. 1933'te beş sanatçı arkadaşıyla birlikte oluşturulan bu grup, Nurullah Berk' in önerisiyle, o günlerdeki sanat topluluklarının dördüncüsü olması nedeniyle, Latin alfabesindeki dördüncü harfi kendine isim olarak seçti. Abidin Dino, Cemal Tollu, Elif Naci Berk, Zeki Faik İzer ve Zühtü Müridoğlu'ndan oluşan D Grubu, 1933'te ilk sergisini açtı. Zamanla üyeleri artan bu grubun sergileri 1960'a kadar sürdü.
Cumhuriyetin o dönemlerinde görsel sanatlarda etkili ve yönlendirici oldu. Liman Grubu'nu 1939'da birkaç genç ressam arkadaşıyla birlikte kurdu Dino. Avni Arbaş, Selim Turan, Nuri İyem gibi isimler vardı grupta. Grubun genel yönelimini de, "Limanda çalışanların arasına katılmak, onları, yani denizcileri, doklarda çalışanları, deniz işçilerini, balıkçıları çizip boyamak, tuvallerimizde yaşatmak istiyorduk" cümleleriyle özetlemiştir, Dino.
Eller, çiçekler ve işkence
Abidin Dino sanat yaşamı boyunca değişik resimler yapmasına karşın, kendine has yalın ve dinamik desenleriyle bir tarz oluşturdu. Dino'nun resim yaşamı boyunca vazgeçemediği iki konudan biri eller, diğeri çiçeklerdir. Eller yaşamı boyunca ilgilendiği konuların başındaydı.
Eller onun penceresinden bir yaşamı simgelerken, parmakların da kendi aralarındaki uyumu veya farklılıkları kişilikleri temsil eder. Çoğunlukla desen olan bu resimler, yalın ve direkt çizgilerle oluşturulmuş. Işık gölge karalamalarının yerine çiçeklerde olduğu gibi ellerde de bir yalınlık ve direkt bir ifade söz konusudur. Bu desenler daha çok ruhsal etkinlik sonucu oluşturulmuş desenlerdir.
Genelde suluboya olarak yaptığı çiçekler ise, simgesinin tükenmez çeşitleri ve değişik uygarlıklarda tuttuğu yer, Abidin Dino'da oluşan yalın sevecenliği, yapmacıksızdır. Anadolu'yu anlatır gibi... Yalın, hüzünlü, acı yüklü, özgünlüğünü oluşturmuş çiçekler. Diğer konularından biri de işkencedir. Tarihe "1951 Tevkifatı" diye geçen tutuklamaları izleyen işkenceleri, bir dizi desende yansıtmıştı. Paris'te Cezayir Savaşı sonrasında uygulanan işkenceleri de resimledi. Ölümünden sonra bu resimler Galeri Nev'de sergilendi. (Ali Artun, Abidin Dino / İşkence-Torture, Türkiye İnsan Hakları Vakfı / Galeri Nev,1994) "Uzun Yürüyüş" adını verdiği resimlerde Çin havası olduğunu dile getirmesinin yanı sıra bir göç imgesini de andırır.
Çok yönlü bir sanatçı
Abidin Dino çokyönlü sanatsal kişiliğiyle resmin yanında birçok alanla da ilgilendi. Resimden sinemaya, kitap ressamlığına, karikatüre, heykele, yazarlığa, gazeteciliğe kadar daha birçok alanda uğraş verdi. Dino'nun, yaşadığı sürgün hayatı, ülkemizde yaşanan olumsuzlukları temsil ediyordu. Öyküler, piyesler, senaryolar, denemeler, eleştiriler yazdı, karikatür, afiş, dekor, belgesel film, seramik ve heykel yaptı. Başta Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Ruhi Su olmak üzere, birçok Türk ve yabancı yazar ve ozanın kitaplarını, albümlerini resimledi. 7 Aralık 1993'te Paris'te öldü. Cenazesi eşi Güzin Dino'nun isteğiyle Türkiye'ye getirildi. İstanbul Rumelihisarı'ndaki aile mezarlığına defnedildi.
Abidin Dino, yaşamını Nâzım gibi bir solukta yaşadı ve dünyayı kucakladı. Ama hayatı araştırıldığında bu soluğun ne kadar uzun ve derin olduğu görülür.
www.evrensel.net