Osmanlı

Osmanlı'nın Batı yüzü

Kemal, düşüncelerinde vergi adaletinin sağlanmasını istiyor, gümrük serbestisi ve kapitülasyonların kaldırılmasından yana tavır koyuyordu.

Osmanlı'nın Batı yüzü
Şahin Bayar
Namık Kemal, bir gazeteci olarak Tanzimat'ın Türk toplumuna getirdiği bütün meselelere cevap vermek istemiştir. Dönemin baskıcı iktidarlarına karşı başkaldırmış, batılılaşmayı savunan Jön Türk Hareketi'nin içinde yer almıştır.
Namık Kemal, görüşlerinin bir kısmını 18. yüzyıl Fransız filozoflarından ve romantiklerinden, bir kısmını da Osmanlı kültüründen almıştır. Bütün amacı köklü bir değişmeye gitmeksizin devlet ve milleti kurtarmaktır Namık Kemal'in. Osmanlı kalmak şartı ile Avrupalılaşmak Kemal'in başlıca emelidir. Namık Kemal'in düşünceleri, yurtseverlik, hürriyet, meşrutiyet, siyasi bağımsızlık, Osmanlıcılık, İslamcılık, maarif, iktisat, kahramanlık etrafında döner. Bütün bunlar felsefi fikir değil, sosyal fikirlerdir.
Namık Kemal, J.J. Rousseau ve diğer Fransız ihtilalcileri gibi insanın doğuştan hür olduğuna inanır. Zulüm ve adaletsizlik yapılarak hürriyet fikrinin insanlıktan kaldırılamaz olduğunu düşünür. Kemal'e göre insan istediği gibi davranır, seçme ve tercih hakkı vardır. Kemal, Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi'nde gördüğü, "sözleşme" fikrini benimsemiştir.
Ona göre, kişiler, toplum haline geçerken aralarında huzur ve düzeni sağlamak için bir sözleşme yapmışlardır. Bundan devlet doğmuştur. Şu halde devlet, fertlerin temel hak ve hürriyetlerine dokunamaz. Tersine onları korumakla yükümlüdür. Böyle bir idare ise ancak meşrutiyet devleti olabilir. Fransa'nın meşruti teşkilatını alarak bünyemize göre bazı değişmeleri uygulamak gerekir. İşte Namık Kemal'in bu düşünceleri ömrünün büyük bir bölümünün sürgünlerde geçmesine neden olmuştur.
Eşit haklarla yaşayan insanlar
Osmanlı siyasetine büyük devletlerin sık sık karışması Namık Kemal'i çileden çıkarmış ve devletin milli çıkarlara uygun bir siyaset gütmesi için heyecanlı makaleler yazmıştır.
Namık Kemal, Osmanlıcılık fikrini savunmuştur. Dağılmakta olan imparatorluğu kurtarmak istemiştir. Ona göre Osmanlı bayrağı altında yaşayanların hepsi tek bir millettir. Irk, din, dil ayrılıkları bu birleşmeye engel olamaz. Aynı vatanda ortak menfaatler içinde eşit haklarla yaşayan insanlar, bir millet teşkil ederler.
Kemal, düşüncelerinde vergi adaletinin sağlanmasını istiyor, gümrük serbestisi ve kapitülasyonların kaldırılmasından yana tavır koyuyor. Kemal, eğitimin kıymetini en iyi anlayan aydınlarımızdan biridir. Ona göre yurdun kalkınması askerlikten ve iktisattan önce eğitimle mümkündür. Kemal, Osmanlı'nın geri kalışının temel sebebini eğitimin bozukluğuna bağlıyor.
Kemal, basına büyük önem verir. Avrupa'dan geri oluşun asıl sebebinin basının Osmanlı'da birkaç yüzyıl sonra doğmuş olmasına bağlar.
Kemal'in edebiyatı
Namık Kemal, tenkit, biyografya, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde eserler vermiştir. Bütün bu türlerde Namık Kemal, az çok birbirine benzeyen özellikler gösterir. Nazım ve nesir üslübu ile bunlarla kullandığı temalar, birbirine yakındır. Biyografya, roman ve tiyatro kahramanları da hemen hemen aynı karakterleri taşırlar. Çünkü Namık Kemal, bütün bu türleri bir amaç değil, toplumu yükseltmek için araç olarak kullanmıştır. Hepsinde konuşan, düşünen ve yaşayan Namık Kemal'in kendisidir. Kahramanlar da üslup da, fikirler de kendisidir.
Kemal, yapmak istediği bütün sosyal yenilikleri ülkü ve ütopyalarının hepsini edebiyat yolu ile sağlamak istemiştir. Kendisi de yapabildiği kadar yapmış ve sonra gelenlere de yol göstermiştir. Bu yüzden edebiyat, Namık Kemal için çok önemlidir.
Kemal, bütün edebi eleştirilerinde birbirini tamamlayan şu iki temel fikir üzerinde duruyor; 1- Eski (Divan) edebiyatını yıkmak, 2 - Yeni bir edebiyat kurmak.
Kemal, Divan edebiyatının hayali, soyut, içine kapanmış ve gerçekle ilgisi olmayan, mübalağalı, kötümser, hayattan uzak ve taklitçi olduğunu söyler. Halk ile ilgisi olmayan ve topluma yol göstermeyen Divan Edebiyatı'nın yüksek zümreye hitap ettiğini düşünen Namık Kemal, söz konusu edebiyatın adaletsiz bir düzeni desteklediğini belirtir.
Namık Kemal'e göre yeni edebiyatın bu kusurlardan arınması gerekiyor. Hayale, soyuta, içine kapanmışlığa paydos edip, gerçeğe, hataya ve tabiata açılmalıdır. Mübalağadan kaçmalı, süsten uzak durmalı, taklitten sakınmalıdır. Kötümserlik ve tevekkülü bırakıp dünyayı sevmeli ve toplumu ıslah etmeye çalışmalıdır. Yeni edebiyat halka dönmeli, nüfuzlu kimselere yaranacağı yerde halkın dertlerini söylemelidir. Kemal, bu temel görüşler dolayısıyla en yakın dostlarını bile kırmaktan sakınmamıştır.
Namık Kemal, Cezmi romanının kahramanlarından Adil Giray'ı tasvir ederken, onun kimselere benzemeyen mizaçta ve tabiatça şair olduğunu belirttikten sonra şair ve şiir üzerinde görüşlerini şöyle aktarmaktadır;
"Şair nedir? Tabiatın en sevdalı zamanlarındaki hazin tebessümlerinde yaratılmış bir mahlûk!.. Gülmelerinde -gülde şebnem gibi- ağlayış eserleri; ağlamalarında -bulutta gökkuşağı gibi- tebessüm alametleri görünür. Tabiata her mahlûktan ziyade esir iken tabiatın fevkine çıkmak ister, kendi vücudunu laikiyle idareye gücü yetmez iken yer yuvarlağını zaif kollariyle sürükleye sürükleye başka bir feyiz noktasına başka bir olgunluk merkezine götürmeye çalışır. Bu kadar takat gelmez gayret ile gücü dermanı kesilince ya kafeste siyah perdeler içinde mahbus olan bülbüllerin ötüşü kadar hazin ya küreden teneffüse kafi hava bulamayacak derecede ayrılıp hiddetle aşağı süzülen şahinlerin sevdası kadar acı feryatlar başlar. İşte şiir, o feryatlar şair ise o mizaçta, o fıtratta yaratılan biçarelerdir"
Namık Kemal'in şairi
İlerde Abdülhak Hamid'in, "Makber Mukaddimesi"nde yankılar bulucak olan bu görüşler Namık Kemal'in şaire nasıl bir olağanüstülüğü bağışladığını ve öncülük görevi verdiğini göstermektedir. Kemal, bu fevkalede yaratığın kendisi olmak istemiş, şiirlerindeki heyecan ve kavga ile bunu yapmaya çalışmıştır.
Namık Kemal, roman için yazdığı çeşitli yazılarında şu fikirleri dile getiriyor; "Roman, baştan geçmemiş olsa bile, geçmesi mümkün olan bir vakayı, ahlak, adet ve duygulara ve her türlü ihtimallere göre genişleterek yazmaktadır... Roman yazmakta bir vazife daha vardır: O da sırf hitap ettiği kimseyi islah etmek veya eğlendirmek için, yerli, yersiz akla ve ağıza ne gelirse söylemek, yolunu bırakarak, insan tabiatını tahlile çalışmaktadır... Bizde roman, yok denecek kadar azdır. Dilimizde lezzetle okunacak belki üç hikaye bulunmaz. Batı dillerinden aldığımız romanların çoğu ise fena çevrilmiştir"
Hem kendi mizacı, hem yeniden kurmak istediği edebiyatın amaçları hem de Fransız edebiyatında okuduğu eserlerin tesiriyle Kemal, roman ve piyeslerinde Romantik akıma bağlı olmuştur. Dolasıyla kahramanlarının his ve karakterlerini aşırı mübalağa ile anlatmak; onları iyilik veya kötülükçe dünyada az rastlanır varlıklar gibi göstermek, kimisini yerden yere vurmak, kahramanlarını görülmemiş çevrelerde yaşatmak ve bu çevrelere adeta olaylardan koparılmış parçalar halinde çok süslü kelimelerle gizlemeye lüzum görmeksizin, okuyucuya ahlaki, milli görgü ve zevklerle ilgili telkinlerde bulunmak; tasvir ve tahkiye bölümlerinde bölümlerinde parlak bir üslup kullanmak vs. gibi romantik özelliklere çok sık rastlanmaktadır.
Namık Kemal, sanatçı olarak büyük çapta bir kişi sayılmazsa da, halka sanat yoluyla yaptığı büyük ve değerli hizmetler, toplum ruhunda uyandırdığı ışıklar ve heyecanlar, edebiyat için meydana getirdiği zengin ve çeşitli denemeler yönünden edebiyat tarihimizin gerçek büyükleri arasında yer alır.
www.evrensel.net