Tuzla yine unutuldu

Tuzla yine unutuldu
Tuzla yine unutuldu

Bir dönem yalnızca ölümle sonuçlanan iş kazaları ile gündeme gelen Tuzla tersanelerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği yok sayılıyor. Çoğunluğu taşeron şirketlere bağlı, sigortasız ve sendikasız olarak çalışan işçiler, yaşadıkları iş kazaları nedeniyle işten atılıyorlar.Gazetemizde, 11 Ağustos’

Ali Doğan

 

Gazetemizde, 11 Ağustos’ta yer alan Doğan Yağız arkadaşımızın yaptığı haberde ise, 6 ayda bir rutin hastane kontrollerine giden tersane işçilerinin kanında kimyasal maddelere rastlandığı belirtilmişti. Haberde, kanda rastlanan kimyasal maddelerin ölümcül hastalıklara yol açtığı ve Tuzla tersane işçilerinin yavaş yavaş öldüğü bildirilmişti.
Ölümlü iş kazalarının hemen her gün yaşandığı dönemde, bir haftalık “eğitim”e tabi tutulduklarını belirten tersane işçileri, “bir haftalık eğitimle her şeyi çözdüklerini zannettiler. Şu an işyerlerimizde ne doktor, ne revir var. Ambulans ya da meslek hastalıkları ile ilgili denetim yapıldığını da görmedik” dediler.  

‘HAKLARIMIZI BİLMİYORUZ’

Yunus Karadağ, yıllardır tersanelerde çalıştığını, bir dönem hariç çalışma koşullarında değişikliğe tanık olmadığını belirtti. Düzensiz olarak yapılan denetimlerin işe yaramadığını kaydeden Karadağ, “yetkililer denetime geldiğinde birtakım düzenlemeler yapıyorlar ama gittiklerinde eski tas eski hamam. Çeksan’da çalışırken ayağıma sac düştü, altı ay çalışamadım ve tersanede ilk ay dışında tek kuruş para almadım. Onu da şikayetçi olmamam için verdiler sonrada unuttular” dedi. Taşeron bir şirkete bağlı çalıştığını bildiren Karadağ, haklarını bilmediği için kolayca işten atıldığını dile getirdi.

GÖSTERMELİK EĞİTİM

Bir başka işçi Cengiz Yalnız, tersanelerde hemen her gün iş cinayetleri yaşandığı dönemde, işçilere göstermelik olarak eğitim verildiğini belirtti. Gazetelerin tersanelere ilgisinin azalmasından sonra ise yetkililerin bir daha işyerlerine gelmediğinin altını çizen Yalnız, bir haftalık eğitimle işçilerin yeteri kadar bilgilendirilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Yalnız, “İşyerlerinde doktor, revir, ambulans ya da meslek hastalıkları ile ilgili denetimlerin hiçbiri yok. Bunu da yetkililerin hepsi biliyor ama gereğini yapmıyorlar” dedi.

LEVHA VAR ÖNLEM YOK!

Mehmet Nayan ise polyesterle çalışması nedeniyle vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar çıkmaya başladığını bildirdi. Yaralar nedeniyle gittiği doktorun, yaptığı işi bırakmasını söylediğini kaydeden Nayan, “tersanede meslek hastalığına yakalanmış ve üstelik iş kazası geçirmiş bir işçiyim. Tersaneye başlamadan önce hiçbir rahatsızlığım yoktu, bu mesleği başladıktan sonra hastalandım. Mesleği bırakmam gerektiğini söylediler ama bu işe devam etmek zorundaydım. İşveren tedavimi yaptıracağını söyledi ve ben de devam ettim. Daha sonra siral taşı ile elimi kestim, işveren sadece tedavi masraflarımı karşıladı” dedi. Çalıştığı  tersanenin duvarlarında işçileri uyaran levhalar olduğunu kaydeden Nayan, “ işyerinde levhadan geçilmiyor ama bu uyarılar nasıl uygulanacak kimse üzerinde durmuyor” diye konuştu.

‘İŞ GÖZLÜĞÜNÜ ÇOK GÖRÜYORLAR’

Sinan Uğur isimli işçi ise 8 yıldır tersanelerde taşlama işi yaptığı belirtti. Patronun iş gözlüğünü bile çalışanlara sağlamadığını kaydeden Uğur, gözlüksüz taş yapmak zorunda kaldığını kaydetti. “Hakkımızı aradığımızda ise kapının önüne koyuluyoruz. Bazen tedbir alınır ama aslında tersanede insana değer yoktur” diyen Uğur, “Biz işçiler her alanda, her fabrikada mücadele etmeliyiz. Yoksa her geçen gün haklarımız ellerimizden alınmaya devam ediyor” dedi.

‘İŞ GÜVENLİĞİ ALINMADAN İŞBAŞI YAPMAMALIYIZ’

Bir başka işçi Turan Şanlı ise 2006 yılında tersanede yaşadığı iş kazası sonucu gözünü kaybettiğini ancak kaza sonrası patronların kendisiyle ilgilenmediğini söyledi. Eşi ve büyük oğlunun çalışması sayesinde geçindiklerini kaydeden Şanlı, “patronlar olmasa yaşayamayız diye düşünüyordum ama öyle değilmiş. İşyerinde emeğim sonucu o parayı almaktaymışım bunu fark ettim. İşçi arkadaşlara önerim tersanelerde iş güvenliği önlemi alınmadan iş başı yapmayın” dedi. Şanlı, taşeronlar ve tersane patronlarının, bir iş kazası olduğunda işçileri özel hastaneye kaldırdığına dikkat çekerek, iş kazalarının gizlenmeye çalışıldığını belirtti.

‘149. BİZ OLABİLİRİZ’

6 yıllık tersane işçisi, Cevdet Uslu ise tersanede iş kazası sonucu ayağının kırıldığını belirtti. “İş kazalarında patronların eksikliği olduğu kadar biz işçi arkadaşların da hataları var. Patron,  ‘iskeleye çık bu işi yap’ diyor ama bizim işçi arkadaş, ‘emniyet kemeri yok’ diyor ve benim yaptığım gibi 20 metre yüksekliğe çıkıyor orada çalışıyor. Güvenlik önlemini almadan çıkmayacaksın” diye konuştu. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda işyerinde somut bir gelişme olmadığının altını çizen Uslu, “eğer kendimizi ve ailemizi düşünmezsek biz de hayatını kaybeden o 148 işçi arkadaşlarımızdan biri olabiliriz. Tersaneler ölüm tuzağı, bu koşulları değiştirmeliyiz” dedi.


İşyeri sağlık servislerinin rolü

Haluk Seçkin Başçıl

KAPİTALİZMİN kendi iç dinamiği ile geliştiği ileri sanayi toplumlarında ekonomik gelişmesinin kendi özellikleri, işçi sınıfının örgütlülük düzeyi ve mücadelesi, toplumsal bilinç ve kültür vb. birçok etken devlet kurumlarını ve bunların çalışma anlayışını da biçimlendirmiştir. Avrupa’da sanayi toplumlarında ortaya çıkan farklılıklar ve ortak yanlar bu toplumlarda farklı veya ortak özellikteki devlet biçimlerinin ve kurumsal yapılanmaların temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla işçilerin sağlıklarının ve yaşam şartlarının iyileştirilmesi mücadelesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan işyeri hekimliği ve işyeri sağlık birimleri yapılanmalarının farklı sanayi toplumlarında ortak özelliklerinin ve farklı yanlarının kendi zeminleri içinde değerlendirilmesi gerekir. Aksi tutum farklı ülkelerin farklı özelliklerini ortaya çıkaran koşullardan, biçimleniş sürecinde birbirini dengeleyen farklı kuruluşlardan ve toplumun kültürel özelliklerinden bağımsız olarak eklektik bir biçimde bir araya getirilmesi,  ‘dünya örneklerinin incelenmesi ve onlarda olan yapılanmaların bize getirilmesi’ yaklaşımının başarılı sonuçlara yol açması tesadüflere kalmakta, çokluk da ülkemiz yapboz tahtasına dönüşmektedir. İşçi sağlığı ve işyeri hekimliğini ilişkin düzenlemeler bu duruma iyi bir örnek oluşturmaktadır diyebiliriz. (…)
Tüm ülkelerde işyeri hekimi; işin ve çalışma ortamının, koşulların işçilerde yol açtığı fizyolojik, psikolojik, patolojik rahatsızlıkların nedenlerinin incelenmesi ve çalışma ortamında bulunan sağlığa zararlı etkenlere karşı önlemler alınması amacıyla görevlendirilmiştir. (…)
İşyeri hekiminin iki temel eksende ve birbiriyle ilişkili olarak yürütmek durumunda olduğu çalışmaların dayandığı mantığı kısaca hatırlatmak gerekirse:
jİşçilerin sağlıklarının sürekli kontrolü: İşçilerle görüşmeyi, muayeneyi, yardımcı laboratuvar analizlerini ve radyolojik incelemeleri kapsar. Bu muayene, işe giriş muayenesi ile normal sağlık kontrolü şeklinde ya da belli bir amaç doğrultusunda yapılan muayeneyi (hastalık veya iş kazası sonrasında yeniden işe başlamadan önceki muayeneyi, sağlık nedeniyle işin değiştirilmesi durumunda yeni işe başlamadan önceki muayeneyi, işçinin kendi isteği üzerine muayeneyi, işyeri hekiminin epidemiyolojik bir çalışması amacıyla ya da işyerinde güvenli çalışma ortamı oluşturulması ve hijyeni ile ilgili bir kuruluşun isteği üzerine yapılan muayeneyi) kapsar. Böylelikle işçinin fizyolojik (vücut ile ilgili), patolojik (hastalıklarla ile ilgili) ve mesleki geçmişinin tanınmasına ve işin işçiye uygunluğunun, çalışma ortamındaki koruyucu teknik önlemlerin de işçilerin sağlıklarını korumada etkinliğinin değerlendirilmesine de olanak sağlar. Gerek laboratuvar, gerekse diğer tıbbi analizler kişinin sağlık durumunun tanınmasında zorunlu araçlar olup, herhangi bir mesleksel zehirlenmede ön bilgilerin ya da zararlı etkenin yol açtığı tahribatların erken fark edilmesine ve işyerindeki bu etkenlere karşı alınan önlemlerin etkinlik düzeyinin belirlenmesine ve bu doğrultuda yapılacak çalışmalarda işyeri hekimine önemli veriler sunar. Bu sağlık muayeneleri ayrıca toplum sağlığı çalışmalarının da bir parçasını oluşturur; henüz ortaya çıkarılmamış organik bozuklukları, hipertansiyon, diyabet, karaciğer yetersizlikleri ve psikolojik rahatsızlıklar gibi hastalıkların da erken teşhisine dolayısı ile de erken tedavilerine olanak sağlar.
jİşyeri ortamı ve koşullarının düzenli kontrolü: Çalışma ortamında bulunan gürültü, vibrasyon ve ortam ısısı, nemi vb. çeşitli kimyasal maddelerin havadaki toz, buhar, gaz, süspansiyon formları mesleksel hastalıklarına yol açar. Bu etkenler ve iş organizasyonunun bileşenleri (çalışma ve dinlenme saatleri, çalışma ritmi, monotonluk, işyerindeki psikolojik ortam, insan ilişkileri vb.) işçinin fiziksel ve psikolojik, dengesini bozarak dikkat eşiğinin düşmesine, algılama kapasitesinin azalmasına yol açarak iş kazalarına da neden olur.
Kamusal otorite olarak devlet (Avrupa ülkeleri), işverenin özel mülkiyeti durumunda olan işyerlerinde işyeri hekimi bulundurulmasına ve bu hekimin de işyerinde yapmakla yükümlü olduğu görevleri tanımlayarak bu doğrultuda kendisine verilen yetkileri kullanmasına gerekli ortamı sağlamaya çalışmaktadır. Bunun için de işyeri hekimini özel bir statüye büründürerek onun hem işverenin, hem işçilerin etkisi ve baskısından uzak tam bir bağımsızlık içinde yasalarca belirlenen görevlerini yerine getirebilmesini sağlayacak mekanizmaları da oluşturduğu görülmektedir.
Avrupa ülkelerinde işyeri hekiminin işyerindeki özel konumu ve statüsünün, işçilerin sağlıklarının korunmasına ilişkin olarak oluşturulan işyeri sağlık örgütlenmelerinin konumu ile doğrudan bağlantılı olduğu görülmektedir. İşyeri hekiminin işyerindeki diğer personelden ayırarak özel konumuna uygun olarak işe alınması, işine son verilmesi, iş sözleşmesi, çalışma süresi ve çalışmalarının kontrolü, denetlenmesine vb. ilişkin farklı mekanizmalar geliştirilmiştir. (...)

YARIN: Diş Protez Teknisyenlerinde Silikozis Tehlikesi – Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’nden hükümete çağrı

DOSYAYI HAZIRLAYAN: ŞİAR CAN ŞENER

evrensel.net

İLGİLİ HABERLER

23 Mayıs 2018 18:56
KKTC Merkez Bankası, döviz geliri olmayanların bankalara dövizle borçlanamasını yasakladı. Ayrıca yüzde 100 kredi dönemi de sona erdirildi.
23 Mayıs 2018 18:46
Doğu Akdeniz Üniversitesi kampüs alanı içerisinde bulunan iki katlı prefabrik öğrenci yurdunda yangın çıktı. Ölen ya da yaralanan olmadı.
23 Mayıs 2018 18:25
Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, 3 yıl boyunca faaliyetlerini sürdüreceği Beyoğlu’daki geçici mekanına taşındı.

Toplam Query: 28