Yerli Malı Haftası ne oldu?

Yerli Malı Haftası ne oldu?

"Yerli malı kalkınmanın anahtarıdır. Kalkınan ülkenin dış borcu olmaz ve böylece bağımlı olmaz. Ülke özgür olur, daha özgür hareket ederiz". Böyle denirdi Yerli Malı Haftası'nda.Ve sonra Yerli Malı Haftası, sessiz sedasız önce okullardan, sonra hayatımızdan çıkarıldı.

Yerli Malı Haftası ne oldu?
Mustafa Kara
"ben Aydın yemişiyim
damakların tadıyım
yiyin beni bol bol
ben meyvaların şahıyım"

Daha ne maniler söylenirdi o gün. "Yerli malı alırsan, paran yurdun içinde kalır, ülkemiz kalkınır" gibi sözler sınıfların duvarlarını süslerdi. Her öğrenci portakal, incir, fındık, elma, üzüm, mandalina, kayısı, şeftali gibi ülkede yetişen ürünleri getirir, sınıflarda kurulan ortak sofralarda yenilir içilirdi. Türkiye'nin "dünyada kendine yeten yedi ülkeden biri" olması, herkesin göğsünü kabartırdı o zamanlar...
Sümerbank'ın özel bir yeri vardı, Yerli Malı Haftası kutlamalarında. Öğretmenler, üretimin devlet eliyle yapıldığı Sümerbank'ı da "kalkınma"nın anahtarlarından biri olarak belletirdi öğrencilerine. Hani "Devlet don gömlek mi satarmış" gibi ciddiyetsiz sözler eşliğinde özelleştirilen Sümerbank.
Tutumlu olmak, israftan kaçınmak da Yerli Malı Haftası'nın temel vurgularından biriydi o günlerde. Aslında haftanın tam adı da, "Tutum, Yerli Malı Kullanma ve Artırma Hatfası" idi. Kötü günler için tutumlu olmayı anlatırdı öğretmen, "Atma onar, tamir et, kullan. Yerli malı kullan" derlerdi.
Ülke özgür olur
Bunların "ülkenin kalkınması" için olduğu da anlatılırdı: "Kalkınan ülkenin dış borcu olmaz ve böylece bağımlı olmaz. Ülke özgür olur, daha özgür hareket ederiz. Üretmeye yönelik yaşarız. Üretileni idareli kullanmak ve artanı dışarı satmak ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulmak". Nerede minik öğrencilerine bunu anlatan öğretmenler; nerede IMF heyetinden borç koparmak için yırtınan yöneticiler!..
Sessiz sedasız...
Yerli Malı Haftası, ilköğretim programlarının vazgeçilmeziydi. Aralık ayının ikinci haftası kutlanırdı çoğunlukla. "O zamanlar", "O günler" denildiğine bakmayın, öyle uzun yıllar geçmedi üzerinden. Hatırlamak hiç de zor değil. Turgut Özal'lı yılların ortalarına, 1985'lere 86'lara kadar kutlandı Yerli Malı Haftası, sonra da sessiz sedasız, önce okullardan, sonra hayatımızdan çıktı gitti... Gerçi son dönemleri de artık "yeme içme hatfası"na çevirmişlerdi zaten.
Tüm ülke ithal pazarı
Tam da "ithal pazarları"nın açıldığı günlerde ortadan kaldırıldı Yerli Malı Haftası. "Daha ucuz", "daha kaliteli" propagandası, ithal malları kullanmanın saygınlık ölçüsü sayılması da eklenince, mantar gibi bitiverdi ithal pazarlar. Sonunda tüm ülke ithal pazarı oluverdi, hani "onlar ortak, biz pazar" hikayesinde olduğu gibi...
Devir değişti!
2000'li yıllara geldiğimizde, "küreselleşen, globalleşen" dünyada, ithalat "ihtiyaç duyulan ürünün başka ülkelerden satın alınması" tanımını çok aştı. Ne "dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyiz" artık, ne de "kalkınmanın anahtarını yerli üretimde görüyoruz"... Devir değişti çünkü, tarım politikası "yerli"yi öldürmeye yönelik, sanayi politikası "işbirlikçi sermaye"ye destek olmaya dönük.
Patates bolluğunun krize dönüştüğü bir ülkede, marketlerde İspanya'dan ithal patates cipsleri satılıyor. Taa okyanus ötesi ülkelerden, Şili'den ithal edilen bir buçuk milyon liralık elmalar, genç kızların yanaklarına benzetilen Amasya elmasının kırmızılığına yeğleniyor. Yerli çelik fabrikaları özelleştirme kıskacına alınıp, Avrupa'dan çelik ithal ediliyor. Ve daha saymakla bitmeyecek onlarca örnek...
Nasıl anlatılır ki?
Sahi, öğretmenlerin "Yerli malı kullanmak kalkınmanın anahtarıdır" dedikten sonra eklediği; "Kalkınan ülkenin dış borcu olmaz ve böylece bağımlı olmaz. Ülke özgür olur, daha özgür hareket ederiz" sözleri doğruysa eğer, ülkenin bugünü nasıl anlatılır ki, bugünün öğrencilerine?
IMF karşısında süklüm püklüm yöneticiler "borç para sözü aldık" diye sevinç çığlıkları atıyorken, yabancı sermayeyi dikensiz gül bahçesi hazırlanıyorken, ülke daha da bağımlı, dış borçlar daha da katmerleniyorken...
www.evrensel.net