Sosyal güvenliğin güvenliği kalmıyor

Sosyal güvenliğin güvenliği kalmıyor

TTB SSK Kolu Sekreteri Osman Öztürk, bireysel emeklilik konusunda, "Bunu bir başlangıç olarak görmek gerekiyor. Çünkü bu, kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamen tasfiyesine yönelik planın bir parçası.

Sosyal güvenliğin güvenliği kalmıyor
Şengül Karadağ
Bireysel emeklilik sisteminin kurulmasını öngören yasa tasarısı, TBMM'ye sevk edildi. Yasa tasarısı bireysel (özel) emekliliğin, şimdilik "kamu sosyal güvenlik sistemine ek, destek bir emeklilik" şeklinde ve yine şimdilik "gönüllü katılıma dayalı" olarak hayata geçiriliyor.
Aslında Türkiye'de zaten özel emeklilik sigortaları, hayat sigortası şeklinde özel sağlık sigortaları var ve gönüllülük esasına dayalı. Peki neden bunları yeni bir yasayla ve bakanlık bünyesinde düzenleme ihtiyacı duyuluyor?
SSK Okmeydanı Hastanesi hekimlerinden Türk Tabipler Birliği (TTB) SSK Kolu Sekreteri Osman Öztürk, "Bunu bir başlangıç olarak görmek gerekiyor. Çünkü bu, kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamen tasfiyesine yönelik planın bir parçası. Bir adım sonrasının zorunluluk olacağı belli. Yoksa kendi başına düşündüğünüz zaman çok bir anlamı yok. Gidişatın ne olduğu yıllardır söyleniyor ve biliniyor zaten" diyor.
TÜSİAD'ın raporları
Öztürk, TÜSİAD'ın daha önce çıkardığı iki ayrı rapora dikkat çekiyor: "Birincisinde Şili modelini ifade etmişti, ama doğrudan üstlenmemişti. Sadece, 'Bir model olarak sunuyoruz' demişti. Daha sonra 1997'de bir rapor çıkardı TÜSİAD. "Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeniden Yapılanma" adıyla. Orada da Şili modelinin biraz daha değiştirilmiş bir biçimi vardı. Özellikleri şuydu: Asgari ücretin iki katına kadar olan bölüm kamu emeklilik sistemi içinde kalsın. İki katı ile beş katı kadar olan bölüm de özel emeklilik için zorunlu olarak kesilsin. Buradaki tek fark aslında o. Şu an için bir gönüllülük koydular ama bunun bir adım sonrasında zorunluluk geleceği açık. Yani, bu TÜSİAD'ın önerdiği bir ara adımı niteliğinde."
Ondan sonra ne gelir? Osman Öztürk, "Ondan sonra herhalde tam bir Şili modeli gelir. Bütün emeklilik fonlarının özel sektöre, oradan da sermaye piyasasına aktarılması" diyerek, bu yasa tasarısının kabul edilmesinin "bu gidişat içerisinde onlar açısından önemli bir adım" olacağını vurguluyor.
Fonlar zarar ederse
Asıl iddia edilen şey: Kamu emeklilik sistemlerinde toplanan fonların doğru düzgün değerlendirilmediği, özel emeklilik şirketlerinin fonlarında toplanan paraların sermaye piyasasında "düzgün" olarak değerlendirileceği ve "kâr" getireceği. Şili örneğinin gerçeğin böyle olmadığını ortaya koyduğunu belirtiyor Osman Öztürk, "Şili'de 1987'ye kadar prim ödeyenlerin oranı artıyor, ama 1987'den itibaren düşmeye başlıyor. Bu sistemin açıklarından bir tanesi. Yine Şili örneğine bakıldığında fonlar 1981-1991 arasında yüzde 15, 1987-92 arasında yüzde 12 değerlenmiş. Ama 1995'ten itibaren zarar etmeye başlıyor. Yüzde 3-7 arasında negatif getiri oranları başlıyor. Teorik olarak toplanan para sürekli olarak sermaye piyasasında değerlenirse bu parayı öder. Peki zarar ederse ne olacak? Geriye vatandaşa çıkarılacak olan bir fatura kalıyor."
Borsa bu...
"Borsa bu, herhangi bir güvencesi yok. Denecek ki; siz 20 yıl para yatırdınız, ama bunun borsadaki değerlenmesi ancak şu kadar oldu. Bundan sonra ancak bu kadar alabileceksiniz. Zaten herhangi bir müdahalede borsadaki istikrarsızlığı, dönen dolapları düşünürseniz... Bireysel olarak hiçbir müdahale şansınız da yok. Ama o kaynaklar borsa aracılığıyla sermaye sınıfına aktarılmış olacak." Daha sonra bu fonların Şili'de olduğu gibi uluslararası şirketlere açılmasının düşünüldüğüne dikkat çekiyor Öztürk, "O zaman çok daha riskli bir hale gelecek. Vatandaşın sosyal güvenliğini tamamen piyasaya çıkarmış vaziyette Sayın Yaşar Okuyan."
Bu kez açık açık
"Gerçekten de özel emeklilik fonları piyasa açısından çok değerli ve borsa da çok hızlı canlanmaya yol açacak bir şey" diyor Öztürk. Öyle olmasa Şili'de sosyal güvenlik sistemini özelleştiren Bakan Jose Pinera, birkaç yıl önceki Türkiye ziyaretinde, "Borsa şöyle yükseldi, böyle canlandı" diye konferans vermek için Menkul Kıymetler Borsası'nı seçmezdi herhalde!
Dikkat çeken noktalardan biri de şu: Bireysel emeklilik sistemine göre çalışsa da çalışmasa da 18 yaşını dolduran herkes 10 yıl prim ödeyecek, fakat emeklilik hakkını 56 yaşında kazanacak. Sonra da 60 yaşını beklemek zorunda. Peki bu arada fondaki parası ne olacak, kim kullanacak, kimin adına kullanacak?
Akla hemen SSK fonlarının yıllarca sermayeye ucuz kaynak olarak transfer edilmesi geliyor. Ankara Ticaret Odası tarafından yapılan bir araştırmaya göre 1965-1983 arasında 20 milyar dolar değerindeki SSK fonları sermaye sınıfına aktarılmış. Yani o zaman bu işi başka yöntemlerle yapıyorlardı, şimdi açıkça yapacaklar.
Handikaplarla dolu
Özel emeklilik sisteminin önemli handikaplardan birinin de "yönetim maliyeti meselesi" olduğunu ifade eden Dr. Öztürk şunları anlatıyor: "Özel emeklilik şirketi sizin paranızı alıyor ve değerlendiriyor. Bunun karşılığında da bir maliyeti var. O maliyet çok yüksek. Şili'de mesela şirketin yönetiminin herhangi bir kişiye olan maliyeti 50 dolar. 1991 verilerine göre dünyada bunun üzerinde bir tek Finlandiya var, 63 dolar. Diğer ülkelerde; mesela Türkiye'de 4.6 dolar. İspanya'da 10 dolar, İtalya'da 9.5 dolar, Meksika'da 14 dolar."
Cazip hale getiriliyor
Kamudaki sosyal güvenlik sisteminde hele de son yapılan düzenlemelerden sonra emekli olmak Türkiye koşullarında neredeyse imkânsız hale getirilirken; özel emekliliğin teşvik edilmesi ve cazip hale getirilmesi söz konusu.
Özel emeklilik, gazetelere verilen ilanlarda, televizyon reklamlarında, "Emekli olmak için yaşlanmayı beklemek gerekmiyor", "Babamla birlikte emekli olacağım" gibi sözlerle propaganda ediliyor. "SSK'da erken emekli olunuyor" diye kıyamet koparanlar, şimdi "Özel sektörde emekli olmak için beklemene gerek kalmadı" diyorlar.
Bireysel emeklilik sistemi ilk yıllarda parlak bir çizgi izlerse şaşırmamak gerektiğini söylüyor Dr. Öztürk, "Zaten 10 yıl prim ödeyip 56 yaşında emekli olmak yeterince cazip. Ayrıca aylık brüt ücret üzerinden Gelir Vergisi matrahından yüzde 20'si kadarı indiriliyor. Bağ-Kur primine esas olanların vergisinin de yüzde 20'sine kadar olan kısmı indiriliyor" diyor. Muhtemelen arkasından "Özel emeklilik gayet kârlı bir sistem, SSK da zarar ediyor, gelin buradan özel emekliliğe geçelim" denilebilir. Bu "parlatma manevrası"nın ardında kamusal emeklilik sistemlerini de bu tarafa çevirmek ve halkın mevcut birikimlerini de sermayeye aktarmak yatıyor.
İkinci raunda hazır olalım
"Birinci raundu kaybettik. Hem de iyi bir mücadele vererek kaybettik" diyor Osman Öztürk, geçen yaz çıkarılan yeni Sosyal Güvenlik Yasası için ve şöyle devam ediyor: "Yine de büyük bir toplumsal konsensüsle bu yasayı getirmek iddiaları tutmadı. Türkiye'de 1980'den sonraki en geniş tepki gösterildi. Basında okumuştum; Bahçeli'ye gelen mektupların yüzde 90'ında sosyal güvenlik yasasından şikâyet ediliyormuş. Yani aslında vatandaşta büyük bir tepki oluştu. Moral bozukluğunu bırakmak gerekiyor. Daha çetin bir mücadele ile karşı karşıyayız. Her ne olursa olsun ikinci raund için hazır olmak gerekir."
www.evrensel.net