Suların ortasında susuzluk

Suların ortasında susuzluk

GAP'la birlikte bolluk ve bereket geleceğini ümit eden Suruçlular, barajlarda suların toplanmaya başlanması ve havaların kurak geçmesiyle birlikte susuz kaldı.

Suların ortasında susuzluk
Suna Yılmaz - Ayşen Şentürk
Urfa Valilliği tarafından hazırlanan yıllıkların 1988, 1996 ve 1997 sayılarında yeraltı suları bakımından Türkiye ve Urfa'nın en zengin yerlerinden biri olarak gösterilen Suruç Ovası'nı halk susuzluktan terk ediyor. Son yıllarda yeraltı kaynakları kurumaya başlayan Suruç'da, Atatürk Barajı'nda su tutulmaya başlamasıyla birlikte bütün sızıntılar da kesildi.
İlçeyi bırakıp gitmek istemeyen ve sorunun çözülmesini isteyenler ise bir umutla, İller Bankası'na, Meclis'e, partilere başvurarak sorunun çözülmesini istiyorlar. İlçede yaşayan ve imza kampanyası başlatan esnaflar, çiftçiler, çaycılar, muhtarlar, odalar, sendikalar, aralarında bir komisyon oluşturup Ankara'ya gitme hazırlıkları yapıyor. GAP projesiyle bolluk ve bereket bekleyen Suruçlular tam bir hayal kırıklığı yaşıyor: "Son yılların en susuz günlerinin geçiriyoruz. İlçemizi içme suyu sorunu yüzüden terk etmek istemiyoruz. Suruç yeşili ve narı ile ünlüydü. Köylerimizde bundan 40-50 yıl önce pirinç bile yetişirdi. Yeraltı su kaynaklarımız çok zengindi. Yeri ayağınla eşsen su çıkardı. GAP bize su getirmek bir yana, olan suyumuzu da kuruttu" diyorlar. Suruçlular 1999 yılında hayata geçirilmeye başlanan fakat daha sonra durdurulan Suruç-Karkamış içme suyu projesinin tamamlanmasıyla bu sıkıntının ortadan kalkacağını söylüyor. Suruçlular, "1999 yılında çalışmalar başladı kazılar yapıldı. Sorun çözülecek diye çok sevindik. Projenin yarım bırakılması ile su hayallerimiz yıkıldığı gibi sokaklarımız da bozuldu" diyorlar.Rantçılar devrede
Projenin durmasıyla birlikte Suruç'da çok ilginç gelişmeler yaşanmış. Başbakanlığa bağlı GAP İdaresi'nden iki kişi gelerek köyleri gezmiş, toplantılar yaparak su sorununu çözebileceklerini söylemiş. Küçük Sergen köyü üreticilerinden Mehmet Kayhan, gelen kişilerin yaptıkları toplantıda, su sorununun tarlaların kendilerine 400-500 dolardan ipotek edilmesi halinde çözülebileceğini söylediklerini kaydediyor ve ekliyor: "Bize, 'Devlet 2 yıldır biter diyor ama yapacak parası yok. Bizimle anlaşmasanız bu proje 70 yılda bitmez' dediler ve gittiler".
Olaydaki ilginç yönlerden biri de GAP İdaresi'nden gelen kişilerin, projelerininin ABD-İsrail ve Türkiye anlaşmaları çerçevesinde garantili olduğunu söylemesi. Ancak, gene de teklifi kabul etmediklerini kaydeden Talat Çevik ise, muhtarın temsilci olarak kabul edildiği ve kaymakamın da katıldığı toplantıdaki, toprakların ipotek edilmesi karşılığında su teklifini şöyle değerlendiriyor: "İpotek edersek bu borcu ödeyemezdik. Ben hesap ettim. Doğacak çocuklar bile borçlu olacak. Kaçınılmaz olarak topraklarımız elimizden alınacak. Biz bu devletin vatandaşıyız. Niye bizim tarlamızı ipotek edip su veriyorlar. Zaten kuraklık oldu. Yağmur da yok. Ekinim tarlada kurudu. Tefecilere borcumu ödeyemiyorum. Faizciye çalışıyorum. Mazotu, tohumu, gübreyi hepsini borçla alıyorum. Zaten açız, bizi ölüme terk etmişler". Devletin Fırat'a ve birçok baraja çok yakın olduğuna dikkat çeken Çevik, devletin toprakları ipotek ettirmek yerine başka bir çözüm bulmasını istiyor.
Köylüler perişan
Sorun sadece içme suyuyla sınırlı değil. Tarım ve hayvancılıkla geçinen Suruç'da insanların bütün hayatını su belirliyor. Geniş arazilerini sulayamayan köylü kuraklıkla tümden çaresiz. Zenginler ve parası olanlar kuyular açıp sulu tarım yaparken küçük üretici bunu da yapamıyor. Bu yıl bütün umudunu yağmura bağlayan köylü, kuraklık nedeni ile ekini tarlada bıraktı.
Geçimini, yapacağı hasada bağlayan üreticiler, artık suyun 600 metreden ancak çıktığını, bunun da kesin olmadığını ve aynı zamanda bu iş için milyarlar gerektiğini belirtiyorlar. Ürün alamadıkları gibi tefecilerin de eline düştüklerini vurguluyorlar. "Bir yanda kurumuş tarlalar öte yanda sıcağın kavurduğu çölleşen, insansızlaşan GAP'ın başkenti Suruç. Römorklarla, eşeklerle su taşıyan kadınlar ve çocuklar. Duvar diplerinde, birkaç sigara saracak kadar tütün bulunan tabakalarıyla bulutları gözleyen yaşlılar, erkekler. 21. yüzyıla girerken böyle bir sorunla karşılaşmak tuhaf değil mi?" diyor Hikmet Uğurlu. Osman Amca ise "Ölü bir insana serum takmak nasıl bir işe yaramazsa tarlada kuruyan ekinin üstüne yağacak yağmurun da bir faydası yok artık" diyor.
Köyler boşalıyor
Suruç'un köyleri susuzluktan bir bir boşalıyor. Yokuşla köyü tamamen boşaltılmış. Oymaklı köyünde eskiden 500 kişi yaşarken şimdi 200 kişi yaşıyor. Onlar da gitmeyi düşünüyor. Oymaklı köyü Muhtarı Mehmet Faik Yağmurlu, susuzluktan yerlerini ve evlerini bırakıp Adana, Ceyhan ve Ankara'ya amelelik yapmaya giden onlarca ailenin olduğunu ifade ediyor. İçme suyunun römorklarla, parayla getirildiğini ifade eden Muhtar Yağmurlu, 2 yıl önce dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile görüştüklerini ama hiçbir sonuç alamadıklarını kaydediyor. "Suyun gelmesi için İsrail'e topraklarımızı ipotek etmemizi istiyorlar. Yetkililer, 'Ödenek yok' dediği için umutsuzduk ve zorunlu olarak kabul ettik. Ama istemiyoruz" diyor.
Bir kez daha Ankara
Suruç Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü Mehmet Şakir, "Kampanya sonunda topladığımız imzalarla Meclis'e gideceğiz. İlçemizin sıkıntılarının basın tarafından sahiplenilmesini ve insanların duyarlı olmasını istiyoruz" diyor.
www.evrensel.net