Fotoğraf: AA

Şölen gibi düğünler...

"Evliliğin duyurulması" amacını aşar Anadolu düğünleri. Halkın bir araya geldiği, tüm süreçlerinde sosyal yardımlaşmanın ağır bastığı, "açık hava şöleni"ne dönüşür düğünler. Kına geceleri, halkoyunları, spor müsabakaları, yemekli gelin hamamları, çeyiz serme törenleriyle.

Şölen gibi düğünler...
Evliliğin toplumca "tanınması" ve "kabul görmesi" için yapılır düğünler. Avusturalya'daki bazı yerli topluluklarını dışta tutarsak, hemen her ülkede, bölgede, yörede göze çarpar, düğün ve onun yıllar boyu biriktirdiği gelenekler. Anadolu'da da yöre yöre ayrı özellikler gösterse de, ortak noktaları oldukça fazladır düğünlerin. Çoğu kez "evliliğin duyurulması" amacını aşar Anadolu düğünleri ve halkın bir araya geldiği, meydanda toplanarak çeşitli etkinlikler sergilediği bir "açık hava şöleni"ne dönüşür; teatral öğelerin de ağır bastığı halkoyunları, geline dokunulmazlık sağladığına inanılan kına geceleri, gençlerin katıldığı spor müsabakaları, yemekli eğlenceli gelin hamamları ya da çeyiz serme törenleriyle...
Sosyal yardımlaşma da Anadolu düğünlerinde öne çıkan önemli geleneklerden biri. Düğünlerin resmi yaptırım gücüne dayanmayan gönüllü ilişkiler çerçevesinde damat ve kız yakınlarının yardımlarıyla gerçekleşmesi de en eski geleneklerden. Halkbilimciler, bu geleneklerin birçoğunun Budizm ya da Şamanizm döneminden kalma gelenekler olduğunu, o dönemin inanışları ile birebir benzerlikler taşıdığını da ekliyorlar.
Evlenmek istemenin bin bir yolu
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nce yapılan "düğün geleneği" araştırmasında aktarılan gelenekler de, evliliğin daha "kız isteme" aşamasından başlayarak, nasıl eğlenceli bir hale büründürüldüğünün göstergesi. Evlilik öncesi ilginç geleneklerden biri, evlenmek isteyen genç erkeğin horoz sesi, genç kızın da dama çıkarak kedi sesi çıkarması. Bazı yörelerde de, genç erkeklerin sesini kalınlaştırarak konuşması, tespih sallaması, huzursuz tavır takınması, çamaşırlarının yıkanmamasından şikâyet etmesi ve sık sık sakal traşı olması, "damat olma isteği"nin göstergesi olarak algılanıyor. Babasının ayakkabısını ters çeviren ve salona bırakan gencin ya da kapkacağı birbirine çarparak yıkayan genç kızın da verdiği mesaj, evlenme isteği.
Kız babasının ağzı kapansın
Gelenekler, "görücü" işin içine girince, daha da ilginç bir hal alıyor. Kız istemeye görücü giden kadınların elbiselerini ters giymesi de gelenekten. Görücü gidilen evde ateşin karıştırılması da, "Havalar da güzelleşti" şeklindeki giriş cümlesi gibi, geliş amacını anlatmakta kullanılıyor. Ateşin karıştırılması, soyun sürmesini sembolize ediyor çünkü.
Bir de uğur getirdiğine inanılan gelenekler var ki, bunlar bilhassa "olumsuz yanıt alınmaması" için yapılıyor. Örneğin, genç erkeğin "hayır" yanıtı almamak için deri parçasını ateşte yakması da gelenekten. Çünkü, yanan derinin, kız babasının ağzını kapayacağına inanılıyor. Bu arada, kız istemeden tutun, düğün sofrasına kadar hiçbir sofrada acı yiyeceğe yer verilmemesi ve bereketi sembolize eden buğday ile türevi yiyeceklerin kullanılması da gelenekten.
Tuz ve kül karışınca...
Görücü aşamasından sonra da ilginç geleneklerin sonu gelmiyor elbette. Akrabalığın kuvvetlendirilmesi için kız evinden getirilen tuz ve külün damat evindeki tuz ve küle karıştırılması ya da komşuların düğüne mum, şeker, sabun, meyve, gönderilerek davet edilmesi veya yeni evlilerin mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeleri için damadın evinin damındaki bir direğe "düğün bayrağı" asılması bunlardan birkaçı. Düğünün başladığı bu bayrak ile anlaşılır ve davul zurna sesi duyulmaya başlar. Yöresine, ailenin maddi durumuna göre bazen bir iki gün, bazen bir hafta sürer düğünler.
Bardağı kır, umudu kessin!
Gelin arabadan ya attan inmeden ayağının altına koyun postu serilir, bazı yörelerde. Bu gelenekteki murat ise gelinin iyi huylu olması. Gelin de bindiği attan inmekte nazlanır, armağan istediğine yorulur bu durum. "Gelin geldiği eve bereket getirsin" diye, gelin yeni evine girerken üzerine bozuk para, darı, çerez serpilir ya da başından aşağı ekmek ufalanır.
Bir de artık yeni bir evde, yeni bir hayata başlayacak olan gelinin geride bıraktığı baba ocağından umudunu kesmesi ve yeni evini benimsemesi için bir bardak kırılır. Ama, kırılan bardağın baba evinden getirilmiş olması şart. Nazar ve kötülüklerin gitmesi için de cam, tahta, çömlek gibi eşyalar kırılır. Gelin eve gelince de, üzerine oturacağı minderin altına süpürge konur. Amaç, gelinin "tertipli bir ev kadını" olması. Başka bir gelenek de gelinin kâkülünün kesilmesi...
Ve daha onlarca gelenek, bazıları yaşayan, bazıları unutulan, yöreden yöreye değişen. Tıpkı, damat ve gelinin evlilikleri pürüzsüz gitsin diye eşiğe yağ sürülmesi, gelinin kaynanasıyla iyi geçinebilmek için süpürgeye çöp batırması gibi...
www.evrensel.net