Günlük yaşama ayna tutan yazar

Günlük yaşama ayna tutan yazar

Ahmet Mithat Efendi, ilk karşılaştığında "Bu romanı sen yazmış olamazsın" diye azarladığı Hüseyin Rahmi'yi sonraları çok sever ve her konuda tam destek verir.

Günlük yaşama ayna tutan yazar
Mustafa Kara
"Sözlerimin ne kadar doğru olduğunu 5 Mayıs'ın ertesi günü yine şu satırlara baktığınız zaman görecek, benim şimdi yaptığım gibi siz de o zaman bol bol güleceksiniz" diyordu, Hüseyin Rahmi Gürpınar, "Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç" adlı romanının 7 Nisan 1910 tarihli önsözünde. 5 Mayıs, "kuyruklu yıldızın dünyaya çarpacağı büyük felaketin"ın tarihiydi. Dediği gibi de oldu... Biz, 90 yıl daha bu önsözü ve romanı okuyup güldük, "dünyaya çarpacak kuyruklu yıldız"ın korkusuyla titreyen insanlara...
Aynı önsözde "İnsanoğullarının korktuklarından ziyade korkmadıkları şeylerden çekininiz. Ta vaaz verenlerden tutunuz da teknik bilgi sahiplerine kadar insanların bilginleri de, filozofları da öbür kardeşlerini korkutma düşkünlüğünden kendilerini alamıyorlar" öğüdünü vermeyi de ihmal etmemişti Hüseyin Rahmi.
Bu öğüdünün ne kadar tutulduğunu görmek için uzaklara gitmeye gerek yok; 17 Ağustos sonrası onun anlattığı "küçük insanlar"ın büyük korkularına hep birlikte tanıklık ettik. 5 Mayıs, 90 yıl sonra "büyük tufan"ın tarihi sayıldı bir kez daha, gerekçe yine gökyüzündeydi, 6 gezegenin aynı hizaya gelecek oluşunda...
Hayatın içinden bir yazar
Okuduğunuz ister öyküsü, ister romanı, ister yazıları olsun, Hüseyin Rahmi'nin 20. yüzyılın başlarında yazdığı her satır, 21. yüzyılın başında da o kadar içimizde, o kadar "gerçek" ki!.. Dönemin romancılarının ister "taklit" ister "öykünme" deyin Batı'ya yönelen tarzına karşın, o her yönüyle "yerli" kaldı çünkü. İstanbul'un bütün semtleri, hanımefendileri, yoksulları, dilencileri, gayri meşru çocukları, öksüzleri, mürebbiyeleri, polisleri, yazarları, şairleri, sporcuları, mirasyedileri, içgüveyleri, yobazları, gayrimüslimleri, hanımefendileri, fettanları vs.. halkın içindeki, yaşamın içindeki tipleriyle toplumun her kesimini başarıyla yansıtır ve hicveder çünkü.
Gözlem yeteneği, yaşlı kadınların dünyasında geçen çocukluğunun da etkisiyle, özellikle yaşlı kadınları çok iyi resmeder Hüseyin Rahmi.
Doğalcı ve gerçekçi
Hüseyin Rahmi'yi, Hüseyin Rahmi yapan "gerçekçiliği" ve "doğallığı"nı besleyen ana unsur, yeni bir yüzyılın başında toplumun yaşadığı büyük değişimin yarattığı çelişkileri görebilmesi, bu çelişkilerin halktaki yansımalarını hissedebilmesiydi. Toplumdaki eşitsizlikler, kadın-erkek ilişkileri, boş inanış ve hurafeler, toplum dışına itilmiş karakterler, onun sanatinin belirleyici konularını oluşturdu.
Sanat yaşamını çağdaşlaşma yolunda bir araç olarak gören Hüseyin Rahmi, bu çelişkiler içinde yeşertilen; yobazlığın, gericiliğin, üçkâğıtçılığın, sömürücülüğün karşısına öyküsü, romanı ve yazılarıyla çıktı ve değişim sürecindeki bir ülkede, tıpkı amaçladığı gibi, kolay okunan onlarca eser verdi.
Üç temel görüş
Eserlerinde işlediği konulara bakıldığında, olay örgülerinin üç temel görüş etrafında oluşturulduğu hemen fark edilecektir. Bunlardan birincisi, "kadın-erkek eşitliği ya da eşitsizliği" konusundaki görüşleridir. Bu konu kimi zaman kadının da erkekle aynı haklara sahip olması gerekliliğini vurgular tarzdadır, kimi zaman da, evlilik kurumunu sorgular tarzdadır. İkinci görüşü ise, "toplumsal adalet" ile ilgilidir. Özellikle ekonomik anlamda insanlar arasındaki farklılık ve bu farklılıkların giderilmesi hakkında ilginç görüşlere sahiptir. Öyle ki, kahramanlarından birine, "tefecilik yapan babasından para çalmasının" meşruluğunu söyletir. Ayrıca, fakirin emeği üzerinden kazanıldığı için "zengin"in malını çalan kişinin suçlu olmadığını bile düşünür, eserlerindeki kahramanları aracılığıyla.
Hüseyin Rahmi'nin üçüncü temel görüşü ise, "boş inançlar, halkın cahillikten kaynaklanan değer yargıları" ile ilgilidir. Eserlerinde çoğunlukla hiciv malzemesi olarak da bu görüşünü kullanır. Bütün bunların alternatifi olarak da "bilgi"yi kullanır.
Bir dönemin eleştirisi
Batılılaşmayı "dejenere olma" olarak anlayan dönemin züppeleri (Şık, Mürebbiye, Metres, Kaderin Cilvesi romanlarında olduğu gibi); hurafeler içinde boğulanları (Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Cadı, Efsuncu Baba, Mezarından Kalkan Şehit, Muhabbet Tılsımı); dönemin yarattığı sözde filozofları (Deli Filozof, İnsanlar Önce Maymun mu idi?) irdelediği, hicvettiği romanları, bir dönem eleştirisidir aynı zamanda. Günlük yaşamın içindeki zoraki, mutsuz evlilikleri ve fuhuşu da birçok romanına (Mutallâkâ, Tebbessüm-ü Elem, Muadele-i Sevda, Sevda Peşinde, Cehennemlik, Kokotlar Mektebi, Hayattan Sayfalar) konu eden Hüseyin Rahmi, hayati boyunca hiç evlenmemesine karşın evliliğe dair de pek çok şey söyleyebilmiştir.
Yoksullar, toplum dışına itilenler (İffet, Nimetşinas, Hakka Sığındık); ruhsal sorun yaşayanlar (Ben Deli miyim, Utanmaz Adam), intiharı düşünenler (Ölüm Bir Kurtuluş Mudur?) de Hüseyin Rahmi'nin hiciv dolu eserlerinde yerlerini aldılar.
Öyküleri daha yalın
Hüseyin Rahmi, tüm bu konuları ele alırken, doğalcılara özgü bir gerçekçilikten kopmadı ve bazen de bir "öğretmen edası" ile halkı aydınlatmaya çalıştı. Romancı yönü ağır basan Hüseyin Rahmi, ayrıca öykü, oyun, makale gibi türlerde de eserler verdi. Gönül Ticareti, Melek Sanmıştım Şeytanı, İki Hödüğün Seyahati, Meyhanede Kadınlar adlı kitaplarda topladığı öyküleri de romanlarında olduğu gibi toplumsal yergi içermekle birlikte, kullandığı dil daha yalın ve basit oldu.
Yasaklanan sinema
Hüseyin Rahmi'nin "Mürebbiye" adlı romanı 1919 yılında sinemaya uyarlanarak, Türk sinemasının üçüncü konulu filmi oldu. Fransız bir mürebbiyenin "ahlaksızlıkları"nı anlatan film, işgal altındaki İstanbul'da "Fransızları aşağıladığı, küçük düşürdüğü" şeklinde yorumlandığı için büyük bir coşkuyla izlendi. Ve kısa süre sonra gösterilmesi yasaklandı.
Eleştiriler ve yanıtı
Üslubu sıkça eleştiri konusu yapıldı Hüseyin Rahmi'nin. "Teknik yetkinliği olmaması", "estetik yoksunluğu", "Araya girip düşüncelerini aktarması", "kurgusal yetersizlik" gibi dönemin yazar ve eleştirmenlerin yoğun eleştirilerine maruz kaldı. "Cadı Çarpıyor" ve "Şakavet-i Edebiye" (Yazın Eşkıyalığı) adlı kitaplarında tüm bu eleştirilere yanıt veren Hüseyin Rahmi, yazdıklarını ısrarla ve kararlıca savunmaktan geri durmadı.
Yapılan eleştirilerin haklılığı, haksızlığı bir yana, yanıtı Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kaleminden, yazar-eleştirmen Şahabettin Süleyman'ın "üslupsuzluk" suçlamasına "Cadı Çarpıyor" adlı tartışma kitabında verdiği yanıttan aktaralım:
"Karşınızda yükselmek özlemiyle ellerini bize uzatmış milyonlarla halk var. Bir milletin genel kültürü, birkaç estetik hocasının araştırmalarının sonuçlarıyla ölçülemez. Halk için edebiyat olmazmış... Ne saçmalık! Halk bilgisizlik içinde boğulsun, koca bir millet yok olmaya mahkûm olsun, biz karşısında seyrine bakalım, öyle mi?
Siz edebiyatı kendi aranızda geçerli bir kalp paraya, yalnız seçkinlere özgü bir şifreye çevirmek istiyorsunuz."
www.evrensel.net