Cezaevi içinde cezaevi

Cezaevlerine yönelik tecrit politikası, cezaevlerinde yaşanan sorunları kat be kat artırırken...

Cezaevi içinde cezaevi
Jülide Kalıç
Cezaevleri şu günlerde yeni sorunlara, yeni toplumsal acılara gebe. Cezaevlerine yönelik tecrit politikası ve hızla inşa edilen hücre tipi cezaevleriyle binlerce tutuklu ve hükümlü, yaşamdan yalıtılarak, açık ve gizli bir şekilde yok edilmek isteniyor. Çığlıksız bir ölüm mekânı olan hücrelerle, tutuklu ve hükümlülerin yaşamla olan tüm bağlarının koparılması ve izole edilmesi hedefleniyor.
Cezaevleri içerisindeki izolasyon uygulaması, tutuklu ve hükümlülerin ortaklaşa geliştirdikleri sosyal yaşam kültürüne bir saldırı anlamına geliyor aynı zamanda. İzolasyonun insan vücudunda gerek psikolojik gerekse fiziksel hasarları oldukça büyük. İzolasyona tabi insanlar, sosyal kimlik algılamasında bozukluklar, sosyal ilişki kurmada güçlükler, fiziksel ve ruhsal ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar.
Hücrede 2 ay...
Kayseri Bölge Cezaevi'nde, 1965 yılında, 2 ayını hücrede geçiren Hasan Akyol, hücrede geçirdiği günleri anlattı. Hasan Akyol 12 yıl hüküm giymiş. Şimdi 64 yaşında olan ve o dönemde 5 yıldan fazla cezası olanların 2 ay hücrede tutulduğunu belirten Akyol, "Cezaevi içinde bir cezaevidir" diye tanımlıyor hücreyi. İnsanların, 8 adım değil 8 ayak genişliğinde bir zindana tıkıldığına işaret eden Akyol, "Hücrede kendi dışında herkesten yalıtılmışsındır. İnsan sesini, tenini unutursun hücrede" diyerek anlatıyor bize yaşadıklarını.
'Gördüğün bir avuç gökyüzü'
Kaldığı hücreyi anlatıyor Akyol. "Beyaz badanalı, yüksek dört duvar seni çevreleyen. Üzerine üzerine yürüyor. İdarenin verdiği kötü bir yatak. Ekmeğini koymak için küçük bir dolap. Bir de tuvalet. Kokusu 24 saat seninle beraber. Hücreye havalandırma diye koydukları boyunun üstünde 30 cm'lik cam bölme, kalın parmaklıklarla çevrili. Gördüğün sadece bir avuç gökyüzü. Bir de bazen bir kuş, bir uçak belki." Kimseyle tek bir kelime bile konuşmadan, kimseye dokunmadan 2 ay boyunca direnmiş Akyol. Akyol, ne radyo ne bir kitap bulunduramadıklarını dile getiriyor. Tek iletişiminin günde bir defa yemeğini getiren, demir kapının deliğinden uzanan bir el. Seslense bile gardiyanlara, ses vermezmiş hiç biri.
Psikolojik bozukluklar oluşuyor
Hücre yaşamından sonra, daha önce olmayan bazı rahatsızlıklar yaşayan Akyol, algılama ve duyum sorunu çektiğini, sinir hastası olduğunu ve kapalı bir yerde boğulduğunu söylüyor. Kimilerinin 11 ay hücrede tutulduğunu ve çoğunun aklını yitirdiğini ya da kendini çarşafla boruya asarak intihar ettiğini dile getiren Akyol, kimi arkadaşlarının da felç olduğunu belirtiyor. Cezaevindeki yaşamı, ömürboyu hücreye tıkmak isteyen anlayışa tepki gösteren Akyol, insanların hücrelere sokularak öldürülmek istendiğine, hücrenin insanı diri diri toprağa gömmekten bir farkı olmadığına işaret ediyor. "İstersen diren istersen direnme. Bir gün kalsan hücrede anlarsın ne demek olduğunu. Ama direndim. Benden daha uzun süre hücrede kalacak arkadaşları düşündüm" diyen Akyol, önceden mülayim bir adam olduğunu şimdi ise sinir sahibi olduğunu dile getiriyor.
İlişkiler kesiliyor
Hücreden çıkıp koğuşuna geri döndüğünde geceleri kabus gibi geçmeye devam etmiş Akyol'un. Birçok arkadaşı, sayıklar, bağırırmış uykusunda. Sonrasında 10 gün içinde tek tek ayırmışlar arkadaşlarından, başka bir cezaevine göndermişler Akyol'u. "Amaç islah etmek güya. Cezaevinde yaşayan bilir. Görüş gününü iple çekersin. Bir de akrabalarımdan ayırdılar beni. Görüşe kimse gelemezdi. İlişkilerimizi kesmeye çalışıyorlardı" diyen Akyol, hücrenin bir işkence olduğunu vurguluyor. "Hücreyle kansız bir katliam yapılmak isteniyor" görüşünü dile getiren Akyol, hücrelerin hepsinin yıkılmasını istiyor.
www.evrensel.net