13 Mayıs 2000 21:00

Göründüğü kadar çıplak değil

Yeni Dünya Düzeni kahramanının felsefesi "nihilizm"dir. Sadece kendi varlığına inanan, kendisinin dışındaki dünyanın görüntüden ibaret olduğuna ikna edilen nihilist bireyin dünyayla kurabileceği tek gerçek ilişki kendi bedeninde başlayacak ve orada bitecekti.

Paylaş
Göründüğü kadar çıplak değil
Nuray Sancar
Bülent Erkmen'in "32 Büst, 32 Fotoğraf İçin Yazılmış Yalanlar" adını taşıyan kitabı, medyanın deyimiyle gündeme "bomba gibi" düştü.
32 sanatçının belden yukarı çıplak olarak olarak göründüğü fotoğrafların yer aldığı kitap, ağırlıklı olarak "sanat için soyunma"nın bu "yapıt"la doğan yeni içeriği ve "sarkık göğüslü kadın enteller"in ne kadar estetik olduğu bakımından sorgulanıyor. Ama bu, kendini konunun muhatabı sanan kesimleri, gökyüzünün kuyunun ağzından görünen kadar olduğuna inanmaktan başka bir noktaya götürmüyor. Çünkü Bülent Erkmen'in çalışması kültür, sanat ve edebiyatta bir süredir görünürde yenilik arayışının; gerçekte ise bir dizi sarsıntıyla geriye sıçramanın göstergeleri sayılabilecek diğer olgularla birlikte anlam kazanıyor. "Kıran Resimleri"nin başarılı öykücüsü İnci Aral'ın bir ilaç şirketi sponsorluğunda "reklam-roman" yazması; güneşin altında söylenecek yeni hiçbir şeyin kalmadığı kuramıyla zemini hazırlanan ve eski metinlerin yeniden kaleme alınması veya birbiriyle anlamsal ilişkisi olmayan metin parçalarının montajı esasına dayalı "postmodern edebiyat"ın zuhuru, resimde bir rönesans mirası olan perspektif duygusunun çöpe atılması; sanal yayıncılığın doğması, internet tekniği esasına dayalı hiper metinlerin geleceğin edebiyatı olmaya aday gösterilmesi, roman ve öyküdeki giriş gelişme ve sonuç bölümlemesinin gerçek hayatta böyle bir bölümlenme olmadığı gerekçesiyle hakir görülmeye başlaması ve bütün bu tartışmaların gelip düğümlendiği kitle kültürü, popüler kültür tartışmaları...
"Yalanlar", işte sanat ve edebiyatın canına okunduğu böyle bir güncel tablo içinde medya-edebiyat, kitle kültürü-sanat, estetik- kitch, seçkinlik-aleladelik arasındaki sınırı kaldırmak suretiyle kültür yıkıcılığına "soyunuyor."
Müthiş bir buluş!
Böylece geçen yıl okullarına konuk olan Hülya Avşar'la "Sanat nedir ve sanatçı kimdir" tartışması başlatan akademi öğrencilerinin tepkisini, tiyatrocu Berna Laçin'in "dizilerde alaylılar değil okullu tiyatrocular oynasın" feveranını söndürüp sulandıran medya tarafından değil de "sanat" tarafından ödünleyen Erkmen, çok önemli bir iş yapmış oluyor.
Televolelerin, 'Pasha-Şamdan- Gala'ların "zavallı" mankenciklerle, ne iş yaptığı belli olmayan genç kadınların sekiz sütuna manşet üryanlıklarına açtığı sayfalara kültür ve sanatta düşülebilecek en alt yozlaşma basamağından el uzatarak meşruluk kazandırmak epey bir iş sayılmalıdır çünkü. Nitekim o mankencikler de bunu atlamayıp, basına verdikleri demeçlerle "entellerin halleri"ne kıs kıs gülüyorlar."Yalanlar", teslim etmek gerekir ki müthiş bir buluş. Zira bu pespayeliği düşünebilecek aklıevvel yüz yılda bir çıkıyor!Bedenden ötesi yok!
Küreselleşme'nin politik içeriği olan "sınıflar arasındaki sınırların silindiği, sınıf mücadelesinin bittiği" iddiasının elbette kültürel karşılıkları da olacaktı. İyiyle kötü, estetikle çirkin, gerçekle yalan birbirine karışacak bütün bu kavramların anlamı yeniden tanımlanacaktı. Yeni Dünya Düzeni, sanat ve edebiyatın bütün temel ilkelerinin saldırıya uğradığı, bütün kültürel birikimimizin topa tutulduğu bir düzenin adıydı.
Bu süreçte sanat da gerçek yaşamın çelişkilerini konu edinmekten uzaklaşarak kendi iç çelişkileriyle uğraşmaya boğuldu. Yüzünü halktan ve onun sorunlarından çevirerek, kendine döndü, içine kapandı. Böylece, ortaya, kendi doğal ve sosyal ortamının çelişkileri tarafından tanımlanmayan, kafası sadece kendi haz kaynaklarıyla meşgul edilen yazınsal kahramanlar çıktı. Bireyin hareketi ise kurgusal bir tarih ve bilim kurgusal bir gelecek dekorunun önündeki devinimden ibaret kılındı.
Bu Yeni Dünya Düzeni kahramanının felsefesi ise "nihilizm"di. Sadece kendi varlığına inanan, kendisinin dışındaki dünyanın görüntüden ibaret, sanal olduğuna ikna edilen nihilist bireyin dünyayla kurabileceği tek gerçek ilişki kendi bedeninde başlayacak ve orada bitecekti. Küreselleşme felsefesinin yalnızlaştırıp yabancılaştırarak kendi vücudunun sınırlarına hapsettiği insanın, bir sanat yapıtı aracılığıyla bulabileceği en derin anlam sadece kendi bedeniydi. (Bakınız, Baudrillard, Tüketim Toplumu- Ayrıntı Yayınları)
Küreselleşmenin son kültü
Bülent Erkmen'in ilk bakışta bile insanı irkilten "Yalanlar"ının yazınsal dokusunu işte bu, küreselleşme felsefesi (nihilizm) oluşturuyor ve kitap "yapımcı"sı küreselleşmenin son kültüyle (bedenle) oynuyor. Önümüzdeki "sanat yapıtı"ndaki yalın, sıradan gayri estetik fotoğraflarla yapılan teşhircilik ve röntgenciliğe davet Ebru Şallı, Demet Şener ve Hande Ataizi gibilerinin piyasa çıplaklığından daha etkili oluyorsa, bu, görüntülerin bütün küreselleşme felsefesinin gizine sahip olmasından kaynaklanıyor. İnsan orada kendi bedenine gömülüyor, toplumsal gelişmenin, sınıf mücadelesinin reddiyle birlikte kendi etine kapanıyor, sanatın tarihsel gelişim içinde edinilmiş temel ilkeleri lime lime edilip kültür şekilsiz bir kütleye dönüştürülüyor ve bir kez daha... piyasa tanrı olarak ilan ediliyor.
Demek, uçurumun, daha çok düşmek isteyenler için bir dibi daha varmış.
ÖNCEKİ HABER

Öğrenciler değil, tecavüzcü korunuyor

SONRAKİ HABER

Zimbabve’de ölümlerin sorumlusu polis ve asker

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa