Aklayan özeleştiri: Aşkın Sırları

Aklayan özeleştiri: Aşkın Sırları

İkinci Dünya Savaşı'ndan kalan toplama kampları ve elbette günlük yaşamın içindeki "toplama kampları", sadece Hitler'in işgal ettiği Avrupa topraklarında değildi.

Aklayan özeleştiri: Aşkın Sırları
Mustafa Kara
İkinci Dünya Savaşı'ndan kalan toplama kampları ve elbette günlük yaşamın içindeki "toplama kampları", sadece Hitler'in işgal ettiği Avrupa topraklarında değildi. "Shine" filmi ile tanınan ünlü Yönetmen Scott Hicks'in "Aşkın Sırları" filmiyle anlattığı da bu. Çilek yetiştiricileri ve balıkçıların yaşadığı ABD'ye ait San Piedro Adası'nda geçiyor öykü. Kimi zaman 1950'li yılların savaş sonrası acıları, kimi zaman savaşın sıcak yıllarının zorlu günleri, kimi zaman da savaş öncesi "barış" günleri anlatılıyor, başarılı geri dönüşlerle.
Halkın sevdiği, önyargılardan, ırkçılıktan uzak, namuslu ve "beyaz" bir gazetecinin oğlu ile çilek üreticisi bir Japon ailenin kızının, en azından o koşullarda, imkânsız aşkı etrafında dönen, daha doğrusu bu aşk ile başlayan hikâye, savaş sonrası bir mahkeme etrafında genişletiliyor ve izleyiciye "ırkçılık" denen lanetin ne menem bir şey olduğu anlatılıyor. Bir Japon aralarında toprak sorunu olan bir "beyaz"ı öldürmekten yargılanıyor çünkü.
Olayın düğümü de, filmdeki imkânsız aşkın "beyaz" tarafı olan genç gazeteci Ishmael'de. Yargılanan Japon ise, bu aşkın diğer tarafında yer alan Japon kızının kocası Kazuo... Bu dava, yaşlı avukatın filmde söylediği gibi, herhangi bir kasabada sıradan bir dava değil, bir insan sırf ırkı nedeniyle yargılanıyor. "Her gün, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir küçük mahkeme salonunda insanlık yargılanıyor" diyor avukat. Önyargıyla bezenmiş ırkçılığın savcısıyla, jürisiyle peşin hükümlü mahkemesine başka ne söylenebilir ki? Hele de hakim duruşması, "Bugün Pearl Harbour baskının 9. yıldönümü, ama bunun bu davayla hiçbir ilgisi yok" diye açmışken.
Çok şey söylüyor
İki buçuk saate varan uzunlukta bir film "Aşkın Sırları", ama öykünün karmaşıklığı, üç ayrı dönemi anlatması bir yana, çok fazla konuda, çok fazla şey söylüyor. Uzunluk gereksiz tekrarların uzunluğundan değil, başarılı bir anlatımın sonucu olunca da, kısa bile kalıyor film. Ana tema olan ırkçılığın yanında, toprak sorunu, mülkiyet sorunu, savaş suçları, savaşın acıları, gazetecilik etiği, dürüstlük ve cesaret, adalet mekanizması ve daha bir çok alt konu var "Aşkın Sırları"nda.
"Aşkın Sırları"nı başarılı bir film yapan öyküsündeki ustalık olduğu kadar, yer yer tabloyu andıran görüntüler, ağır bir kışın ve sisin kasvetli havasının filmin kurgusu içinde yerli yerine oturuyor oluşu, savaş öncesi, savaş esnası ve savaş sonrası dönemlerin anlatımı için kullanılan sahnelerdeki başarı. Ve elbette, genç oyuncu Ethan Hawke'nin, Max von Sydow'un, Japon oyuncu Youki Kudoh'un başarılı oyunculukları ile birleşince, güzel bir edebiyat uyarlaması ve hatırlarda kalacak bir film çıkıyor izleyicinin karşısına.
Yaşadığımız günlerden...
Film, Türkiye halkına tanıdık, bildik gelecek bir olaylar toplamını anlatıyor aslında. "Toplumsal linç"i en ağır koşullarda yaşayan, "Ya sev, ya terk et"li ırkçılığın hakim olduğu günleri daha atlatamayan bir ülkede, bu film belki de kastını da aşan şeyleri dillendiriyor. Bir iki istisna dışında toplumsal bir lincin figüranları olan San Piedro'lular, bize fazlasıyla benziyor çünkü. Savaş başladığında gazetesinin batması, yok olması pahasına başyazısında "Bugün onurlu tutum alalım ki, yarın savaş bittiğinde komşularımızın yüzüne bakabilelim" diyen yaşlı gazetecinin sırf ırkçılık yapmadığı için karşılaştığı zorluklar, aldığı tehditler, karşılaştığı ekonomik ambargo; öldürülen gazetecileri, bombalanan gazeteleri getiriyor hatırlara.
Aklayan özeleştiri!
ABD bayrağı altında toplama kamplarına gönderilen Japonların haberini yaparken, tek tek el sıkışarak vedalaşacak kadar "tarafsız" olan bu gazetecinin oğlu olan İshmael'den ölmüş babası olmasını bekliyor, kasabalılar ve elbette izleyici. Ama, davanın düğümünü elinde tutan bu genç, mutsuz biten aşkının acısının da etkisiyle bu onurlu tutumu, son ana kadar gösteremiyor. ABD'nin üzerine kurulduğu iddia edilen "doğruluk, eşitlik ve özgürlük" değerlerin sembolü görünümündeki yaşlı avukat ise, izleyicinin ABD'yi ırkçılıktan mahkûm etmesini engelleyen, ABD'nin onurunu kurtaran kişi rolünü üstleniyor.
Bu yaşlı avukatın, mutsuz biten aşkının etkisindeki genç gazeteciye verdiği, "Her insanın hayatında bir korkudan, bir tutkudan, bir aşk acısından, bir önyargıdan kurtulduğu bir dönüm noktası vardır" öğüdü, genç gazeteci ile birlikte belki de ABD'nin de kurtarıcısı oluyor.
www.evrensel.net