Elmalı'da yıkıma karşı protesto

Beykoz Elmalı köyünde jandarma tarafından gerçekleştirmek istenen yıkım, köylülerin protestosu üzerine 15 gün süreyle ertelendi.

Elmalı'da yıkıma karşı protesto
Beykoz Elmalı köyünde jandarma tarafından gerçekleştirmek istenen yıkım, köylülerin protestosu üzerine 15 gün süreyle ertelendi. Belediyenin yıkım kararını engellemek isteyen köylüler, köy meydanında toplanarak, "Elmalı bizimdir, bizim kalacak", "Elmalı'yı yıkan elleri kırarız" sloganları atarak yıllardır yaşadıkları evlerin yıkılmasını izin vermeyeceklerini dile getirdiler. Köylülerin tepkisi üzerine sabahın erken saatlerinde Elmalı'yı ablukaya alan jandarma, yıkım kararının ertelenmesiyle birlikte köyden ayrıldı.
Karar Ankara'dan geldi
Kendilerine yollanan boşaltma tebligatları nedeniyle günlerdir uyku uyuyamadıklarını söyleyen Elmalı köylüleri, yıkımın durdurulması ve bu kararın iptal edilmesi için birkaç gün önce Ankara'ya temsilci gönderdiklerini söylüyorlar. Temsilcilerin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile görüştüklerini belirten Elmalılılar, bu şekilde yıkımın 15 gün ileriye atıldığını, ancak bunun çözüm olmadığını söylüyor. Elmalı köyünün orman içinde bulunmadığını, yolla ayrıldığını ve herkesin kendi arazisini ekip biçtiğini söyleyen köylüler, "Acarkent yeni bu arsaları aldı. Yıllanmış ağaçları kestiler, ama 'Orası ormanlık değilmiş' diyorlar şimdi. Biz eskiden oralardan hayvanlarımıza ot biçerdik" diyorlar. Yıkım kararının haksız olduğunu söyleyen köylüyer, birçok insanın tüm birikimini buraya aktardığını ve yıkım halinde perişan olacaklarını belirtiyorlar. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Çığlıksız ölüm çarkı: Hücre
Jülide Kalıç
İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, uzun, kansız, sesiz bir ölüm mekânı olan hücre, tecrit, izalasyon politikasının yanlışlığını ve sonuçlarını anlatan "Hücreler" konulu bir dosya hazırladı. Günlük hayatın akışı içinde unutulan ve yalnızca katliamlar, açlık grevleri, ölüm oruçları ve mafya hesaplaşmaları ile gündeme giren cezaevlerinin, yeni sorunlara, yeni ölümlere ve toplumsal acılara gebe olduğuna değinilen dosya da, planlanan düzenlemenin "oda tipi, F tipi, küçük koğuş" diye vitrine çıkartıldığına dikkat çekildi.
Yanılsama yaratılıyor
Eskişehir Özel Tip Cezaevi'nin kapatılması için 1996 yılında siyasi tutuklu ve hükümlülerin başlattıkları ölüm orucu ve süresiz açlık grevinde 12 kişinin öldüğünün ve Eskişehir "tabutluğuna" girmenin bedelinin ağır ödendiğinin hatırlatıldığı dosyada, Ulucanlar katliamının, F tipi cezaevlerine geçiş için yapıldığı kaydedildi. "Devlet cezaevlerine hakim değildir" imajının F tipi cezaevlerine geçiş ile yıkılmasının düşünüldüğüne ve "Cezaevleri sorunu nihayet çözülüyor" yanılsaması yaratılarak medyanın, köşe yazarlarının ve gazetecilerin 'müjdeli' haberleri arasında, hücre sistemine geçişin propagandasının yapıldığına dikkat çekilen dosyada, Ulucanlar katliamından sonra cezaevi sorunlarının arttığı ifade edildi.
Tecrit işkencedir
Adalet Bakanlığı'nın şimdiye kadar 37 E tipi ve 17 özel tip cezaevinin bazı bölümlerini "hücre" sistemine dönüştürdüğünün ve Ankara, İzmir, Bolu, Kocaeli ve Tekirdağ'da, "Yüksek Güvenlikli" olarak tanımlanan 5 adet F tipi cezaevinin uygulamaya konulması için çalışmalar yaptığının bildirildiği dosyada, ihaleye çıkarılan cezaevlerinin bir tanesinin maliyetinin 2 buçuk trilyon lira olduğu vurgulandı. İHD'nin hazırladığı dosyada, hücreler için temin edilen trilyonlarla okul, üniversite, hastane ve sosyal hizmet kurumunun yapılabileceği ifade edildi.
Türkiye'deki siyasi iktidarın tecriti, Avrupa demokrasisinin bir uygulaması olarak gösterildiğinin belirtildiği dosyada, Almanya'daki siyasi tutuklu ve hükümlülerin yıllarca süren mücadelesi sonucu Avrupalıların, tecritin bir demokrasi uygulaması değil, işkence olduğunu kabul ettiği kaydedildi. Dosyada, hücrenin "İnsanı insandan yalıtıp sessizce öldürmenin " adı olduğu dile getirildi.
Trilyonlar harcandı
Cezaevlerinde, kişi başına düşen günlük iaşe bedeli olan 750 bin lira bahane edilerek, kahvaltı verilmediğinin, "ödenek yok" diye mahkûmların hastane ve mahkemeye gönderilmediğinin, bir yandan da hücre tipi cezaevi yapımı için trilyonlarca liranın harcandığının ifade edildiği dosyada, hücrelerin politik mahkûmun kişiliğini, ardında da kendisini hedefleyen çığlıksız bir ölüm çarkı olduğu vurgulandı. Patenti emperyalist ülkelere ait olan ve sürekli geliştirilerek, başka ülkelere ihraç edilen "Yüksek Güvenlikli Bölümler" denilen hücrelerin, politik mahkûmun yaşamla olan bağlarının koparılmasını ve mahkûmun izole edilmesini hedeflediği bildirilen dosyada, bu uygulamanın psiko-terör olduğunun altı çizildi. İzolasyonun, işkencede olduğu gibi kişiliği yok ettiğinin belirtildiği dosyada, izolasyonun adli tutuklular için de tehlike oluşturduğuna dikkat çekildi.
Protokol sorunu çözmüyor
Cezaevlerine ilişkin, Adalet, İçişleri ve Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı protokolün var olan sorunları çözmek yerine, sorunları daha da arttırdığına işaret edilen dosyada, genelge ve yönetmeliklerle cezaevlerinin yönetilmesinden vazgeçilmesi, tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması, cezaevlerinde çift başlılığa son verilmesi, tüm hizmetlerin sadece Adalet Bakanlığı'na bağlanması, tüm ceza infaz kurumlarında ortak standart sağlanması ve cezaevlerinde insan hakları örgütleri, hukukçuların ve doktorların denetiminin sağlanması istendi.
www.evrensel.net